16 Nisan 2015 Perşembe

Euro’da kalmak mı, “onur” mu?



Son günlerde nedense (!) Moğollar'ın o şarkısını tekrar tekrar dinliyorum:


“Ak üstünde karalar
Birbirini kovalar
Bir bulmaca değil bu
Her şey açık, aşikâr


Büyük abi ABD
Küçüğüyse AB
Yeğenleri IMF
Önemli bu alfabe”.


Özellikle azınlık içerisinde, son zamanlarda nedense (!) SyRizA'yı çok sevmeye başlayan “alaturka liboş”lar bir yandan; azınlığın tek partisi DEBP diğer yandan aynı nakaratı tekrarlıyorlar:

“AB'de ve Euro bölgesinde kalmak”...

SyRizA'nın bir “Euro fetişizmi”ne kapıldığı iddia ediliyor, “diğer sol”ca. Bu ne derece geçerli, tartışılır. Ancak kesin olan bir şey varsa, o da azınlık içerisindeki “önde götürülenler”in kapıldığı “Euro fetişizmi”.

Eğer Euro bölgesinden çıkarsak, arkadaşlar, maaşları Drahmi'yle, Ruble'yle veya TL ile ödenecek ve o “değersiz” paralarla “zarara” uğrayacaklar diye mi korkuyorlar; yoksa, ceplerindeki güzel mor banknotların yerini “sakallı” heriflerin resimlerini taşıyan banknotlar alacak ve “estetik” açıdan göz zevklerini bozacak diye mi, bilmiyorum...

Ama bir “huzursuzluk” içerisinde oldukları kesin.

Peki ya bizim gibi –troykanın uyguladığı/uygulattığı politikalar yüzünden– cebinde bırakın “mor”unu “kırmızı”sından bile olmayan; vergilere bağlanan, haraçlara bağlanan, sefalete sevkedilenlere ne oluyor?

Cevabı basit: Algı operasyonu kurbanı oluyoruz!

Eğri oturup, doğru konuşalım...

Yunanistan'ın borcu, ödenecek gibi bir borç değil. Troyka'nın reçeteleri, çözüm getirmediği kanıtlanmış olmakla birlikte, bizi ağır bir sömürüye maruz bırakıyor: Yapılan anlaşmaya göre sadece 2015 yılı içerisinde faiz ve itfa için 22 Milyar ödemek zorundayız.

Ve bu durumda, eğitim, sağlık, kültür, altyapı alanlarına yatırım yapmak; işsizliğe çare bulmak neredeyse imkânsız...

Peki biz, 25 Ocak'ta niçin oy verdik?..

“Her ne olursa olsun, Euro bölgesinde ve AB'de kalalım” diye mi?..

Yoksa, bu insanî kriz, bu sefalet son bulsun; insan onuru kazansın, demokrasi yeniden gelsin, huzur yeniden gelsin diye mi?

İşte zurnanın “zırt” dediği yer burası.

Ben adil, demokratik, bağımsız, insan haklarına önem veren bir Yunanistan için kullandım oyumu. Bana bunu vaad etti çünkü, SyRizA. “Euro'da kalmak için halkımızı ezdirmeyeceğiz” dedi. Eğer “her ne olursa olsun Euro'da kalmayı” vaad etseydi, oyumu SyRizA'ya değil, AntArSyA'ya verecektim.

Azınlık içerisinde bir diğer “tabu” da AB.

Yıllardır, AB'ne girdiğimizden beri “rahatladığımız”, daha fazla insan hakkı kazandığımız, daha çok ifade özgürlüğü bulduğumuz söylenir.

Diyelim ki öyle.

Peki insan sormadan edemiyor: 34 yıllık AB döneminde, azınlık olarak hangi sorunumuz çözüldü?

Eğitim mi?..

Vakıflar mı?..

Dernekler mi?..

Müftülük mü?..

Bazıları AB programlarından iyi şekilde “babalanmış”, “malı götürmüş” olabilir. İyi de etmişler.

Ancak, toplum olarak AB'den biz ne kazandık, ona bakmak lâzım...

Ve ne kaybettiğimize...

Ve AB konusu açıldığında buradan başlayalım tartışmaya...

Yunanistan hükûmetinin –bana göre– şu anda yapması gereken en önemli şey, memorandumları başka bir adla süsleyip sürdürmek yerine, iptal edip tarihin çöp sepetine göndermek; borcu tek taraflı silmek ve Euro bölgesinden (ve gerekirse AB'den de) çıkmak ve yeniden yapılanmaya başlamaktır.

Bu, halka güzel bir şekilde anlatıldığında, halkta da yankı bulacak, halk da bunu destekleyecektir.

O halde, bir an önce bir referanduma gidilip, halka ne istediği sorulsa, fena olmayacak!


mustafa_colakbjk@yahoo.gr


Barikat, s. 19, 19-03-2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder