16 Eylül 2016 Cuma

[Online] ÇOK KONUŞMA!

(Bugün oturup, uzun uzadıya içimden geçenleri yazmak isterdim. Sonra, bir dostum geldi, “Herkes susarken, yine bir tek sen konuşuyorsun, dikkat et” diye uyardı.
Böyledir bu işler...
Gün gelir, demokrasi ‘tıkanır’. Susulur.
Susmayanlar da vardır elbet, hep olmuştur.
Susmayanların anısına, köşemi bugünlüğüne bir susmayana bırakıyorum... - MuÇo)


1915’de doğdu. Evde ağlayamazdı. Hemen annesi,
-Sus! diye paylardı.
Gülemezdi, bağıramazdı. Babası:
-Sus! diye azarlardı.
Misafir gelince,
-Ayıptır, sus! derlerdi.
Kimse yokken,
-Başımı dinleyeceğim, sus! derlerdi.
Yedi yaşına kadar bu, böylece sürdü.
İlkokula gitti. Derste konuşacak olsa, öğretmeni,
-Sus!.. diye çıkışırdı.
Derse kalksa,
-Ne sorulursa onu söyle, çok konuşma!… derdi öğretmenleri.
On iki yaşına kadar da böylece sürdü.
Orta okula gitti. Ağzını açacak olsa,
-Her lafa karışma! dediler.
Müdür,
- “Söz gümüşse, sükut altındır” vecizesini öğretti. Türkçe öğretmeni,
- “İki dinle, bir söyle… Bak, iki kulak, bir ağız var!.” dedi.
-Sus!
-Sesini kes!..
-Çok konuşma!..
On beş yaşına kadar böylece sürdü.
Liseye gidiyordu. Burada öğrendiği en güzel şey “Essükutü hayrün mineddırdır” oldu. Sükut, dırdırdan hayırlıdır.
-Çok konuşma!..
-Sus!..
-Kes sesini!..
19 yaşına kadar böylece sürdü.
Üniversiteye girdi. Evde,
-Büyüklerin yanında konuşulmaz! diye öğretiyorlardı.
Annesi,
-Söz büyüğün, su küçüğün! diyordu.
Profesör birgün ona,
-Dilini tut!.. demişti.
23 yaşına kadar böylece sürdü.
Askere gitti, onbaşı,
-Sus len!.. diye bağırdı.
Çavuş,
-Dırlanma! diye azarladı.
Yüzbaşı,
-Pısss!.. Sısss!.. dedi.
Karakola çağırdılar. Polis,
-Çok konuşma! dedi.
Komiser,
-Sus be!.. dedi.
İşe girdi. Arkadaşları, işaret parmaklarını dudaklarına koyar,
-Şışşşt!.. derlerdi.
-Aman şışşst… Aman sus, aman başın derde girer. Aman haaa…
Büyükleri,
-Sen her şeye burnunu sokma!..
-Sen anlamazsın…
-Sana mı kaldı..
-Sen sus..
Derlerdi.
Evlendi. Karısı,
-Aman sus… Sen karışma!.. derdi.
Sonra çocukları oldu, büyüdü.
-Sen sus baba!.. Çakmazsın bu işlerden… diyorlar.
Bu adam, biraz benim. Biraz sizsiniz. Biraz hepimiziz.
Eskiden kadınlar, kocalarına, kendilerine dırdır etmesinler, çok konuşmasınlar diye eşek dili yedirirlerdi. O inanışa göre, eşek dili yiyenlerin sesi çıkmazdı. Bize sayın ki eşek dili yedirmişler. Arayın bakalım, ağzınızda diliniz var mı? Dilimizi yutmuşuz. Dilimizi içimize sokmuşuz. Ağzımız var, dilimiz yok.
Şimdi bu biraz bana, biraz size benzeyen adam söz hüriyeti istiyor. Konuşacak. Ama ona,
-Sus!.. diyorlar.
İçimden,
-Konuş… Konuş!… Konuş be!… diye bağırmak geliyor. Ama ne konuşacağız, nasıl konuşacağız? Dilimiz nerde?

Aziz Nesin
Nutuk makinesi \ Çok Konuşma!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder