6 Aralık 2015 Pazar

[Online]“Batı Trakya âşıkları” biraz hadlerini bilsinler...


Mustafa ÇOLAK
mustafa_colakbjk@yahoo.gr

Bundan kısa bir süre önce, daha düne kadar “İperidis” takma adıyla Yunan Millî İstihbaratı’na (KİP) çalıştığı belgelenmiş bir zat-ı muhterem, Türkiye’de yayın yapan bir kanalda, “Batı Trakya âşığı” olduğunu söylüyordu.

“Batı Trakya”yı kullanarak, “Batı Trakya davası”na hizmet ettiğini söyleyerek, Batı Trakya’da olduğu kadar Türkiye’de ve Avrupa’da da kariyer yapmış; ceplerini doldurmuş, ipiyle kuşağı yerinde olan; oturduğu yerden “ahkâm kesen” bir tayfanın var olduğu malûmunuz.
Bunların içinde, en önde gelenleri de, bu “dava”ya “hizmet etmek” (!) adına Türkiye siyasetine bulaşmış (!!) ve A veya B partide bir yerlere gelmek için “yırtınanlar”. Ve elbette, Saray’lardan memlekete lider “dikme” kaygısı peşindeki “erenler”.
Bunların olması gayet doğal. “İşini” garantiye almış, pastadan dilimin büyüğünü almak için “Batı Trakya davası”na ne denli âşık olduğunu göstermenin dışında bir görevi olmayanlarla uğraşacak değiliz. Allah kazançlarını arttırsın.
Ancak, benim gözümden kaçmış olan ve İbram Onsunoğlu’nun Azınlıkça’nın internet sitesindeki yazısını okurken gözüme ilişen, TC Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun demeci, işin ne denli “çığrından çıktığını” gösteriyor.
Ne demiş Mehmet Müezzinoğlu?
Seçim gecesi Türk ve Müslümanların yoğunlukta yaşadığı birçok yerden tebrik mesajları aldım, ancak Şahin dışında Batı Trakya’dan tebrik mesajı almadım. Batı Trakya’yı yeniden düzenlememiz lâzım... şeklinde sözler sarfetmiş!
Mehmet Müezzinoğlu kim?
Batı Trakya kökenli bir Türkiye vatandaşı ve TC Sağlık Bakanı.
Müezzinoğlu’nun görevi ne?
TC yurttaşlarına hizmet etmek, ülkesinin sağlık sistemini geliştirmek vs.
Peki, Müezzinoğlu “Batı Trakya’yı yeniden düzenleme”ye kalkışacak haddi nereden buluyor dersiniz?
Hadi, ben söyleyeyim: Bizim siyasîlerimizden, dernek başkanlarımızdan, gazetecilerimizden, resmî (zer)zevatımızdan!
Nasıl mı?
Bir müridin tarikat şeyhinden “düstur” alması gibi, bizim siyasîlerimiz, seçim öncesinde, gidip dizinin dibinde oturup “hayır dûası”nı alıyorlar. (Sadece onun değil, Halit Eren başta olmak üzere, TC’de herhangi bir “üst makam”a gelmiş olan herkesin!)
Medya(ğ) elemanlarımız, alçalmakta bir “klik” daha aşağı düşseler, Müezzinoğlu ve benzerlerini B. Trakya için atanmış birer “paygamber” ilân etmeleri an meselesi!
Siyasî kariyer peşinde koşan dernek başkanlarımız vs. kendileriyle aynı karede boy gösterebilmek için analarını-babalarını ölüm döşeğinde bırakıp, ta Ankaralara/İstanbullara koşuyorlar...
Durum böyle olunca, Müezzinoğlu’nun, Eren’in ve benzerlerinin “Batı Trakya’yı yeniden düzenleme”ye kalkışmaları gayet doğal.
Doğal olmayan, memlekette aydın geçinen, yazar-çizer geçinen, gazeteci geçinen, solcu geçinen çevrelerin tüm bu “kuşatma” karşısında susması!
Niye kimse çıkıp, Müezzinoğlu’na “Batı Trakya’daki azınlık bireylerinin sorunlarının çözümü için mücadele de, nasıl yaşayacağımız yönünde alacağımız kararlar da bizi ilgilendirir; senin işin değil. Sen kendi işine bak!” d(iy)emiyor?..
Cevabı basit: “Kukla” olmayanlar, korkuyorlar!
“Kara liste” uygulamasının ilk mağdurlarından olan İbram Onsunoğlu, Müezzinoğlu’nun söz konusu demecini okurken “ürperdiğini” söylüyor. Haklı. Bu satırlardan sonra İbram Onsunoğlu ve bendenizin de “kara liste”ye alınmayacağını; memleket içerisinde “itibarsızlaştırma” adına çeşitli belaltı saldırılara maruz kalmayacağını kim iddia edebilir ki!
(Seçim öncesi bendenize “Seni Batı Trakya’ya rezil edeceğim” diye tehdit telefonları eden zatın, daha düne kadar Meço Cemali’nin dizinde otururken birden Türkçülüğe transfer olmuş olan yeniyetme faşist çığırtkan yaveri başlamıştır bile karalamaya!)
İşte bu noktada, “Azınlıkta yeni siyaset” üzerine düşünmemiz ve tartışmamız kaçınılmaz. Bir demokrat olarak, bir sosyalist olarak, ama her şeyden önce bir insan olarak, bu, boynumuzun borcu. Bendeniz, payıma düşeni yapacak, hazırlamakta olduğum “Azınlıkta yeni siyaset” başlıklı yazı dizisini tüm halkımızla –imkân olursa gazetelerde, olmazsa sosyal medyada– paylaşacağım.

Çünkü azınlık olarak, gerek ekonomik, gerekse siyasî olarak “karanlık” bir baskı döneminden geçiyoruz. Ve bu dönemde susacak, sinecek olan aydını, siyasetçiyi, yazarı tarih affetmeyecektir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder