28 Şubat 2016 Pazar

[Online] Soydaş kim? - Mustafa Çolak



Rodop Potami Milletvekili İlhan Ahmet, twitter üzerinden “Yüzsüz olarak hakaret ettiğin Soydaş kim Mustafa?” diye sormuş.

Bu soru, daha önce de şahsıma çok kez yöneltilmiş, çeşitli isimler üzerinde “acaba onu mu kastediyor?” diye çeşitli fikirler yürütülmüştür. Cevaplama fırsatı işte; kaçırmak olmaz! 
“Soydaş kim?”
Bu soru, 140 karakterle cevaplanamayacağı için bu yazıyı yazma gereği duyuyorum. Ama sayın vekil okumaya üşeniyor ve kısa cevap istiyorsa, şöyle cevaplayayım: Soydaş, çağımızın, memleketimizde yaşayan ‘Zübük’ü. Yani hayalî bir roman kahramanı. Zekâsı çok keskin, mizahı çok kuvvetli bir yazarın, oldukça iyi satan bir romanının ana karakteri. Ve bu kahramanın özelliklerini ise, şöyle sıralayabiliriz:
Ø      Soydaş bir cahildir: Okumaz, araştırmaz, etrafında/çevresinde ne olup bittiğiyle ilgilenmez; “Bu memleketi ben mi kurtaracağım” vurdumduymazlığıyla “Böyle gelmiş, böyle gider” aldırmazlığı arasında bodoslar. Kendinden zayıf olana “efelenir”, kendinden güçlü olanın ayağına paspas olur.
Ø      Soydaş bir entrikacıdır: Çevresinde, beslediği maaşlı elemanları, ajan(s)ları, medya(ğ)ı, hafiyelerinden oluşan bir “ordusu” vardır; ki bunlar her kahvehanede/camide/meyhanede onun “fikirlerini” (!) yayıp “kahramanlıklarını” anlatırlar; onunla karşı fikirde olanlara veya onları destekleyenlere “belaltı” vururlar.
Ø      Soydaş bir takıyyecidir: Siyaset için abdestsiz namaz da kılar, para-şan-koltuk için dinini devlete de satar, sonra elde ettiği o “haram” paralarla Umre’ye gidip “günah çıkartıp”, insanların arasında Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuyarak da gezer. Yine aynı şekilde, tüm bunları yaparken memleketten uzaklaşıp başka şehre/ülkeye gittiğinde içki içmekten, zina işlemekten vs. çekinmez.
Ø      Soydaş bir rüşvetçidir: Yetkili makamdakilere tatlılar-içkiler taşıyarak (hatta bazen kadınlar sunarak) yalakalık yapıp, kendine ve yakınındakilerine rant sağlar.
Ø      Soydaş ikiyüzlüdür: Dün kara dediğine bugün AK der, dün küfrettiğini bugün kucaklar, dün küfürler yağdırdığına bugün methiyeler düzer.
Ø      Soydaş kişiliksizdir: Din, milliyet, ideoloji, parti... bütün bunlar onun için hedefe (erk, şöhret, makam ve paraya) giden yolda, yerine ve zamanına göre kullanılacak olan araçlardır. Kullandıktan sonra çöpe atar genellikle, bu araçları...
Ø      Soydaş bir yalancıdır: Gözünün içine baka baka sana yalan söylemekten sakınmaz ve senin bu yalana inanmanı ister. Çoğu zaman inanırsın da.
Ø      Soydaş bir halk düşmanıdır: Kendi halkını arkasında dolaşacak bir koyun sürüsü gibi görür, öyle olması/kalması için elinden geleni yapar. Çünkü halk ona itaat etmezse, koltuğu sallanacaktır.
Ø      Soydaş sistemin sıradan bir uşağıdır: Halkını yoksulluğa ve sefalete sevk eden politikaları obur bir iştahla destekler, gencecik insanların evlerini-yurtlarını terk edip gurbetin yolunu tutmalarının önünü açan politikaların tek yol olduğunu onlara anlatıp kandırmaya çalışır.
Ø      Soydaş adi bir varlıktır: Milliyetçi görünür, millî duygularını okşadığı insanları satar; dindar görünür, “din kardeşlerinin” camilerinde neyin nasıl işleyeceğine müdahale edip, insanların Allah’la aralarındaki o huzurlu iletişimine engel olur.
Ø      Soydaş –son olarak ve hepsinden önemlisi– küstahtır: Cahilliğin, bilmemenin kendisine verdiği tiksinç bir boşboğazlıkla atıp tutar, gerçekleşmesi imkânsız şeyler yapacağını söyler; sonra bunları yapamayınca, unutup yenilerini uyduracak ve laf söyleyene höykürecektir.
Soydaş, yani, sayın vekil, Aziz Nesin’in (bilmem adını hiç duydunuz mu?) “Zübük” karakterinde anlattığı o iğrenç mahlûkun modern olanı, memleketimizde yaşayanıdır.
Ete-kemiğe bürünememiş, insana dönüşememiş, adı olmayan, kişiliği olmayan bir parazittir. Ve zamanı geldiğinde, şifon çekildiğinde, lağım çukuruna savrulup gidecek ve bir daha olmayacaktır.
Elbette, Soydaş’a zaman ve mekâna göre çeşitli isimler, rütbeler, koltuklar verilebilir. Ama o, aslında, var olmayan, yazarının keskin mizah anlayışıyla yarattığı hayalî bir roman kahramanıdır. Okurken güldüren, yaşamın içindeyse makama getirilince kan kusturan.
Sorunuzda “hakaret ettiğimi” söylediğiniz Soydaş’ın bu özelliklerini gördüklerinden sonra, kendisine söylenecek en ağır sözün bile hakaret unsuru içeremeyeceğini, tahminim, anlamışsınızdır. 
Tanrı kimseye Soydaş’ın bu özelliklerini taşıma ayıbını vermesin...

Sevgilerimle,
MuÇo

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder