19 Aralık 2016 Pazartesi

[Online] TC’nin Batı Trakya Türkleri’ni “terbiye” uygulaması: Kara liste



Türkiye
de “hezimet” mi, “zafer” mi olduğu tartışması bir türlü bitmeyen Lozan Barış Antlaşması’yla, İstanbul, Bozcaada ve Gökçeada Rumları’na karşı İskeçe, Rodop ve Meriç’te bırakılan Müslüman Türk toplumunun Türkiye Cumhuriyeti (TC) ile ilişkileri, genellikle iyidir.


Batı Trakya Türkleri, TC’ni “anavatan” ve “olası bir kargaşa anında kurtarıcı” olarak görülürler.

Bunun en tipik örneği, İstanbul’daki ’55 pogromuna “gecikmiş bir cevap” olarak gerçekleşen 29 Ocak 1990 pogromu sırasında, Türk milletvekili İsmail Rodoplu’nun TRT’ye bağlanıp “Sabaha çıkıp çıkmayacağımızın belli olmadığı bir gece yaşıyoruz; gözlerimiz gökyüzünde Türk uçaklarını aramakta” demecidir.

(Rodoplu’nun milletvekili olarak bu saçmalığı söylemesi ayrı konu; ama toplum içerisinde genel algıyı yansıtır.)

Bu vesileyle, Batı Trakya Türkleri, söz konusu TC olunca kötü söz söylemekten sakınır, söyleyenlere karşı da TC’ni savunma gereği hissederler. (Roni Margulies, Türkiyeli Yahudilerin İsrail aleyhine söz söylemekten çekindiğini, “Buradan da kovarsalar sığınacağımız tek yer orası” diye düşündüklerini anlatıyordu ya, o hesap!)

Nitekim, bunda bir başka korkunun da payı vardır: TC’nin Batı Trakya Türkleri’ni “terbiye” etmek için uyguladığı “kara liste/giriş yasağı” korkusunun.



1. Kara Liste

“Kara Liste” uygulaması, ilk olarak, 1987-1996 yıllarında “muhalif” Batı Trakya Türkleri’ne uygulanmış bir itibarsızlaştırma, cezalandırma, “terbiye etme” uygulaması olarak yaşandı.

Yunanistan’ın PKK militanlarını eğitmesi ve desteklemesine karşı “Sen benim Kürd’ümü kaşırsan, ben de senin Türk’ünü kaşırım” mantığıyla, TC, buradaki elemanlarını harekete geçirerek bir “Türkçü” hareket oluşturdu, başına da “azınlığın lideri” olarak Sadık Ahmet’i dikti.

Sadık Ahmet’in aşırı ırkçı ve milliyetçi söylevlerine, çeşitli baskılara maruz kalmakta olan azınlığın bir kesimi zaten destek verirken; karşı çıkan sosyalist ve demokratlara ise, TC “kara liste”, yani Türkiye’ye giriş yasağı cezası kesiyordu.

Türkiye’ye girememek demek, toplum nezdinde itibarsızlaşma, “Yunan hafiyesi” damgası yemek demekti. Bu listeye daha sonra gazeteciler, azınlık aydınları ve genel olarak Sadık Ahmet’in (yani Ergenekoncular’ın politikalarının) karşısında olan neredeyse herkes dahil edilecekti.

Bunun toplumda yarattığı etkiyi gören Sadık Ahmet, köylerde yaptığı konuşmalarda “Bana oy vermeyeni sınırda MİT arabası bekliyor”, “Azınlık solcularının bacaklarını kırdıracağım”, “Kara Listeliler’in sayısı 200’den 2000’e çıkarsa bu azınlık rahatlar” gibi sözler söylüyordu.

(Toplum nezdinde itibarsızlaştırılan ve en yakın dostlarının bile selâmı kestiği insanların yaşadıkları psikolojik travmalar, intihar olaylarına kadar uzanmıştı.)



2. Kara Liste


Bu uygulama 1996 yılında son buldu. Geride, toplum nezdinde büyük hasarlar bırakarak.

Şimdilerde ise, TC, bu uygulamanın 2. dalgasını başlatmış bulunuyor...

Ve bu kez hedefte Fethullahçı Terör (!) Örgütü / FETÖ mensubu diye adlandırdıkları var; yani Gülenciler...

Fakat, görünen o ki, mesele sadece Gülencilerle kalmayacak, Erdoğan’ın “hezeyan”ını desteklemeyen herkesi kapsayacak.

Nitekim şimdiden, bazı ateistlerin bile bu uygulamayla TC’ne girişinin engellendiğini öğrenmiş bulunmaktayız...

Bu da, listenin “genişleyeceği”nin en somut kanıtı.



Bir gencin hayatını “karartmak”

Son günlerde ilginç bir olaya da tanık oldum:

TC’nde, Gülen’in liselerinden birinde okuduktan sonra üniversiteye giren ve 3 yıl okuyan bir genç, ki darbe akşamı TC’de kaldığı evde ne olup bittiğini anlamaya çalıştığını söylüyor, darbeden iki ay sonra memlekete dönüp tatilini yapmış ve eğitimine devam etmek için TC’ye girmeye kalktığında, giriş yasağıyla karşılaşmış.

Kısacası, bu genç adamın geleceği, bu vesileyle “karartılmış” oluyor.

Bunun sorumluluğunu kim üstlenecek?



Bize dokunmayın!


Lâfı uzatmanın gereği yok.

1. Kara Liste dönemi, deyim yerindeyse, “deşip de geçti”. Travmaları hâlâ sürmekte.

Şimdi yeni bir kara liste uygulamasıyla Batı Trakya Türkleri arasında yeni bir “çatışma” yaratmanın açacağı yaralar, kolay tedavi edilemeyecek yaralar olacaktır.

Bu vesileyle, kendi adıma, TC’ndeki yetkililere, en başta da hemşehrimiz olan Mehmet Müezzinoğlu’na seslenmek istiyorum:

Düne kadar “pilavlı”larda diz-dize oturduğunuz, yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmeyen kişilerle bugün “hasım” olmuş olabilirsiniz. Bu bizi bağlamaz. Yarın yine barışır, yeniden “kanka” da olabilirsiniz. Bu da bizi hiç ilgilendirmez. Ama, ne olur, kendi “iç meseleleriniz”i bize sıçratmayın; bizim insanımıza acı çektirmeyin; bizim toplumumuzun içini oymayın. Azınlık medyasındaki kiralık kalemlerinizi insanların üzerine salmayın. Batı Trakya Türkleri, kara listeye alınmasın.


Mustafa Çolak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder