6 Eylül 2016 Salı

[Online] MARABA TELEVOLE



“Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” demişti seneler önce Andy Warhol. Sanki o zaman bugünleri görür gibi. 1987 de öldüğünde 11 yaşındaymışım. Tek kanallı televizyonun hakim olduğu donemler... Güzel dönemlerdi, samimi dönemlerdi o yıllar. Cumartesi gecesi 40 süzgeçten geçirilip her kelimesi tek tek kontrol edilip yayınlanan Türk filmlerini tüm mahalle sabırsızlıkla beklerdi ve saat 21:00’e geldiğinde herkes pür dikkat seyrederdi Ekrem Bora’yı, Ediz Hun’u Hülya Koçyiğit’i.

Ünlülerdi erişilemezlerdi ve çok özeldiler. Kısa bir süre bu böyle devam etti ve sonra bir şey oldu. Deccal silkindi ve kendine geldi, olması gereken de buydu aslında kendisine atfedilen görevi layıkıyla yerine getirmek için kolları sıvadı. “Televizyon bu günlerde olunabilecek en güçlü yer. Tanrılar yeryüzüne inseydi yaşamayı seçecekleri tek yer televizyon olurdu, izlenecek kadar yakın, ulaşılamayacak kadar uzak. Şöhret bir tanrıya hayat veren ilk şey, ikincisiyse insanlarda uyandırdığı inanç. İnsanlara daha iyi daha değerli bir yaşantının var olduğunu gösteriyor, izlemeye değer bir yaşantının... insanlar da bu olasılığın bir parçası olmak istiyorlar” demişti Akilah Azra Kohen “Fi” adli romanında. Deccal’ın da işi tam olarak buydu işte kusursuz ve ulaşılamayan karakterler yaratmak ve onları yüceltip bize ne kadar sıradan bireyler olduğumuzu göstermek.

90’ların başıydı, iki popüler alt kültür eğlencesi “futbol” ve “magazin” olgularının birleşimi olan “Televole” projesiyle tanıştık. Çok sevdik ve hemen benimsedik. Alpay’ın Cansel’e olan imkânsız aşkını izlerken çok üzüldük, Hülya Avşar’ın tenisteki yeteneğini seyrederken gururlandık. Ulaşılamaz olan “tanrıların” yatak odalarına kadar girdik, yedikleri yemekleri yemeye çalışıp giydikleri kıyafetleri satın almaya başladık paramız yettiği kadar. Neden mi? En iyisi oydu çünkü sorgulamak ayıptı sen onlardan daha mi iyi bilecektin ki! Gel zaman git zaman onlara benzemeye başladı hayatlarımız. Bununla gurur duyduk, artık evlilik dışı ilişki yasamak ahlaksızlık değil, modern toplumdaki bireyin bir ihtiyacıydı. Hatta kendini geliştirmek bile gereksizdi elbet bir gün biri seni keşfeder ve bir anda hayatın kurtulabilirdi, belli mi olur. Okumak öğrenmek zaman kaybıydı. Fırsatları değerlendirmek yeterdi sana içindeki cevheri ortaya çıkarman için.

Bugün herkes belki 15 dakikalığına ünlü olabiliyor ya da olabilme imkânı elinde, o yüzden tanrıların yeryüzüne inmesine gerek yok, zira insan kendini tanrılaştırdı Deccal kazandı ve biz kıyamete bir adım daha yaklaştık.




Zafer Memet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder