7 Şubat 2015 Cumartesi

Sohbet



Daha birkaç yüz yıl önce atalarımız günlerini nasıl geçirirlerdi, neyle meşgul olurlardı bilemiyorum. Muhtemelen günlük sohbetler, az dedikodu, biraz da saray muhabbeti ile vakit öldürür fikir teatisinde bulunurlardı. Bu sohbet nasıl başlar, neye göre şekillenir ve en sonunda nasıl bir kıvama dönüşürdü bilemeyiz elbette. Genel kanı olarak bugün de olduğu gibi en acil, en önemli, en bomba dedikodular, havadisler ele alınır, fikirler, yorumlar eklenir, olmuşla olabilecek ve olması muhtemel vukuatlar dile getirilir, konu bir dahaki sefere açılmak üzere paketlenir ve bir başka mesele ele alınırdı. Peki bu meselelerin konuşulması, anlatılması, yorumlanması, irdelenmesi hepsi birlikte olmuş olanın veya olacak olanın önünde bir engel bir set teşkil eder mi? Sanıyorum etmez; ki etmemiştir de.

Sarhoş araba kullanırken kaza yapmış birinin kazayı nasıl yaptığı anlatılırken bir mecliste biri çıkıp dese "Keşke sarhoş araba sürmeseydi de kaza yapmasaydı" o kazanın olmasını engellemeyeceği gibi; fikirlerimizin değerli olduğunu zannederek başkasına anlatırken sanki olayların akışı bizim istediğimiz gibi olsa her yer güllük gülistanlık, cennet bahçesine dönecekmiş gibi anlatırız ama ne yazık ki, gel gelelim, o meseleler hiç de bizim istediğimiz gibi veya yorumladığımız gibi gelişmez veya sonuçlanmaz. Hatta yıllardan beri "vatan elden gidiyor" kabusunu hepimiz en az bir kaç kez dinlemişizdir büyüklerimizden ve anlatırlarken savundukları fikrin noktasına virgülüne haklı olduklarını ispatlarcasına dayılanarak konuşmaları da bize, onlara karşı haksızlık etmemiz karşısında suçluluk duygusuna kapılmamızı sağlayacak bir şekilde ve hatta "Neden bu adamı dinlemiyorlar ki! Dinleseler vatanı kurtaracak fikirleri var" dercesine beyin travması geçirmemize sebebiyet verir.

Lafta kahramanlığın bir diğer şekli de sahte düşmanlar yaratıp hepsine savaş açıp içimizdeki kin ve nefreti bir derece daha alevlendirip kusmak ve tekrar bir başka sohbette ele almak üzere rafa kaldırmak. Sohbetin sonuna doğru ise sohbeti dinleyenler ve katılanlar hepsi tek vücud olmuş ortak bir amaç için yaşıyor ve savaşıyor, az önce yaratılan sahte düşmana yükselttikleri nefret duygularıyla bir kez daha "Biz sizden ve herşeyden üstünüz" mesajı vererek fikir birliği sağlarlar.

Niye böyle bir sahte düşmana ihtiyaç duyuyoruz sohbet ederken, niye kahraman olmak istiyoruz her ağzımızı açtığımızda ve neden hala hayallerle yaşıyoruz? Gerçekler bize acı mı geliyor, savaşacak gücümüz mü yok? Yoksa böylesi daha mı kolay? Kolaycılıkla işimizi
halledip, lafla peynir gemisini yürütüp, elimizi bile kıpırdatmadan
beş dakikada kahraman olmak daha kolay geliyor bize. Fakat o kahramanlık masadan kalkınca bitiyor, farkında değiliz. Kendimizi uyutuyoruz onun da farkına varamıyoruz.

Gerçek düşman kafalarımızın içine yerleşmiş ve bizi her gün bir kılıç darbesiyle daha vuruyor. Dışarıda hayat böyle değil; paranın çözemediği veya çözemeyeceği hiç bir mesele yok. "Önce sağlık" diyenleri duyar gibi oluyorum ama dediğimle felsefe yapmıyorum hayata gerçekçi bakıyorum. Paran olunca en iyi sağlık hizmetini bile alabilirken, beş parasız kaldıktan sonra tabii ki "Önce sağlık" temennisini anlamamak için aptal olmak lazım. Geçenlerde kayak yaparken düşüp kafasını kayaya çarpan formula bir pilotu Michael Schumaher'in hâlâ suni komada tutulduğunu ve büyük bir umutla yaşama geri dönmesi beklendiğini hepimiz haberlerde gördük. Peki sorarım, orta halli biri bu kazayı yapmış olsaydı aynı muameleye tabi tutulacakmıydı? Sanmam!

Herkesin hayatı değerlidir ama o hayatı daha değerli yapmak bizim elimizde. M. Schumaher de fikirlerini, ideallerini gerçekleştirerek pratiğe dökmüş dünyanın tanıdığı bir insan olmuştur. Eğer bu hayallerle yatıp bunlarla kalksa kahvehane köşelerinde bunları anlatıp iyi, hoş vakit geçirseydi şimdi onu on onbeş arkadaşı dışında kimse tanımayacaktı. Belki de kayak yapmaya gittiği yerde kaza geçirip de oracıkta daha hayatını kaybettiğini sıradan bir haber gibi izleyecektik.

Kısaca; çok boş konuşuyoruz; boş işlerle uğraşıyoruz; kuyrukla kapan boşandırmaya çalışıyoruz!!!

Kalın sağlıcakla...

***

Bağımsız bir gazete yayın hayatına başlıyor bu sayıyla birlikte. BARİKAT'ın başarılı olmasını ve tüm ideallerinin hayata geçirilmesini temenni ediyorum.

(Barikat, s.1, 05.02.14)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder