2 Eylül 2016 Cuma

[Online] Bir “Badem”in günlüğünden


“Önce ‘gâvurculuk’ modaydı. Askere gitmemek için, gidip Meço Cemali’nin dizinin dibine oturdum. Beni ‘din görevlisi’ olarak gösterdi, 105’in örtülü ödeneğinden bir de maaş bağlattı, salla başını al maaşını yaşadım.

Sonra Fethullahçılık moda oldu. Cemaat’in içine girip, kimin Türk devletine kimin Yunan devletine çalıştığını ‘ispiyonlamak’ kaydıyla ilişkilerimi geliştirdim, Cemaat’e ‘kurban’ falan topladım, işlerim tam tıkırında gitti.
Sonra şansım yaver gitti, Cemaat vasıtasıyla Türkçülüğe transfer oldum ve devletin önemli kademelerinden birinde hatrı sayılır bir makama getirildim. İşim kolaydı: Memlekette kimin solcu, kimin kemalist, kimin bizden olduğunu ‘ispiyonlayacaktım’. Tabii bu arada sosyal medyaya da merak saldım ve bol bol Hocaefendi paylaşımları yaptım.
Sonra Hocaefendi ile Reis’in arası açıldı. İlk başta her ne kadar iki arada bir derede kaldımsa da, sonunda gücün Reis’ten yana olduğunu gördüm ve kapağı oraya attım. İlk olarak da hemen badem bıyık bıraktım. Yeni görevim, memleket içindeki Fethullahçıları ‘ispiyonlamak’tı. Başarıyla yerine getirdim. Şimdilerde sosyal medyada Reis’in ‘yalamalığını’ yapmakla meşgulum.
Kim bilir... Belki de yarın – öbür gün Reis’in hapishanelerden çıkarıp orduda yeniden üst düzey görevlere getirdiği Balyoz’cu subaylar örgütlenip bir darbe yaparlar, onların yanına geçiveririm hemen. ‘Kandırılmışım, Mustafa Kemal affetsin’ der, yeni görevime başlayıveririm.

Ne de olsa hafiyelik bitmeyen bir görev...”

Mustafa Çolak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder