23 Aralık 2016 Cuma

[Online] Bir AKP'linin duası - dua 2




KAKANIN ŞAKASI - 10


Ya Rab! Senden ne kadar korktuğumu bilirsin. Sen zaten her şeyi bilirsin. Yüreğimden geçenleri de biliyorsun. Ama olsun, ben yine de onları kendi sözlerimle dile getirmek istiyorum. Onun için bu akşam huzuruna çıktım, ellerimi açtım, boynum bükük, sana dua ediyorum. Çok şükür, bana ne istedimse verdin. Vermediklerin de oldu, ama onları unutmak istiyorum ve artık şikayet etmiyorum. İnsan hiç Allahından şikayet eder mi? Bazı şeyleri vermedinse, o senin bileceğin iş. Bugün senden isteyeceğimi ver, yeter. Küçük bir şey isteyeceğim. Senin için küçük, ama benim için çok büyük, hayatî bir şey. He desen olacak. Sana zor mu ya Rabbi? He deyiver olsun.

Sana hatırlatmak gibi olmasın ama, bilirsin, beş vakit namazındayımdır. Hatta bazı günler senin sevgini kazanmak için günde altı hatta yedi vakit namaz kıldığım olur. Hani başka dünya işlerim ve yükümlerim olmasa alnım secdeden kalkmayacak. Ramazanda yirmi dokuz gün orucumu tam tutarım. Senin gözüne gireyim diye yalnızca Ramazanla kalmaz, fırsat buldukça üç aylarda başka günler de oruç tutarım. Hac şartını da yerine getirmiş bir mü'minim. Ve harama uçkur çözmem. Bütün bunları öncelikle dualarımı kabul edesin ve istediklerimi yerine getiresin diye yapıyorum. Tabiî en önemlisi bana cennetinde güzel bir yer ayırman için yapıyorum. Bana ve aileme. Ancak zekât konusunda bazı eksikliklerim var, bir günahkârım, ya Rab, senden mi gizleyeceğim, zekât vermediğimi itiraf ediyorum, beni bağışla.

Demek istiyorum ki, vergilendirme sistemiyle devlet vatandaşın gelirine zaten ortak. Devlet, açıkladığım gelirimin değil 40'ta 1'ine, neredeyse yarısına, yani 40'ta 20'sine vergi olarak el koyuyor. Bereket maliyeye tüm gelirlerimizi bildirmiyoruz. Vergi rekortmeni olmak gibi bir niyetim yok. Gelirin yarısı vergiye gidiyor, bir de ayrıca geriye kalanın 40'ta 1'ini zekât olarak vermek, doğrusunu söylemek gerekirse, bana zor geliyor. 40'ta 1 yerine binde bir, haydi bilemedin binde iki olsaydı, kahrı çekilirdi. Oh şimdi bana ayakkabı kutularındaki milyon dolarları anımsatacaksın değil mi? Onları anımsatmasaydın olmaz mıydı? Ondan sonra kendimi nasıl tutayım? Fethullah Gülen denilen o alçak muhbir ifşa etmemiş olsaydı kimsenin haberi olmayacaktı ve şimdi senin huzurunda bu konuda hesap vermek ihtiyacı duymayacaktım. Evet, ayakkabı kutularında, valiz, çanta, hasıraltı gibi yerlerde saklı olan paraların zekâtını vermiyorum. Elim alışmamış. Sonra ulemaya sordum, bana "hiç çalıntı ve rüşvetin zekâtı olur mu" dediler. Bazıları da "nasıl olmaz, o iş başka bu iş başka" diye imanı bütün bir Müslüman olarak onların da zekâtını vermemi tavsiye ettiler. Vergisini tabiî vermediğim bu çalıntı paraların zekâtını da vermeyi unuttuğum için huzurunda şimdi kendimi günahkâr hissediyorum, ya Rab, beni bağışla. Ne yapayım, benim yüreğimde Allah korkusu dışarıya taşmış işte, bu denli vicdanlı yaratmışsın beni.

Ben ne denli vicdanlı isem, Fethullah Gülen de o denli vicdansız, alçak, kahpe, satılmış, vatan haini, eli kanlı terörist! Müslüman mı o, he-e, söyle bana, Müslüman mı o alçak?... Oh oh tövbe tövbe... Ya Rabbim, yine kendimi kaybettim ve ağzımı bozdum. Bu dinsizi, bu İslam düşmanını, bu Amerikan uşağını senin huzurunda dua ederken bile aklımdan geçirdiğimde dilimin ucuna yüzlerce küfür geliyor. Beni hoş gör ya Rabbi. Tövbe ediyorum, bir kez daha senin huzurundayken küfür etmeyeceğim. Yeter ki o Fethullah alçağı beni tahrik etmesin.

O seni tahrik etmiyor ki, sen kendi kendine tahrik oluyorsun diyecekler belki. Tamam, bir bakıma öyle. Ama bir anlatayım da görün beni nasıl tahrik ettiğini. Bak ben ona neler neler yapıyorum. Etmediğim hakaretler kalmadı. Ona alçak mı demedim, vatan haini mi demedim, kahpe mi demedim, terörist mi demedim, sapık mı demedim, neler demedim ki. Bütün bu sıfatlara layık bir köpek o. Bu yüzden ona çektirmediğim çileler kalmadı. Malına mülküne el koydum. Bütün hısım akrabalarını içeri tıktım. Sülalesinin köküne kibrit suyu döktüm. Hitler'i örnek alıp kitaplarını yasakladım.

He şuna bak, 92 tane kitap yazmış. Hah hah haaa! Güleyim bari. Nerde şimdi o kitaplar? Bana bir tane kitabını gösterebilirler mi şimdi? Hele çıksın bir kişi evinde Fethullah Hocaefendinin kitaplarını bulunduran. Derhal Fethullahçı terörist olarak yaka paça içeri! Ama şunu yapamadığım için gözlerim açık gidecek. AK Sarayda bir tören düzenleyip onun toplattığım bütün kitaplarını ateşe verip yakmak. Sonra Neron gibi karşıdan seyretmek yerine, o alevlerin üstünden atlamak. En başta ben atlayacağım, benim ardımdan bütün bakanlar kurulu üyeleri, kuvvet komutanları, Yargıtay ve Danıştay üyeleri. Kasımpaşa'da çocukluk yıllarımda Hıdırellez günü öyle yapardık, yollarda ateş yakar, üzerinden atlardık. Batı Trakya'da da aynı adet varmış, Müezzinoğlu anlatmıştı. Ama o, Saraydaki törende ateşin üzerinden atlamaktan kendisinin muaf tutulmasını istedi, bakanlık yapmaya başladığından beri çok kilo almış, çok şişmanlamış, "bu göbekle atlayamam, ateşin içine düşerim" dedi.

Nerede kalmıştık? Fethullah Gülen'e çektirdiğim çileleri sayıyordum. Burada hepsini hatırlamam mümkün değil. Kurduğu bütün hayır kurumlarını, okulları, dersaneleri, üniversiteleri, hastaneleri, şirketleri kapattım, o kurumlara kayyum atadım, paralarına ganimet olarak el koydum, çalışanlarını azlettim, yerine kendi adamlarımı koydum. Gazete ve dergilerini kapattım, televizyon ve radyolarına kilit vurdum. Yandaş gazete ve televizyonlar aracılığıyla her gün Fethullah Gülen ve Cemaati aleyhinde her çeşit hakaret, küfür ve uyduruk haberler ve yorumlar ve iftiralar yayımlatıyorum. 40'tan çok ulusal boyutta yayın yapan gazeteden yandaş olmayan 3 tane bıraktım, onlara da yakında kayyum atayacağım. Veya hizaya gelecekler ve yandaş olacaklar. "Sözcü" nasıl hizaya gelmişse. O üç gazete kayyumun kokusunu aldı şimdi cıyak cıyak bağırıyorlar. Vallahi katiyyen gözlerinin yaşına bakmam. Onlara bana muhalif olmanın ceremesini ödeteceğim. Reisin şu an için önceliği anti-Fethullahçı seferberliktir, buna uyum sağlamayan gazeteye hayat yok. Daha nasıl anlatsam ki.

Soğuk savaş döneminin antikomünist propagandası benim yürüttüğüm anti-Fethullahçı propagandanın yanında hiç kalır. Fethullah taraftar ve sempatizanlarına etmediğim işkenceler kalmadı. Hitler'in Yahudilere yapamadığını ben Fethullahçılara yapıyorum. Kaçan kurtuldu, kaçamayan içeri tıkıldı. Ah bir de şu idamları bir başlatabilsem, sen o zaman gör cümbüşü! Şimdilik Fethullah Gülen Cemaatine üye olmuş veya herhangi bir şekilde karışmış herkesi cezalandırdım. Fethullah Hocaefendiye geçmişte bir kez bile selam vermiş kişileri tutuklattım. Geldiğim bu noktada hayal gücümü artık tüketmiş bulunuyorum. Sen bana yeni baskı ve işkenceler için zihin açıklığı ver ya Rabbi! Bu konuda her yenilikçi fikir için sana bir deve kurban edeceğim ya Rabbi.

Yabancı ülkelerde Fethullah Cemaati ile ilişkili çeşitli eğitim kurumlarının kapatılması için çalışmalar başlattık, o ülkelere yerine göre rica, baskı, tehdit ve yaptırım uyguluyoruz. Arkası gelecek. Fethullah hareketinin uluslararası boyutuyla ayrıca uğraşıyoruz ve ağırlık veriyoruz. Başlıca önceliğimiz. Ama her nedense, dışarıda içerideki gibi başarılı değiliz. Fethullah Hocaefendi maskesinin altında nice alçak bir iblisin saklandığını batılı dost ve müttefiklerimize anlatamıyoruz. Abartıyorsunuz diyorlar, çok abartıyorsunuz. Bazıları heyecan ve hezeyan içindesiniz diyorlar. Hatta bazıları bize cinnet geçiriyorsunuz diyorlar ve bir psikiyatriste gitmemizi tavsiye ediyorlar. Barak Obama'yı Fethullah Amerika'da darbe yapmaya hazırlanıyor diye ikaz ettik, geç kalmadan onu yakalayın ve derhal bize iade edin dedik. Hem de koskoca adalet bakanımız bu iş için ta oralara kadar gitti. Anlatırken ağzında tüy bitti. Ama Amerikalıların kılı bile kıpırdamadı. Bana ne dediler beğenirsiniz? "Palavrayı daha küçük tutun da biraz inandırıcı olun ve bu kadar gülünç duruma düşmeyin." Ve bana bir psikiyatristin adresini verdiler.

Anti-Fethullahçı seferberlik ilan ettim. Bu çerçevede Diyanet İşleri aracılığıyla bir Fethullahçıyı polise veya MİT'e ihbar etmek 40 sene namaz kılmaya bedeldir diye duyurdum. İhbar ettiğin Fethullahçılar iki oldu mu doğrudan cennette baş köşede bir yer kazanıyorsun. İhbarlar ve hafiyelikler yurtdışında yapıldı mı bunun mükâfatı da iki katına çıkar. Yurtdışındaki bir ihbar 80 senelik ibadete bedeldir. İki ihbarla kendinden başka eşin için de cennette bir yer garanti ediyorsun diye fetva çıkarılmasını emrettim. Eğer karıların birden fazlaysa, o zaman karılarının sayısı kadar yer kazanıyorsun. Ancak birlikte yattığın diğer karılar ve cariyeler hesaba katılmıyor. Burada senin erklerini kullandıysam beni affet ya Rabbi! Yurtdışında bu mükâfatlara rağmen çok başarılı olamadık. Batı Trakya hariç, orada başarımız yüksek düzeylere çıktı. Batı Trakya'da Azınlığın bir yarısı öbür yarısını hafiyelemekte derin bir tarihî deneyimi var. Böylece orada 20 yıl sonra eski günlere döndük ve yeniden başarılı ve verimli bir Kara Liste uygulamasına geçtik. Burdan öte AKP'nin her seçim zaferi davul zurna eşliğinde yalnızca Şahin'de kutlanmayacak, aynı zamanda ve daha büyük bir coşkuyla Gümülcine'de de kutlanacaktır. Mehmet Müezzinoğlu bundan emin olabilir. Ama ne yazık ki 8 Fethullahçı subayın iadesini istediğimiz gibi Batıtrakyalı Fethullahçıların da iadesini istemeye hakkımız yok. Onlara Türkiye'ye giriş yasağı koymak ve layik oldukları vatan haini ve terörist sıfatlarını takmakla yetindik. Terörist olarak Yunanistan onları tutuklar mı tutuklamaz mı, onun bileceği iş. Biz iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde görevimizi yaptık ve Yunanlı yetkililere ülkedeki Batıtrakyalı soydaş teröristleri gösterdik, hatta bazılarını yakalayıp teslim ettik.

Dışarda zorluklarla karşılaşırken, içerde her şey tereyağdan kıl çeker gibi yürüyor. Millî birlik ve beraberlik içinde Fethullah'ın ve Fethullahçıların ve onlarla birlikte tüm muhaliflerin kökünü kazıyorum, kürtistlerin, komünistlerin, kemalistlerin, liberalistlerin, ateistlerin. Hapishaneler doldu taştı ama yok zararı. Cemaatten bu kadar okul ve üniversiteye el koyduk, onları hapishaneye dönüştürüveririz. Önümüzdeki günlerde 200 kadar yeni hapishane hizmete girecek. Kaddafi, Saddam ve Esat kadar, hatta onların önünde Ortadoğulu diktatör sıfatını kolay mı edindim sanıyorsun? Sonra, bu yakınlarda Fethullah Gülen Amerika'dan iade edildiğinde onu darağacında sallandırmazsam bana da... Oh ya Rabbim, bir Müslümanın merhametli, sana bakarak rahman ve rahim olması gerektiğini bana hatırlatma. Benden bunu Fethullah için isteme. Sen rahman ve rahim ol, ama benden isteme. İdam cezasını Halkım talep ediyor, ben ne yapayım. Ben bir Müslümanım, ama aynı zamanda bir politikacıyım. Din başkaaa, politika başka.

Ben bunları yapıyorum. Şimdi karşılık olarak Fethullah ne yapıyor? Nasıl tepki veriyor Fethullah Gülen Hocaefendi? Kendini ve Cemaatini ve eserlerini nasıl savunuyor? Hiç. Gerçi Türkiye'de artık hiçbir kürsüsü kalmadı. Kimse onunla söyleşi yapamaz, demeçlerine yer veremez, yoksa terör propagandası yapıyor suçlamasıyla derhal tutuklanır. Türkiye'de Fethullah Gülen'i ağzına almak isteyen ancak ona küfretmek veya hakaret etmekle yetinmek zorundadır. Ama yabancılar ondan bir demeç almak için can atıyor. Gelgelelim yabancı mediaya da konuşmuyor. Sokrat gibi, Hz İsa gibi, Mevlâna gibi, Gandi gibi davranıyor. Bütün bu hakaretleri, haksızlıkları ve işkenceleri ermiş dervişler gibi sineye çekiyor, gık demeden ve hiçbir şey yapmadan. Adam nerdeyse Hallac-ı Mansur olacak yaa. Nerdeyse "en-el Hak" diyecek yaa. Sonra beni tahrik etmezmiş. Tahrikin bundan âlâsı mı olurmuş? İşte bana hiç yanıt vermeyişi, tenezzül etmezcesine, her yaptığımı sineye çekişi beni hiç tahrik etmeyişi, işte bu duruşu, tahriklerin en büyüğü. Fethullah Gülen bu duruşuyla beni patlatıyor!

Fethullah denilen o nankörün üç yıl içinde üç kez bana karşı kahpece darbe girişiminde bulunduğunu unutayım mı? Bunlardan kanlı olanı 15 Temmuz idi, tam 249 şehit verdik. Gerçi ben çok daha fazla şehit bekliyordum, ama olmadı. Halka darbecilere karşı çıkın, onların üzerine yürüyün, meydanları doldurun diye çağrıda bulunduğumda bir içsavaş çıkacağını ve şehit sayısının on binleri aşacağını sanıyordum. Ama darbeciler pek salak ve korkak olduklarını gösterdiler, halka ateş edemediler, böylece ölü sayısı da iki yüz elliyi geçmedi. Darbe başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra başlayan 16 Temmuz sürecinde kurbanlar bugüne kadar yüz binleri aştı, her gün daha da artıyor ve artacak. Ülkede birkaç milyon Fethullahçı olduğuna inanıyorum. Önümüzdeki süre içinde, belki yıllar sürecektir, onların tümünü birer birer bulup cezalandıracağız. Yürüttüğüm pogromdan bir on milyon kadar insanın nasibini alacağını ve bedel ödeyeceğini sanıyorum. Gevşemek yok, affetmek ise hiç yok. Kafalarına balyoz gibi ineceğiz.

Allahın lütfu derken şunu da kastediyorum. Ekonomi kötü gidiyordu, Fethullahçıların mal varlıklarına el koyarak ekonomiyi yeniden şahlandırmak fırsatı yakalayacağız. Böylece Mustafa Kemal ayyaşının gayretleriyle Osmanlının unutulmuş ganimet müessesini de canlandırmış olacağız. Osmanlıya adım adım yaklaşırken idam cezasını getirmemek olamazdı. Onun için de halkıma söz verdim. Bazı batılı ajan ve hainler, "can almak Allah'ın işidir" diyerek idam cezasına karşı çıkıyorlar. Tabiî başta Allahın işidir, ama ondan sonra ikinci olarak benim işimdir.

15 Temmuz için "Allah'ın bir lütfuydu" dedim, entrikalarıma hiç istemeyerek seni de karıştırdım, ya Rabbim, beni bağışla. Politika bu, görüyorsun ya, politikada Allaha bile saygı gösterilmiyor. 15 Temmuz senin lütfun değildi tabiî, benim bir oyunum ve entrikamdı, ama bunu itiraf edemezdim ki. Onun için "15 Temmuzu Allah lütfetti" dedim. Çünkü bu sayede devlet mekanizmasını bütün muhaliflerimden temizledim. Orduyu, yargıyı, okulları, üniversiteleri, polisi, mediayı, her yeri. Kendi özdevletimi kurdum. Beni çok fena eleştirmeye başlayan liboşlardan intikamımı aldım. Kürtlerin partisi HDP'yi başlarına yıktım. Demirtaş'ı içerde görmek insana ayrı bir zevk ve keyif veriyor doğrusu. Hele Altan kardeşleri, onlara işkence etmekten ise ayrı bir haz duyuyorum. Şimdi bana "intikamcısın" deme Allahım. Bunlar insanca duygular, sen insan olmadığın için bunları anlamakta zorluk çekersin. Onun için beni bağışla. Düşmanlarım daha çok olsaydı keşke, bu güçlü dönemimde tümünü içeri tıkar ve o ölçüde kafa yapardım.

Millî birlik ve beraberlik masalıyla muhalefet partilerini kandırmak o kadar kolaydı ki. 15 Temmuz benim oyunumdu, ama OHAL vasıtasıyla Allah'ın lütfu gibi gelişti. Ne anayasası yaa, memleketi OHAL'le yönetmek varmış. Burdan öte OHAL'i katiyyen bırakmam. Bu hal bana çok yakıştı, orada kendimi buldum yaa. 15 Temmuz her şeyi kolaylaştırdı, önümdeki bütün engelleri kaldırdı. Başkanlık-padişahlık-hilafet yolunu açtı. Ve 16 Temmuz AKP'nin gerçek iktidarının başladığı tarihtir, tarihe öyle geçecek. Bütün devlet artık benim elimde, muhalefet süs için var olacak. Devlet Bahçeli'nin önüne de bir kemik parçası atmaya devam edeceğim. MHP önümüzdeki seçimlerde barajı aşamaz. HDP zaten kapanmış sayılır. CHP'yle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorum. Ya Rab, bunlar ince politika, seni bunlarla meşgul etmek istemem. Sen bu inceliklerden anlamazsın da.

Sözü uzattım, özür dilerim. Bu akşamki duamın konusuna gelelim. Anlamışsındır, konumuz Fethullah Gülen. Ve benim tek korkum. Başka kim olabilir ki? Biliyorum, bazıları onu kıskandığımı iddia ediyor. Nesini kıskanayım ki? Ondan daha genç ve daha yakışıklıyım, bir. Erişilebilecek en yüksek makama erişmişim, iki. Para denizinde yüzüyorum, üç. Tabiî önümde daha halifelik var. Onun da sırası gelecek, senin izninle Allahım. Senin hedefin halifelik, ama Fethullah Hocaefendininki mehdilik diyeceksin şimdi. Hangisi daha büyük, halifelik mi mehdilik mi diye soracaksın şimdi. Eeh, mehdilik tabiî. Sonra, dünyada kaç ülkede temsilciliği var devletin diye soracaksın. Vallahi bilmiyorum, diyeceğim, dur Çavuşoğlu'na bi sorayım. Hiç sorma sana ben söyliyeyim diyeceksin şimdi. Fethullah Gülen Cemaatinin kaç ülkede eğitim kurumları var diye soracaksın bir kez daha, Türkiye'yi ve Türkleri yücelten? Onu biliyorum diye yanıt vereceğim. 74 ülkede var. Gördün mü, Hizmet hareketi devletin temsil edildiği ülkelerden daha çok sayıda ülkede faaliyet gösteriyor. Fethullah yine seni yendi diyeceksin şimdi.

Ve beni sorgulamaya devam da edersin. -Yayımlanmış kaç kitabın var? -Hiç yok. -Demek ki sen kitapsızsın. Hocaefendinin 92 kitabı var. Senin şiir kitapların var mı? -Yok. -Hocaefendinin var. Senin papayla hiç görüştüğün var mı? -Hayır. Papa, kendisiyle görüşmediğim tek dünya lideri. Sonra kendisiyle görüşemediğim bir başka dünya lideri de Sadık Ahmet. -Gördün mü, sen hep altta kalıyorsun. Sonra senin en büyük vizyonun nedir? Amerika'dan ve Rusya'da korktuğun için gizlediğin ve itiraf edemediğin vizyonun? -Senden bir şey gizlenmiyor ki Allahım. Benim en büyük vizyonum ecdatımın Osmanlı İmparatorluğunu yeniden inşa etmek. Başka türlü padişahlığımı nasıl ilan edeceğim? İmparatorluk dediğime bakma, bir mikrografiden söz ediyorum. Nedir ki, Suriye'den bir parça, İrak'tan bir parça, sonra Batıdan Balkanlar'dan bir parça, Bulgaristan ve Yunanistan'dan, bir de adalarıyla birlikte Ege, o kadar. -Peki, o ülkeler tepki gösterdiklerinde ne yapacaksın? Suriye'ye karşı savaş mı açacaksın? Yunanistan'a karşı savaş mı açacaksın? -Sen yardım edeceksin bana Allahım, bu ülkelerin Osmanlıya yeniden ilhakı senin sayende olacaktır. Sen her şeye muktedirsin. Ve ben senin sevgili kulunumdur, hatırımı kırmazsın... Sonra, Suriye'ye karşı savaş açtım bile. İnşallah başkomutan olarak beni orada muzaffer kılacaksındır. -Herhalükarda. Senin Osmanlı vizyonuna karşı Fethullah Hocaefendinin coğrafî vizyonu nedir biliyor musun? -Biliyorum tabiî, biliyorum. Keşke bilmez olaydım. Fethullah teröristinin vizyonu dünya imparotorluğu. O kahpe, dünya imparatorluğu kurmak istiyor. -Gördün mü, seninkisi küçücük bir vizyon, onunkisi dev bir hedef. Yine senden üstün çıktı.

Allahım, beni neden sıkıştırıyorsun, neden böyle cezalandırıyorsun! Fethullah için hasetlik ve fesatlık duyguları beslediğimi kabul etmemi mi istiyorsun? İtiraf ediyorum ki, Fethullah Gülen'i kıskanıyorum. Yeni değil, ta baştan beri. Kıskanmak ta ne demek. Kıskançlıktan çatlıyorum ve patlıyorum. Bazı düşmanlarımın şimdi "Çatla!" diye bağırdıklarını duyar gibi oluyorum. Hele zaman zaman beni ondan daha çok sevdiğin kuşkusuna kapıldıkça kahroluyorum. Bir kurt sanki kıtır kıtır içimi yiyor.

Benim Fethullah'tan üstün taraflarım yok mu? Çook! Örneğin o benim kadar Mustafa Kemal ve Cumhuriyet aleyhtarı olamaz. Politikada benim kadar entrikacı ve yalancı olamaz. Parti kursun da görelim, seçimlere insin bakalım, benim gibi seçim kazanamaz.

Fethullah Gülen bilmiyor olabilir, ama daha baştan beri onunla çetin bir rekabet ve hatta düşmanlık içindeydim. Takke düştü, kel açıldı, artık açık konuşabilirim, bir sakıncası yok. Onu yok etme kararım da daha o zamandan. Uzun yıllar onunla müttefik gibi göründüğüme bakmayın. Devleti ele geçirmek ve kemalist unsurlardan arındırmak yolunda Cemaatten ve deneyimli elemanlarından yararlandım. Bu misyon sona erdikten sonra onu sıkılmş limon gibi atmak zamanı geldi. Bütün siyasî yoldaş ve müttefiklerime aynı şeyleri yapıyordum. Davutoğlu'nun, Gül'ün, Arınç'ın ve diğerlerinin esamesi bile okunmuyor artık. Hık deseler onları da içeri tıkacağım. Bunu bildikleri için mık diyemiyorlar. Bu yolda mürşidim Stalin'dir. Stalin komünist olsa ne olur, olmasa ne olur. Sen ondan bir şeyler kapabiliyor musun, önemli olan budur. Politika ibadet yeri değildir, orada böyle entrikalar hep olur. Övünmek gibi olmasın ama bu konuda üstüme yoktur. Onun için buradan dosta düşmana duyurum ki, politikada kimseye güvenmeyin, bana da güvenmeyin. Verdiğim vaadlere kanmayın. Attığım imzalara sadık kalmayı benden beklemeyin. Politika ibadet yeri değildir. Aşkta, politikada ve ticarette, hatta hayatta her faaliyette, başarı kazanmak için her çeşit entrika mubahtır.

Fethullah'ın bana biat etmeyeceği belliydi. Öylesine kel bir insan. Şu cürete bak, o benden kendisine biat etmemi istiyordu. O derece gururluydu ve kendini yeterli görüyordu. Çıraklık dönmemimde ona biat edermiş gibi yaptım. Ne yapacaksın, çayı geçinceye kadar ayıya dayı deyeceksin. Artık ustalık dönmemimde iktidarımı sağlamlaştırınca ilk yapmam gereken işlerden birinin onun Hizmet örgütünü dağıtmak ve kendisini itibarsızlaştırmak olduğunu çoktan anlamış ve planlamıştım. Bir çöplükte iki horoz ötmez. Burada çöplük dediğim, siyasî İslam. Ya o ya ben. Tabiî ben, öyle değil mi Allahım? Bana, uygun konjoktürü beklemek kaldı. Zamanın geldiğine kanaat getirince saldırıya geçtim. Ancak beklenmedik bir direnişle karşılaştım. Nereden alıyordu bu gücü Fethullah? Şu Obama'nın Amerika'sını görüyor musun sen? Şu Merkel'in Almanya'sını? Fethullah vasıtasıyla bana kumpas kuruyorlar. Hani bir darbeyle devrilsem, Türk halkı kadar onlar da sevinecek. Bereket Putin var da, onunla kolkola olmakla kendimi güvende hissediyor ve millî gururumuzu dimdik tutuyorum.

Fethullah ile kavgamız kıran kırana devam ediyor, biliyor ve görüyorsun. Sahip olduğum mutlak erkin sağladığı bütün olanakları kullanıyorum, ama Fethullah'ı hezimete uğratmaya yetmiyor. Onun için senden yardım istemeye karar verdim Allahım. Son günlerde çok sıkışıkım. Sen rahman ve rahimsin. Dualarımı kabul et ve bana yardım et ya Rabbim. Bak, hatırlatmak gibi olmasın ama son olarak Camlıca'ya da senin ve benim şanıma layık bir cami yaptırdım.

15 Temmuz darbe girişimi, ona soktuğum parmaktan sonra bilinen biçimini aldı ve bilinen sonuca vardı. Sen her şeyi biliyorsun Allahım, olayları bir kez daha anlatmaya gerek yok. Darbe girişiminin gerçekte nasıl tezgâlandığını, benim oynadığım oyunun ne olduğunu Türk halkının bilmesine gerek yok. Halk gerçekleri öğrenip te ne yapacak? Darbeyi Fethullah yapmıştır, bunu öğrendi mi ve buna inandı mı yeter. Medianın %98'i, halkın da %75'i buna aynen inanmakta olduğuna göre iş bitmiştir. Her gün yeni deliller üretip halka sunacağımız için bu %75 pek yakında %100 olacaktır, kimsenin şüphesi olmasın. Halkı kandırmak konusunda çıraklıktan ustalığa geçtik.

Adını daha 17-25 Aralıkta koymuştuk, ama özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Fethullahçı Terör Örgütü -FETÖ ifadesi yaygınlık kazandı ve artık herkesin ağzında. Hizmet adı, Cemaat adı unutuldu. Artık FETÖ var. Hocaefendi adı unutuldu, onun yerine teröristbaşı. Ay zevkten dört köşe oluyorum. Büyük başarı, bunu tabiî ben sağladım. Beni biliyorsun, tuttuğunu koparmadan bırakmam. Ancak terör örgütü demek için ona göre de yadsınmaz kanıtlar gerek. Gerçi bu yönde uyduruk ve düzmece haberler ve yorumlar yapılması emrini veriyorum. Sağ olsun, yandaş basın ben bir diyorum, o on uyduruk FETÖ haberi ve olayı üretiyor. Bu güne kadar 200 kadar faili meçhulü FETÖ'ye yükledik. Turgut Özal'ı FETÖ zehirledi, PKK'yı FETÖ kurdu, pek yakında İstanbul'da meydana gelecek büyük depremi FETÖ tetikleyecek gibi haberlerle kamuoyunun beynini iyi yıkadık, bereket versin. Ancak bu milletin bu kadar kolay kanmasına ben bile hayret ediyorum. Ondan sonra o komünist Aziz Nesin'in Türk halkı hakkında söylediği o meşhur sözler geliyor aklıma.

Ama bütün bunlar yetmiyor gibime geliyor. Sen de çok tereyağsın diyeceksin şimdi Allahım, daha ne istiyorsun? Açıklayayım. Kendisine saygısı olan gerçek bir terör örgütünün kalabalığın toplandığı meydanlarda bomba patlatması gerekmez mi? Şöyle bir 50-60 kişinin öleceği dört başı mamur terör gibi bir terör, ondan sonra bir yazılı metinle olayı üstleneceği? PKK gibi, TAK gibi, İŞİD gibi, DAEŞ gibi, El Kaide gibi? Ama yere batası FETÖ şimdiye kadar böyle kanlı bir bomba eylemine girişmedi. Tamam, FETÖ'nün darbe girişimi kanlıydı, ama nihayet bir darbeydi, terör olayı değildi, bizim öyle dediğimize bakma. Darbe kansız olmaz. FETÖ çok kişiyi öldüreceği kanlı bomba eylemleri yapmazsa veya bir terör örgütüne yakışan başka eylemler düzenlemezse, örneğin kanlı banka soygunları, Ankara'da yabancı elçiliklere saldırılar, bir süper gücün büyükelçisinin katli, bunlar olmazsa korkarım bu terörist damgası yavaş yavaş silinecektir. Ondan sonra bir iadei itibar başlar mı başlar. Bu ne biçim terör örgütüdür ki bomba patlatıp katliam yapmaz? Bizim geçmişteki bazı kanlı olayları FETÖ'ye yükleme çabamız ve benzeri iftiralarımız ve yalanlarımız tutmaz. Çünkü laf aramızda bunlar ikna edici değil, ancak bazı geri zakâlıları kandırabiliyoruz. Korkudan kimse ses çıkaramıyorsa, bu, iddianın kabul gördüğü anlamına gelmez. Ve FETÖ kamuoyu önünde yavaş yavaş aklanır.

Ya Rab! İşte bu noktada ben aciz kulun sana sığınıyorum. Sen rahman ve rahimsin benim için. Fethullah Hoca için değil, onun için cezalandırıcı olmalısın. Senden istediğim şu: FETÖ'cülerin aklını çel, öyle ki, onlar da örneğin TAK örgütü gibi meydanlara bombalar patlatmaya ve çok sayıda insan öldürmeye başlasınlar. Sonra da bu eylemlerini yazılı bir metinle üstlensinler. Böylece onlara karşı kamuoyunun nefreti büyük ve kalıcı olsun. Sen ondan sonraki işi bana bırak. Ben yandaş medyamla ne yapacağımı bilirim. Böyle olaylar teröristbaşı Fethullah Gülen'in Amerika'dan iadesini de kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Ya Rab! Senin için zor değil. Bu aciz kulunun duasını kabul et. Patlattır böyle bir bomba! Hiç olmzsa bir tane. Ama kanlı olsun, adam akıllı kanlı! Ya Allah Bismillah Allahü Ekber!

Senden bu talebimin etik olmayan bir içerik taşıdığının elbette farkındayım Allahım. O kadar duygusuz ve vurdumduymaz biri değilim. Anlıyorum ve korkuyorum. Bu duamı kabul etmeyeceğinden ve istediğimi yerine getirmeyeceğinden korkuyorum. Öyle olsa bile şikayet etmeyeceğim. Ama o zaman belki bir provokasyon yapmak zorunda kalırım. Yani bir başka terör örgütünün bir terör eylemini FETÖ'nün üzerine atmak yoluna giderim. Mesela El Nusra'nın bir terör eylemini FETÖ'ye yükleyiveririz. Veya başka bir yol buluruz. Bizde yöntemler ve tercihler tükenmez. 


İbram Onsunoğlu


Yazarın notu:

Yukarıdaki yazı, bir monolog olarak tiyatroda oynanmak için yazılmıştır. Bir tiyatro çalışması olarak kaleme alınmış bu metin, seyirciye hoşça vakit geçirmekten başka bir amaç taşımamakta ve asla bir siyasî eleştiri değildir. Yazıdaki ülke, konuşan kahraman, anlatılan olaylar, adlandırılan ve adlandırılmayan kişiler ve diğer şeyler tamamen hayalî olup, onların bazı gerçek olay ve kişilerle ileri sürülebilecek benzerlikleri de tesadüfîdir. Sorumluluk kabul etmeyiz.

(Bu notu RT Erdoğan'ın hakkımda hakaret davası açmasından ve Kara Listeden kurtulmak için ekledim. Tutmaz mı dersiniz?)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder