16 Şubat 2015 Pazartesi

YEŞİL VE ÖTESİ İSTİLA



Her sene bu dönemde aynı sahne tekrarlanıyor. Dört bir yandan öyle bir saldırıyorlar ki, insanın kendini savunması ne mümkün! Aklımı kaçırmamak için, tek bedene toplanmış üç maymun gibi dolaşıyorum. Tüm duyu organlarımı, kah kapayarak kah tıkayarak, bu çılgın saldırıdan kendimi soyutlayarak, kurtulmak istiyorum. Gözlerimi kapayıp, kulaklarımı tıkasam, burnumdan fethetmeye kalkıyorlar bedenimi. Aklıma zor mukayyet oluyorum, "ruhumbedenimiterkettiterkediyor.com".


Bunlar Orhan Veli'yi mahvetmişler, ben ne kadar direnebilirim ki?

Dedik ya havadan, karadan her yönden saldırıyorlar.

Bu şehrin bir nazım planı var, öyle her isteyen istediği yerden bitemez. Ne o papatyalar, kır çiçekleri öyle, ekilmedikleri çimentoyla asfaltın birleştiği yerde bitiyorlar, yeşilin bu kadar mı tonu olur? Bazı çiçekler ise rüzgarla ortak çalışıyorlar, kokularını yaydıkça yayılıyorlar onlara bir de yağmur katılmıyor mu işte o anda sallıyorum beyaz mendilimi, teslim oluyor, pes ediyorum. Yemyeşil çimenlerin üzerine uzanıyorum. Sere serpe sırtüstü tuş oluyorum. Dişlerimin arasında bir papatya, oyuncak yapıyorum kendime bulutları.

Ne kadar şanslıyız, mevsimlerin değişimini, doğadaki kıpırdamaları bire bir yaşıyoruz. Oysa büyük şehirlerde yaşayanlar öyle mi, beton yığınlarının arasına sıkışmışlar hava durumunu akıllı cep telefonlarından öğreniyorlar. Yeri kazdıkları yetmiyormuş gibi göğü de delmişler. Adeta doğanın bağrına saplanmış birer hançer; ne hançeri, resmen mezar taşları dikmişler. Benim bildiğim mezar taşlarında meftanın ismi yazılır. Bunlarda ise böbürlenerek kendi ünvanlarını yazıyorlar, katil olarak.

Artık mahalleler, hatta küçük köyler dikine yükseliyor . Sokakların yerini merdivenler, asansörler almış, avluların bahçelerin yerini ise balkonlar. En üst katlar en değerli olanlar, Allah'a yakın olduğundan olsa gerek. Onlar 2+1 , 3+1 hücrelerinde saatlerce trafikte sözde özgürlüklerini yaşıyorlar. Oysa doğadan, her ne kadar kalabalık olsalar da birbirinden uzaklaşmışlar.

Yalnızlık tek başına kalmak değildir, esas yalnızlık kalabalıkların içinde yaşanılan yalnızlıklardır. Yalıtılmış bir şekilde, birey olarak yaşamaya alışmışlardır. Oysa insan doğası gereği iletken olmalıdır. İnsan insanlığın bir halkasıdır. Baki'yi oluşturan fanidir. Semazenlerin bir ellerini göğe açıp diğer elleri ile yeri göstermeleri hak'tan alıp halka vermeyi temsil eder.

İnsanın attığı küçük bir adım, insanlık adına dev bir adımdır.

Üzerimize geçirdiğimiz kisvelerle, çıplak geldiğimiz dünyaya gittikçe uzaklaşıyoruz (cinsiyet, din, sosyal konum). Çocuklar yakın zamanda sebzelerin, meyvelerin market reyonlarında yetiştiklerini sanacaklar, doğaya çıktıklarında "patataki, garidaki ağacı" arayacaklar. Aşklarının baş harflerini kazıyacakları bir ağaç bulamadan aşklarını yaşayacaklar ve yaşlanacaklar, 2+1, 3+1 rezidanslarında izole olmuş.

Onlar özgürlüklerini yaşaya dursunlar. Bırakın ben ağaçlardan oluşan hücremde, kuşların gardıyanlığında, esintilerin getirdiği çiçek kokularının uyguladığı işkence, karıncalarla, böceklerle, sere serpe, sırtüstü çimenlere uzanmış, bacak bacak üstüne çelmiş müebbet yatayım; yağmurlarla yıkayayım günahlarımı.


Barikat, s:10, 18.06.2o14

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder