6 Aralık 2016 Salı

[Online] DERVİŞ KAŞIKLARI



Modern zamanların nimetleri arttıkça, insanlarda bu nimetlere karşı inanılmaz bir sahip olma arzusu başgösteriyor. Büyük olmak yetmiyor, en büyük olmak için veriliyor tüm savaşlar.



Yeterine kanaat etmek bir türlü tatmin etmiyor, hep daha fazlası olsun, o da benim olsun, hepsine ben sahip olayım, duygusu yükseliyor açgözlülüğün kıskacında. Bu durum da toplumdaki dengesizliği ve yoksulluğu körüklüyor beraberinde. Oysa bereket de zenginlik de kanaatkarlıkla gelir.


*

Fatih Sultan Mehmet zamanına ait anlatılan çok güzel bir hikaye vardır, kıssadan hisse çıkarılması gereken:

Fatih daha Şehr-i İstanbul’u fethe çıkmadan evvel, halkın durumunu saptamak için, halktan biri gibi giyinip çarşıya çıkar. Zamanın bakkal dükkanı diyebileceğimiz bir dükkana girer ve bir okka mercimek tartmasını söyler esnafa. Esnaf hazırlar ve verir müşterisine, Fatih tam çıkacakken bir okka da bulgur ister aynı adamdan. Esnaf mahçup bir ifadeyle “Beyim,” der “bu malın aynısından şu karşıdaki dükkanda da var hem o daha siftah yapmadı, bilirsin siftah berekettir, ne olur ondan al da o da siftah yapsın”. Fatih şaşkın ama bir o kadar da gurur duyarak dönüp yanındakilere şunu söyler: “Ben zaten İstanbul’u almışım.”

*

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”. “Bakın göstereyim” demiş, ermiş.

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş; “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine, “Şimdi...” demiş ermiş, “Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe”. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

“İşte” demiş ermiş, “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman...”


Zafer Memet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder