6 Şubat 2015 Cuma

“Kadı’yı namazda gören” azınlık basınına karşı “Barikat”!



Bizim memlekete ait bir efsanedir:

Köyün birinde, yoksul bir genç varmış. Ve bu gencin dünyalar güzeli bir karısı varmış... Ve köyün zenginlerinden birinin, bu dünyalar güzeli kadında “gözü kalıyormuş”... Bir gün, dayanamayıp, kadına 
kendisiyle birlikte olması durumunda, ne isterse verebileceğini söylemiş...

Kadın bunu kocasına iletince, kocası, “Çarşamba akşamı kocam evde olmayacak, buyur gel. Ama gelirken 50 altın getir” deyip, herifi eve davet etmesini söylemiş. Ve kadın da harfiyyen bu direktifi yerine getirmiş...

Çarşamba akşamı olanda, zengin, elinde yarım çuval altınla kapıya dayanmış. Kapıyı kadının kocası açınca, “Şey” demiş, “sizin hanım benden 50 altın borç istediğini söylemişti de, onu getirdim.”

“Eyvallah” demiş adam, “sağol”!

“Yalnız” demiş, zengin; “eğer borcunu zamanında ödeyemezsen, her altın karşılığında vücudundan bir gram et keserim”. Ve ayrılmış...

Günü gelip fakir borcunu ödeyemeyince, Kadı’ya gitmeye karar vermişler...

Tam yola koyulmuşlar ki, yolda vatandaşın biri çamura saplanmış olan eşeğini çıkarmaya çalışıyormuş. Yardım etmeye girişmişler ve bizim “fukara” eşeği kuyruğundan tutup çekerken, kuyruk elinde kalmış.

Eşeğin sahibi adama bağırmaya başlayınca, zengin, “Ben de zaten bunu Kadı’ya götürüyorum; sen de bize katıl ve eşeğinin kuyruğunu kopardığı için Kadı’ya şikâyet et” demiş. O da onlara katılmış.

Derken, yolda yine vatandaşın biri ineğini kaçırmış, “Yakalayın” diye bağırıyor... Ve bizim “fukara” ineği durdurmak için taş atıyor ki, ineğin gözü çıkıyor.

İneğin sahibi de davacı oluyor anlayacağınız... Derken, ezan okunuyor. Abdest almak için bir eve dalıyorlar. Bizim “fukara”, “Kaçayım da kurtulayım” diye içinden geçirip, “komşu kapı”dan sızmaya çalışıyor ki tam “komşu kapı”yı açarken kapının arkasındaki hamile kadına çarpıyor ve kadın çocuğunu düşürüyor... Kadının kocası da davacı oluyor hâliyle!

Bu sırada “fukara”, “Kadı nasıl olsa bana idam verecek, en iyisi ben intihar edeyim” diye düşünüp, caminin minaresine çıkıyor ve oradan atlıyor. Ama şans bu ya, minarenin altında duran yaşlı adamın üzerine düşüyor ve kendi öleceği yerde onu öldürüyor. Ve doğal olarak onun çocukları da davacı oluyorlar...

***

Kadı’ya vardıklarında, davalı konumundaki bizim “fukara” önden davranıp kapıyı açıyor ki ne görsün:

Kadı, içeride “zina” işliyor. Hemen davacılara dönüp, “Arkadaşlar, Kadı Efendi namaz kılıyor, biraz bekleyelim” diyerek kapıyı kapatıyor. Ve o sırada Kadı da toparlanıp giyiniyor, kadını saklıyor falan...

Dava görülmeye başlıyor. Kadı ilk başta zengine şikâyetinin ne olduğunu soruyor, zengin anlatıyor. Bir bıçak çıkarıyor Kadı, “Al” diyor; “her altın için bir gram et keseceksin. Ama hak geçmesin, tam 50 gram. Ne 49, ne 51. Eğer başaramayıp az veya fazla et kesersen, ben senden 50 gram et keseceğim”. Zengin tırsıyor ve mahkeme masrafını ödeyip davasını geri çekiyor.

İkinci davacı da şikâyetini anlatıyor. “Sen de git şunun kolunu çekerek çıkar. Çıkaramazsan ben senin kolunu çıkarırım” diyor Kadı. O da tırsıyor ve mahkeme masrafını ödeyip davasını çekiyor.

Üçüncü davacı da derdini anlatıyor. “Tamam” diyor Kadı; “al şu taşı, at ve davalının gözünü çıkar. Çıkaramazsan ben senin gözünü çıkarırım.” O da diğerlerinin yaptığını yapıyor.

Dördüncü davacı da anlatıyor derdini. “Kaç aylık hamileydi hanım?” diye soruyor Kadı. “Dört aylık” deyince, “Tamam” diyor; “ver hanımı davalıya, hamile bırakıp dört aylık olunca getirsin.” Ve o da çekiyor davayı.

Sonuncusu da tedirgin bir şekilde anlatıyor derdini. “Tamam, sen minareye çık” diyor Kadı, “ben bunu altta tutacağım. Atla üzerine ve öldür.” O da mahkeme masrafını ödeyip gidiyor.

Kadı, “fukara”ya dönüyor ve mahkeme masraflarından topladığı paraları uzatıp, “Al bunları” diyor, “güle güle harca. Kadı’yı namazda görmenin nekadar büyük sevap olduğunu anla!”

***

Bu “efsane”, mevcut azınlık basınımızın hâlini oldukça iyi anlatıyor sanırım.

“Barikat”, “Kadı’yı namazda gören” basın/gazetecilik anlayışını yıkıp; cesur, objektif, bağımsız olarak da gazetecilik yapılabileceğini göstermek için çıkıyor.

Hoşbulduk!



Mustafa Çolak


(Barikat, s.1, 05-02-13)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder