7 Şubat 2015 Cumartesi

Gramofon



Dünya siyasetini müzik çalan aletlere benzetmeye kalksak, herhalde, bizim dışımızdaki (Batı Trakya) tüm topluluklardaki siyasî hareketler, “dijital”dir, MP3-çalardır, USB-çalardır falan...

Gelgelelim, biz hâlâ “gramofon” olmaktan öteye gidemiyoruz... Üstelik, yıllarca aynı “bozuk taş plağı” çalan bir gramofon!



Toplumumuzu temsil ettiğini iddia edenlerin siyasî arenaya sürdüğü fikirler o kadar “sığ” ki, 30 yıldır dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz!

Üstelik, sırf aynı yere gelebilmek için boşu boşuna efor harcıyoruz!

Bazen “Acaba 'önderlerimiz' hiç çaba harcamasa, işleri oluruna bıraksak, daha mı iyi olur?” diye düşünmüyorum değil...

***

Birkaç gün önce, Dostluk-Eşitlik-Barış Partisi'nin (DEBP) resmî web sitesinde, Genel Başkan Mustafa Ali Çavuş'un Avrupa'ya yaptığı ziyaretin genel değerlendirmesini
okudum...

Çok yarlarlı ve amacına uygun bir ziyaret olduğu, kimlerle görüşüldüğü ve resim çektirildiği falan anlatılıyor bildiride...

Bildirinin içi o denli boş ki –abartmıyorum!– bu bildiri yerine bomboş bir a4 kâğıdı yayınlasalar, belki daha anlamı ve ilgi çekici olurdu...

***

DEB Partisi heyeti, Almanya ve Hollada'da bulunan 30'u aşkın derneğimiz içerisinden, 10 tanesini ziyaret etti...

Doğal olarak 30'u aşkın derneğin tamamını ziyaret etme beklentisinde değiliz; fakat bazı ayrıntılar önemli:

Ziyaret edilen şehirlerin bazılarında, iki dernek bulunuyor. Heyetin, bunların birini ziyaret edip, diperini etmemesi ayrımcılığın daniskası olup, kanımca, dernekler arasına ekilen nifak tohumlarına su vermekten başka birşey değildir!

Hollanda'da “arası açık” iki derneğimizin var olduğunu bilindiği halde, heyetin, birini ziyaret edip diğerine yan gözle bile bakmaması, savundukları “birlik-beraberlik” teorilerinin asıl kendileri tarafından çürütüldüğünün göstergesidir.

Ve yine nasıl bir rastlantıysa, 30 dernek arasından seçip ziyaret ettikleri dernekler, hep kendilerine “çevirme” yapıp “paşalar” gibi ağırlamaktan öteye gitmeyecek/gidemeyecek insanlar tarafından yönetilen dernekler... Kendilerine soru soracak, fikir alışverişinde bulunacak insanları bünyesinde (ve bilhassa yönetiminde) bulunduran dernekler, nedense hep esgeçilmiş!

***

Hadi bunu da geçelim ve diyelim ki o konuda “ABTTF paşası” Halit Habiboğlu'nun “gazına” geldi parti heyeti...

(Muhtemelen gezi programını ABTTF yönetimi hazırlamıştır...) Ve “Bimiyorduk, anlamadık, görmedik” deyip “yırtar”lar! Peki ya Brüksel'deki içi bomboş toplantıya ne demeli?

Okuduğumuza göre, heyet, “yuvarlak masa toplantıları”na katılmış ve ırkçılıkla mücadele
eden ENAR örgütüyle görmüş... 

Ne anlatmış bu ırkçılıkla mücadele eden örgüte heyetimiz?...

İnanamayacaksınız, ama, “240 imam yasası”nı anlatmışlar!

İskeçe'de azınlık ferdi ırkçı saldırıya maruz kalırken, Müslüman mezarlıklarında gece
yarıları mezar taşları kırılırken, Kur'an-ı Kerim'ler parçalanıp azınlık mahallelerine atılırken, nazi çetesi üyeleri azınlık köylerine gidip bayraklar asarak insanlarımızı tehdit ederken... ve toplumumuz daha nice ırkçı saldırılara maruz kalırken; sen git ırkçılıkla mücadele eden bir örgüte “240 imam yasası”nı anlat!

Sapla saman ancak bu kadar karıştırılır...

***

Bir de azınlık gazetelerine bir göz atayım dedim; bir tanesi şöyle yazmış:

“Batı Trakya Türk Azınlığının siyasî alandaki tek temsilcisi olan DEB Partisi...”

Bu ibareyi okuduktan sonra, hangi akıl ve matıkla devamında ne yazdığını okuyabilir ki insan?!

Ne demek “siyasî alanda tek temsilci”?..

Yunan parlamentosuna gönderdiğimiz 3 vekil, kimi temsil ediyor; Hindistan vatandaşlarını mı?..

Gazete ayrıca, o temaslar esnasında heyetin, partinin çalışmaları hakkında bilgi verdiğini söylüyor...

Hangi çalışmalar hakkında bilgi vermişler; yayınladıkları “kınama”lar ve çektirdikleri resimler hakkında mı?..

***

Kısacası, bizim sorunumuz Yunan devletiyle, sistemle falan değil!

Çünkü biz henüz o aşamaya gelemedik...

Ve kendi içimizde “önder” pozisyonunda olan insanların “kıt” ve “sığ” algılarının değişmediği müddetçe de, “suya delik açmak”tan öteye gidemeyeceğiz...

“Önder” geçinenlerden “süpermen” olmalarını beklemiyoruz... Ama en azından kendilerini “süpermen” diye pazarlamasınlar, yeter!


Barikat, s.3, 05.03.14

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder