26 Aralık 2016 Pazartesi

[Online] Korku imparatorluğu



Bir cenaze esnasında imam ortalıkta görünmeyince, kendisini tanımayan cemaat, oradan geçen Bekri Mustafa’yı kolundan tutup cenaze imamı yapmış; hazret de mevtanın kulağına eğilip “Öbür tarafta ‘İstanbul nasıl?’ diye sorarlarsa, beni imam yaptıklarını söyle, hemen anlarlar” demiş...


*

Bizim memleketin hâli de, bu fıkradaki gibi...

Görev adamlarının, dönem adamlarının, onun-bunun adamlarının cirit attığı; kinciliğin, nefretin, ispiyonculuğun, alçaklığın kol gezdiği bir dönemden geçiyoruz...

Hoşgörü; sizlere ömür...

Sevgi, saygı; hak getire...

Empati; anlamı bilinmeyen kelime...

Ve hepsinden önemlisi: ahlâk; rafa kaldırılmış vaziyette...

*

Özellikle ekonomik krizle birlikte geçim derdinin de belimizi büktüğü günümüzde, o çok seve seve “tartışığımız” azınlık meseleleri de unutuldu gitti...

Devletin kendi istediği ayardaki “ierodidaskalos”lar (din öğreticileri) okullarda boy göstermeye başladı; çıt yok...

Azınlık okulları “birleştirme” adı altında bir daha açılmamak üzere kapanıyor; çıt yok...

Vakıflar İdaresi’ne devlet tarafından yeni yönetim tayin ediliyor; çıt yok...

Bir geceyarısı kararıyla Dimetoka’ya yeni müftü naibi atanıyor; çıt yok...

Azınlığın tek resmî derneğinin şubelerine baskınlar düzenleniyor, şubeler kapatılıyor, dernek yöneticileri mahkemelere sevk ediliyor; çıt yok...

*

Ama diğer yandan, tepki koyduğumuz yerler de var tabii:

Meselâ birileri çıkıp “Koskoca Harmanlık mahallesinde çocuklarımız karda-kışta, yağmurda-çamurda Mastanlı’ya okula giderken hastalanıyor, sınıflarda üstüste oturuyor, bu zulüm bitsin; devletimiz azınlığa bir ‘açılım’ yaparak Harmanlık’a bir okul yaptırsın” diyor, bunun için tüm hukukî-siyasî girişimlerde bulunuyor, “Hadi len, olacak iş değil o! Sana mı kaldı koca mahallenin okul meselesi” diyerek tepki koyuyoruz.

*

Toplum içerisinde sesini yükseltmeden konuşanların sesi bastırılıyor; “çığırtkan”lar haklı sayılıyor, alkışlanıyor...

Kendi varlığını/menfaatini sürdürebilmek için sürekli düşman yaratmak ve o düşmana saldırarak göz önünde olmak peşinde birçok kişi...

İnsanlar, bizim toplumumuzla hiç alâkası olmayan şeyler üzerinden (PKK, IŞİD, FETÖ, SİKKÖ, GÖTKÖ vs) gibi şeylerle yaftalanıp ötekileştiriliyor...

Yaşadığı memleketten, yaşadığı toplumdan kopuk ve başka bir memlekette yaşıyormuşcasına toplumu da o “bataklığa” çekmeye çalışan “kiralık kalemler”, salyalarını akıtarak, kuduz köpekler gibi kendilerinden farklı düşünen herkese saldırıyor...

Cunta döneminin Yunanistan toplumuna dayattığı “Bizden misin, düşman mısın” kutuplaşması, azınlık içerisine benzer bir şekilde “maaşlı provokatörler”in zehirli şırıngalarıyla salınıyor...

Ve tüm bunlar yapılırken de, aba altından sopa göstermekten de çekinmiyor, iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz tosunlar: 
Ya bizim tarafımıza, milletin tarafına geç; ya da seni tuz-buz ederiz”. (Ve “millet”en kasıtları, elbette azınlık toplumu değil; azınlık toplumunun genetiğiyle oynayarak yaratmaya çalıştıkları omurgasız, başı eğik, kendisine her dayatılanı kabûl eden, yeri geldiğinde bir direktifle saldırganlaşacabilecek, yine yeri geldiğinde “tetikçilik” yapabilecek olan “ruhsuz bir kalabalık”.)

*

Ve işin en acı yanı ise şu: Memlekette senelerce solda durmuş, mücadeleler vermiş, direnmiş, azınlık haklarını her türlü çıkarın üstünde tutmuş bir avuç insandan dahi ses çıkmıyor...

Kimse, sonu nereye varacağı belli olmayan bu “bozulma/kokuşma” döneminde “başını belâya sokmak” istemiyor...

Anlamsız, tarifsiz, acayip bir korku var herkeste...

Memleketteki durumu anlatmak için en iyi tanım, herhalde, “korku imparatorluğu”.

Evet; korku imparatorluğunda yaşıyoruz! Ve bizi korkutanlar da, bunun bilincinde ve korkumuzun üstüne inşa ediyorlar kirli politikalarını.

Milletvekilleri, seçilmiş belediye meclis üyeleri, seçilmiş bölge (periferia) meclis üyeleri, muhtarları, gazetecileri, yazarları, aydınları, bilim adamları, dernek yöneticileri korkan, susan bir toplum, yarı-ölü ve yok olmaya mahkûm bir toplumdur.

Ve susmaya devam ettiğimiz sürece de, yok olmaya doğru daha da hızla ilerleyeceğiz...

İşte tam da bu noktada, en başta vicdanlı aydınlara seslenip “isyan” çağrısında bulunası geliyor insanın: Ses ver ey Batı Trakya!


Mustafa Çolak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder