8 Eylül 2016 Perşembe

[Online] DÜNYA YOK OLMADAN KÖYE DÖNELİM SEVGİLİM



“Ülkede dünayanın şehidi var ve herkes susuyor!”

Fenomen başlıklar sosyal medyada, sosyal medya gazetelerinde… Fenomen başlıkları da atmak henüz yasak televizyonlarda ve basılı gazetelerde. Susmak, unutmak, hatırlamamak… Bu kelimeleri kullandığımız başlıklarımız ve bir soruna parmak basmak istesin ya da istemesin, parmak basamayan “başlık atıcılarımız”.

Terör sorunu, sefalet, sömürgecilik; nokta nokta nokta… Ülkemiz adına sorunların tümünü doğuran gerçek meseleye dokunmak, yanından geçmek (gerçekten) kimsenin işine gelmiyor; çünkü o kimseler ekmeğinin derdinde efenim!

KÜLTÜRSÜZLEŞME VE KÜLTÜREL YOZLAŞMA…

Kültür terimi farklı anlamlara sahiptir. İnsan ile ilişkilendirilen kültür; tarihi bir süreç içinde oluşan-oluşturulan anlam sitemidir. Bu anlam sisteminin içinde grubun bireye hükmettiği inanç ve adet sistemi vardır.

Eski dilde “ars” yeni dilde kültür TDK kaynaklarında şöyle açıklanır;

Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.

Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kullanılan “kültür terimi”nin bir sürü anlamı daha vardır.

Kelimenin köküne indiğimizde Kült; İngilizce “cult” kelimesi, mezhep ve tarikat anlamına gelmektedir. Aynı kelime Fransızlarda “culte” olarak yapışır dile ve dini töre ve törenler’e verilen addır.

Cult, Culte, Kült Latince cultus “işleme, ekip biçme” sözcüğünden doğmuştur. Latince sözcük yine Latinceden colere, cult- “toprağı işlemek, ekip biçmek” fiilinden türemiştir.

Tam oluşumuyla KÜLTÜR kelimesi; Fransızca “culture” kelimesinin dilimize evrilmiş halidir; Fransızca anlamı; toprağı ekerek,biçerek tarım yapmayla bereber, terbiye etmedir.

Toprağı ekip biçmekten terbiye etmeye dönüşen bir kelimenin, toprak ile insan arasında kurulu o bağı böylesine sunması harika… İnsan toprağı terbiye eder ve toprak üzerinde yoğunlaşan insanları… Ve sonra zaten terbiye edilen toprak için insan savaşlarla birbirini terbiye etmeye çalışır ve terbiye olunan terbiye edebilenin kültürünü benimser… mi? Terbiye mutasyon bir varlığı mı yaratır?

Bu sorunun oluşmasında, bu sorunun sorun bile edilemeyecek kadar büyümesinde hepimizin büyük çabasının olduğundan şüphem yok. Gerek Sol’un liboşlaşma uğruna Türk kültürü ve folklorünü bir faşist tehdit olarak algılaması, algılatma çabası ve gerçekten bu çabalarının başarılı olması. Bir yandan Sol’a karşı cephe alan Milliyetçi tabanın ARAP KÜLTÜRÜ özengeçliği ve geçmişini bilmemeleri nedeniyle nereye çeksen oraya gitmeleri… Klasik “ARAPLAŞIYORUZ” naraları atmayacağım; iyice açacağım…

Araplaşma, Türkleşme, Avrupalılaşma, Amerikancılık, Kürtleşme… Herkes köyünde kalsaydı; muhtemelen bu konulara hiç değinmeyecektik. Köyden şehire göç, küçük şehirden büyük şehire göç, Avrupalara göç… Bu göçlerin altında yatan terörü doğuran ve terörü besleyen o bildik nedenler… Zorla Saygı ile Zorla Benimsetme arasında bulunan o incecik çizgiyi çok iyi kullanan mevcut sistem ve dünya politikası…”

Saygının ne olduğunu, kelime anlamını hiç merak etmedim şimdiye kadar; düşünürlerin bu konu ile ilgili neler söylediklerini de… Ama yaşadığımız o karmakarışık kültürümüz en azından doğru ya da yanlış bir “saygı” kelimesinin sınırlarını azbuçuk çizdi düşgözümde. Herkesin bildiği-düşündüğü gibi şeyler benimkiler de… Bir kültüre saygı duymanın ne olduğunu, insanların gelenek ve göreneklerini yaşamalarına saygı duymanın ne olduğunu bilebiliyoruz. Rahat bırakın, dayatmayın ve…

R a h a t b ı r a k ı n, d a y a t m a y ı n v e …

Ve’den sonra gelen üç noktayı getireceğim sonra. Şimdi Zorla Benimsetmeye gelelim. Toplumların en küçük yapı taşından, devlet toplumlarına kadar kültürünü bilerek ya da bilmeyerek benimsetmeye çalışır-benimsetir. Trakyalı bir aile Karadenizli bir sülalenin düğününe gider ve onların kültürünü benimseyebilir. Bu Karandenizli sülalenin çabasıyla gerçekleşmiş bir eylem olmasa da “benimsetme” fiili gerçekleşmiştir. Peki Trakyalı aile o düğüne zorla götürülseydi… Bir önce ki paragrafımın sonunda bulunan üç noktayı kaldırın; SINIRLARIMA DOKUNMAYIN kelimesini getirin.

SINIRLARIMA DOKUNMAYIN

Sınırlar… Ülke sınırları, bölge sınırları, yöre sınırları, mahalle sınırları, sokak sınırları ve bunlarla beraber kültürümüzün sınırları… Çok kaynaştık diye mi böyle oldu? Çok kaynaşmaya çalıştık diye gerçekleşti tüm bu olanlar ve bu olanları olduran altında yatanlar… Ülkede hiçbir şeyin doğal sürecinde gelişmemesiyle yurt içi göçlerinin de doğal süreçle gerçekleşmemesi bir facia zincirini yarattı yaşamımızın tam ortasında. Herkesin birbirini ‘anlamaya çalışma zorunluluğu’… Bir kültürü neden anlamaya çalıştığını sorgulamadan buna zorunlu kalan topluluklar… Mahalleye gelen Kürt ailenin Karadeniz kültürünü benimsemeye çalışması ve bir başka mahallede Kürtleşen Balkanlılar. Kimse sınır tanımadı, sınırları ezdiler ve geçtiler; bunu yapmak zorundaydılar; sistem denilen büyük ağabey bunu istemişti… Kimse kimseye “ - kardeş sen kendi köyüne ben kendi köyüme!” diyemedi; çünkü geriye döndüklerinde bir köy bulamayacaklarını biliyorlardı. “ - Yahu ben senin kültürünü neden benimseyim! Bİ DUR!” diyemedi; çünkü, beraber yaşamak zorunda bırakılmışlardı ve iyi kötü yaşıyorlardı da…

İsteyerek ya da istemeyerek bu Kültürel Yozlaşma ilerde daha da büyük sorunlara yol açsın diye; Arap Mülteciler ile yemlenmeye devam ediliyor. Her şey çok masumca görünse de mültecilerin kendi kültürlerinin tamamen dışında yerleştirildikleri Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde gerçekleşecek kültürel çatışmaların boyutu masum olmayacağı gibi, bu çatışmaların bize yine ama yine sunacağı Kültürsüzleşme de masum olmayacak; belki de ilerde yeni bir terör örgütünün, iç karışıklıkların zeminini oluşturacaktır.

Peki sadece ülkenin değil dünyanın bir sorunu olan KÜLTÜRSÜZLEŞMENİN önüne geçilebilinir mi? Ne bilelim; belki bir DÜNYA SAVAŞINDAN sonra… Ama biz ne olur ne olmaz köylerimize geri dönelim…


Ömer Harmankal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder