4 Kasım 2016 Cuma

[Online] Aydınlanma Hareketinin askerleri



TARİHTEN BİR YAPRAK - 3



Geçen notumda sözünü ettiğim klasör adeta bir hazine. Aşağıya aldığım yazıyı da orada buldum. Öyküsünü anlatayım.

Celal Bayar Lisesinin üç sınıfında (yıllar 1964, 65 ve 66) Türk Edebiyatı ve Türkçe Kompozisyon hocamız Firuzan İşman, nur içinde yatsın, bize edebiyatı sevdirmek ve iyi kompozisyon yazmasını öğretmek için çırpınıyor, azınlık koşullarında yeni yöntemler deniyordu. Bir azınlık gazetesinde kompozisyon gibi deneme türünden yazılar yazabileceğimizi söyledi, kendimizi geliştirmek için. O sırada Gümülcine'de iki gazete çıkıyor, AKIN ve SEBAT. Yıllar 1965, İskeçe'de TRAKYA yayınına devam ediyor muydu, hatırlamıyorum. SEBAT İslamcı ve Şeriatçı, ideolojik rakip. Gerçekte azılı inkılap aleyhtarı, Türkiyeli kaçak Hüsnü Yusuf* -korkunç bir Mustafa Kemal düşmanı tarafından yönetiliyor, Medreseye sahip çıkıyor, Celal Bayar'ı da vuruyor. Ve Yönetim tarafından destekli. Onun için SEBAT'ı sil, geriye AKIN kalıyor. İnkılapçı ve Atatürkçü olan AKIN'ı Asım Haliloğlu yönetiyor. Firuzan hanım Asım ağabeyle görüşmüş, konuyu ona açmış, o da kabul etmiş, bize müjdeyi verdi.

"Asım bey teklifimi seve seve kabul etti. Sizin yazılarınız ikinci sayfaya girecek. Gazetelerde en çok okunan sayfa. Yazılara bir portrelik fotografınız da eşlik edecek." Sanırım heyecanlanmış ve telaşlanmıştık. Fotograf çıkmaya koştuk, sonra yazı konusu seçmeye. Aşağıda benim AKIN'da çıkan ilk yazım, yaşlar 17, yıllar 1965, sınıf lise 2 (veya sınıf 5). O zamanlar kullandığım iki soyadına birden yer vermişim.

Gazetenin o sayısını anacığım saklamış. Okuduğu azınlık basınını atmaz, büyük bir kutunun içinde toplarmış. Ölümünden sonra AKIN'ın benim yazıyı içeren sayısını o kutunun içinde buldum.

Birkaç açıklama: Firuzan hocamız biz lise 2. sınıftakilerden başka 1. ve 3. sınıftaki öğrencilerden de AKIN'da yazmalarını istemiş miydi, onların da yazıları yayımlanmış mıydı? Bilmiyorum, hatırlamıyorum. Benim bu yazıdan başka yazım çıktı mı, sanırım çıkmadı. Yazısı yayımlanan öbür arkadaşlar kimlerdi? Hasan Kaşıkçıoğlu ve Sadık Ahmet'i hatırlıyorum. Diğerlerini hatırlamıyorum. AKIN'da Gençliğin Köşesi başlıklı o sütun ne kadar sürdü, neden durdu ve devam etmedi, onu da hatırlamıyorum. AKIN'ın o sayılarına bir göz atmak gerek. Ama AKIN kolleksiyonu kimde var?

Hasan Kaşıkçığlu** "Fes" hakkında -aleyhinde yazmıştı. Fesi sorgulayarak ve ötekileştirerek. Yazısını yazarken aramızda görüşmüştük, iyi hatırlıyorum. Öğrenci olarak başıkabalak gezmek yasaktı ve biz Celal Bayar'da zorunlu olarak şapka giyiyorduk. Medrese öğrencileri ise fes giyiyorlardı. Çağdışı bulduğumuz festen ve fesli medrese öğrecilerinin arzettiği manzaradan rahatsız oluyorduk.

Sadık Ahmet'in yazısı ise Türklük ve Türkçülük üzerineydi. İERİ'nin son sayılarında Sadık'ın AKIN'daki o yazısını yeniden yayımlamıştı, oradan hatırlıyorum.

Şimdi AKIN'da çıkan o yazıların ışığında o dönemi aklımdan geçirirken, lise yıllarını, azınlık toplumunu değiştirmek ve geliştirmek gibi bir niyetle yola koyulduğumuzu hatırlıyorum. Sözünü ettiğim o üç yazı da dikkat edilirse, Azınlıkta bir çeşit Aydınlanma Hareketinin kıpırdanışlarıydı. Belki bilincinde değildik, bir ad koymamıştık, ama ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı iyi biliyorduk, Azınlıktaki Aydınlanma Hareketinin askerleriydik. Aynısını o dönemde bir süredir memlekete dönmeye başlayan öğretmen okulu mezunlarında da görmek mümkün.

Niye başarılı olamadık?... Canım, diyeceksiniz belki, Atatürk’ün Cumhuriyet Türkiye'si başarılı olamadı, Azınlığa ne kalmış? 



İbram Onsunoğlu


GENÇLİĞİN KÖŞESİ



HZ. MUHAMMED VE İLİM

Yazan: İbrahim Yunus Kırmahalleli (Gümülcine Azınlık lisesi Sınıf V)


İslâmiyetin yüce kurucusu Hz. Muhammed bir "ilim aşığı" ve cehalet düşmanı idi. Onun kurduğu dinin ilme, öğrenim ve öğretime verdiği değer hiçbir dinde yoktur. O kadar ki, Peygamberimiz her müslümana ilmi farz kılmış, ilmi ibadetten daha üstün tutmuştur. Bu yöndeki hadisleriyle onun ilim anlayışını açıklamaya çalışalım.

"Çin'de bile olsa ilmi oradan arayınız. Zira ilme talip olmak her müslümana farzdır." diye buyuran Peyganberimiz, bizi ilim için yabancı yerdeki yabancı din mensubuna dahi gönderiyor. Böylece ilimde din ve ırkın bahis mevzuu olamayacağını da bize işaret ediyor.

"İlim elde etmek için geçen bir saat, ibadetle geçirilen bir geceden, ve yine ilim peşinde geçirilen bir gün, üç ay oruç tutmaktan hayırlıdır." Burada onun ilmi ibadetten daha üstün gördüğünü anlıyoruz. O halde ilim peşindeyken icra edemediğimiz ibadetler için günaha girmeyeceğiz.

Peygamberimizin başka bir buyruğunda "Ahireti isteyen ilme sarılsın" der. Demek ki ilim bize dünyadan başka ahireti de kazandıracaktır.Yukarıdaki hadislerden cesaret alarak biz de buraya şu sözü ekleyelim: Müslümanlık ilim ile tamamlanır. Zaten dinin esas gayesi insanı dürüst ve ahlâklı kılmaktır. İslâmiyet te her şeyden önce bunu emreder. Fahat din nihayet inanç ve ibadetlerin sistemleşmiş bir şeklidir ve yalnız dindarlıkla tam dürüstlük sağlanamaz. Bu ancak ilim ile mümkündür. Peygamberimiz öyle söylüyordu.

Aynı şeklide öğretmenlerin İslâmiyetteki yeri Peygamberimizin şu şağıdaki hadisleriyle açıklanabilir:

"En makbul sadakadan biri de bir müslümanın bir ilmi öğrenmesi, sonra o öğrendiğini müslüman bir kardeşine öğretmesidir." "İlme ve alimlere hürmet eden bana hürmet etmiş olur." "İlminden başkalarının yararlandığı bir alim, ibadet eden bin kişiden daha hayırlıdır."


***
İlim hakkında bu kadar ileri bir görüşe sahip yüce kurucunun dinine mensup toplumlarda yüksek bir uygarlık seviyesi aramak ve bulmak tabiî görünür. Peygamberimiz bu hususta ümitli değil, tamamen emindi: "İlim ve hikmet mü'minin kaybolmuş malıdır. Nerede bulursa alır." Fakat şimdiye kadar onun ümitleri yerinde bir sükût-u hayal hüküm sürdü. Ve bunun sorumluluğu, kişisel çıkarlarını halkın cehaleti üzerine kuran sözde din adamlarının, aslında din sömürücüsü olanlarındır.


(AKIN gazetesi, 24.12.1965, sayı 375)



*Kütah
ya doğumlu Türkiyeli kaçak Hüsnü Yusuf, Cumhuriyetten kaçarak Yunanistan'a sığınmış, Gümülcine'de yaşamış ve ölmüştür. Çocukluk yıllarımdan aklımda kalan, başı fesli, eli bastonlu, ince ve uzun esrarengiz bir silüet, hep tek başına gezerken yolda ve en çok parkta karşılaştığım ve SEBAT'ın bürolarında otururken gördüğüm. Bugünkü Kadir Mısıroğlu onun taklidi, hem kafa yapısı bakımından, hem de kısmen dış görünüş olarak. Hafız Yaşar bana onun korkunç gururlu bir insan olduğunu ve genel af çıktıktan sonra bile Türkiye'ye ailesinin yanına dönmeyi reddettiğini söylemişti. Bugün olsa dönerdi. Hüsnü Yusuf hakkında bir yerlerde kayıtlı toplu bir bilgi var mıdır?... Benim elimde onun "İnkılap Soytarılığı" başlıklı uzun bir şiiri var, eski harfli şeklinden yeni harfliye Aydın Bostancı'nın çevirdiği, orada dipsiz bir Mustafa Kemal düşmanlığını sergilemektedir. Bu şiiri elim erirse yayımlayacağım.



**1960'lı yılların sonlarında olmalı, medrese talebeleri fesi terketti. O zaman kulağımıza gelen, fesin terkedilmesi konusunda talebelerin kendileri bastırmış ve yönetim de, Medrese-i Hayriye'yi kim yönetiyorsa işte (bu muammayı hiçbir zaman çözemedim), gerilemek zorunda kalmış.

"İkinci Dünya Savaşı öncesi Gümülcine'de yapılan resim geçitlerde Yunan erkek gimnasiyosunun şapkalı öğrencileri arasında başlarında vişne çürüğü fesle geçen birkaç öğrenci daha göze çarpıyordu. Şapkalıların arasında ve onlarla beraber birkaç fesli, garip ve komik bir manzara arzediyordu. O feslilerin biri Sabahattin Galip, öbürü Hasan Hatipoğlu idi." Görgü tanığı anacığımdan dinlemiştim. Ne yazık ki o zamanki resimgeçitlerden bugüne hiçbir fotograf ulaşmış değil. "Medeniyetlerin beraberliği, kardeşliği..." gibilerden bir başlık koyabilirdik. Ama ben özellikle Hatipoğlu'nun fesli fotografını hayal edemiyorum. Onda var idiyse bile o fotografları yırtmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder