17 Ocak 2017 Salı

[Online] KADİR MISIROĞLU VE RT ERDOĞAN’DAN ÖNCE HÜSNÜ YUSUF VARDI



TARİHTEN BİR YAPRAK - 5





TARİHTEN BİR YAPRAK - 3’te Gümülcine'de yaşamış Türkiyeli kaçak Kütahyalı Hüsnü Yusuf’tan kısaca söz etmiştik, azılı bir Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet aleyhtarı olduğuna işaret ederek. Elimizde Atatürk aleyhinde (1936’da) yazılmış bir şiiri olduğunu anımsatmış ve onu yayımlayacağımıza söz vermiştik.

Hüsnü Yusuf, birçok bakımlardan tipik bir son dönem yozlaşmış Osmanlı "aydını"dır. Tutuculukla gericiliğin, yarı okumuşlukla cehaletin, eleştiriyle küfür ve hakaretin birbirine karıştığı aşağıdaki şiirde dile getirilen genel anlayış ve ideoloji, orada ortaya çıktığı şekliyle dünyadaki gelişmeleri kavramadaki zaaf ve Osmanlının çöküşünü yorumlamadaki yetersizlik ve önerisizlik, Hüsnü Yusuf'larla İmparatorluğun nasıl çökmeye mahkum edildiğine ışık tutmaktadır. Beraberinde Türk Ulusunun nasıl yok olmaya terk edilişine de. Hüsnü Yusuf bu tutumunu ölünceye dek sürdürmüş ve Azınlıktaki muhafazakar tabakaların anti-kemalist dönüşümü için gözü dönmüşçesine uğraşmıştır. 

Şiir, Eski Türkçe (Arapça) harfleriyle olan aslından Yeni Türkçe (Latince) harfli şekline Aydın Bostancı tarafından çevirilmiştir. Ayrıca, imla ve noktalamasına tarafımızdan müdahale edilmiştir. Şiirde kullanılan kimi Osmanlıca (Osmanlıcaya bile girmemiş bazı Arapça) sözcük ve deyimlerin de açıklamasına gidilmiştir. Bu konuda da Aydın Bostancı'nın yardımları dokunmuştur. 

Başka bir şey değil de, Kadir Mısıroğlu da RT Erdoğan da Atatürk aleytarlığında kendilerinin şampiyon olduğunu hiç sanmasınlar ve bununla hiç boşuna gurur duymasınlar. O şampiyonluk Batı Trakya’ya aittir, Türkiyeli bir kaçağın diliyle kazanılmış olsa da. Bir küçük kanıtı aşağıda. 

Sonra günümüzde fikir adamı olarak bir Necip Fazıl Kısakürek'in portresi terkedildiği tavanarasından çıkartılıp tozları silkildikten sonra salonun baş köşesine asılıyorsa, eh orada bir Hüsnü Yusuf'a da seve seve yer var demektir. Üstelik Hüsnü Yusuf ta Kısakürek kadar Şeriatı ve Osmanlıyı savunduğu ölçüde ayyaş ve beynamazdı. O iş başka, bu iş başka. Ayrıca Hüsnü Yusuf, Kısakürek gibi fesi terketmemiş, onu ölünceye kadar başında taşımıştır. 

Şimdi RT Erdoğan, seçim konuşmalarında balkondan Hüsnü Yusuf'un bu şiirini de korkusuzca okuyabilir, yargıyı kendi emir subayına dönüştürmüş olduğuna göre. Bize soracak olursanız, biz, her konuda sınırsız özgürlüklerden yanayız, bu yüzden hiçbir yaptırıma maruz kalmadan. Hem bu şiirin özgürce okunmasından, hem de RT Erdoğan'a özgürce küfredilmesinden yanayız, çünkü o bu küfürlere layıktır, bütün diktatörler gibi. 


İbram Onsunoğlu




İNKILAP SOYTARILIĞI

"İnkılap dahisi, ma fevk-ul beşer"
Diyerek tapılan bir "sanem" var ki
“Size mevdu-u cumhuriyet” diyerek
Avlamak istiyor gafil gençliği
 

[inkılap: ıslahat, reform, devrim, μεταρρύθμιση
ma fevk-ul beşer: üstün insanın üstünü
sanem: put
mevdu-u cumhuriyet: emanet edilen cumhuriyet]


Ne ona ne de cumhuriyete
Yok şahsî en ufak bir husumetim
Ezelden düşmanım ben şuna amma
Vicdana taarruz ederse her kim


Anlatmak isterim bu "sanem" kimdir
Ve nedir yapılan şu inkılaplar
Zorumuz ne idi frenkleşmekte
Bilinsin ta ki kâr ve zarar


Milletin cehlinden bil istifade
Devletin başına geçince habis
Gösterdi hakikî mahiyetini
Başladı etrafı etmeğe telvis

[cehil: cahillik, bilgisizlik

habis: kötü huylu, κακοήθης
telvis etmek: kirletmek, pislemek]


Maskesi düşünce çıktı meydana
Müslüman görünürdü münkir çıktı
Dava-yı teceddüd bahanesiyle
Ne kadar can yaktı ne evler yıktı
[Münkir: inkâr eden, ateist

Dava-yı teceddüd: yenilik davası]

Hürriyet denilen aziz nimetten
Erbab-ı namusun yoktur hissesi
Fuhş ile fahişe hürdür biliniz
O yolda İstanbul geçti Paris'i
[Erbab-ı namus: Namus erbabı, namus sahibi]


İstibdat olurmuş taklid eylemek
Erkekle kadının serbestîsini
Tanımak, tanıtmak gerekmiş halka
Kadının mevki-i medeniyesini


Erkek elinde esirmiş kadın
Bu hale sebep te şeriat imiş
Mani-i temeddünden imiş şeriat
Ve onun devamı felaket imiş
[mani-i temeddün: uygarlaşmaya engel]


İntibak gerekmiş medeniyete
Zımmen bakamaz o imiş ancak
Atarak maziden kalma bağları
Lazımmış hayatι Garb’a uydurmak
[zımmen: dolaylı olarak]


Dinimiz, dilimiz, hurufatımız
Aile hayatımız, musikimiz
Saltanat devrinin enkazı imiş
Afaroz etmiş bunları "münci (!)"miz
[hurufat: harfler

münci: kurtarıcı]

Müslüman Türkün mukaddesatıyla
Eğlendi oynadı oyuncak gibi
Oynamaz bu kadar her düşman bile
Var ise hayadan biraz nasibi
[mukaddesat: kutsal şeyler, ιερά και όσια]


Türkün nesi varsa millî ve dinî
Sevmedi bunları la yesel Paşa
Kendi uyacak değil ya Türke
İnkılap yapılır Türk uyar ona
[la yesel: soru sorulmaz]


Nitekim bu dahi böylece bitti
Atıldı bütün ananat ve adat
Paşanın keyfine feda edildi
Yadigar ecdat koca saltanat
[ananat ve adat: ananeler ve adetler, gelenekler ve görenekler]


İcab-ı siyaset bahanesiyle
Satmıştı Lozan'da Türkün dinini
Meğer ki bu dahi bir zafer imiş (!!)
Söndürmüş bununla Garb’ın kinini (!!)
[icab-ı siyaset: siyaset gereği]


"Devletin dini İslamdır" tabiri
Sıkarmış Paşanın meğer canını
Çıkarttı onu da metn-i kanundan
Dinsiz devletin imansız başkanı


"Medeni bir millet olarak Türkler
Gidemez şeriat yolundan artık
Bunca yıl Araba uymak yüzünden
Medenî alemden uzakta kaldık"


"Medeniyet dinidir hakikî din
Kâbe de dini de Arabın olsun"
Diyerek etrafa salyalar saçıyor
Bed müstebid, mecnun mu, nedir bu melun
[bed müstebid: çirkin despot]


Sermaye oldu pis Kemalistlere
Şımarık Paşanın bu herzeleri
"Vecize" namıyla evrak-ı âyan
Yazmakta bunları on yıldan beri
[herze: saçma söz

vecize: özdeyiş, απόφθεγμα, ρήση

evrak-ı âyan: önemli belgeler]


Gün gelir bu keyfî inkılapların
Sorulur hesabı dalkavuklardan
Mustafa Kemal'den fazla mesuldür
Onlar ki olmuştur zalime ivan
[ivan olmak: sığınmak]


Bünyeye uymayan bu bidatlerin
Kokusu çıkacaktır eminim ben
Çekilir bunların cezası bir gün
Milletçe hem manen ve hem maddeten
[bidatler: Hz Muhammet sonrası çıkan adetler]

Meclis-i âli işrete memur
Paşanın demirbaş dalkavukları
“Sen Paşam müncisin, fevk-ul beşersin”
Diyerek yaptılar onu nim-i tanrı
[meclis-i âli işret: yiksek içki meclisi
nîm-i tanrı: yarı tanrı, ημίθεος]


Kendi de inandı bu yavelere
Bakınız bir kere şu mest-i harap
Çıldırdı bağlanacak hale geldi
Başına vurmuş cinnet-i inkılap
[yave: saçma sapan söz

mest-i harap: yıkılmış sarhoş

cinnet-i inkılap: inkılap deliliği]


Medenî bilgiye kim muhtaç ise
Mustafa Kemal’den alsın dersini
İnkılap inkılap inkılap diye
Yamadı millete Garb’ın levsini

[levs: pislik, kir]


Riyaset ederken bizim işrete
Bir gece bermutad bekri Mustafa
Demiş ki “bu dil kafa yetiştirmez”
Savurmuş mestane bir nara daha
[riyaset etmek: başkanlık etmek

işret: içki içme

bermutad: alışılageldiği gibi
mestane:sarhoş olarak]


Paşanın bu ilmî (!) herzesi dahi
İzhar-ı hulusa vesile imiş
-Matbuat demeye utanır insan-
Şakşakçı ceraid bununla doldu
[izhar-ı hulus: dalkavukluk gösterisi

matbuat: basın

ceraid: gazeteler]
İlk günden malumdur ehliizana
Paşanın ser muvaffakiyeti
Ne O’dur ne Bu’dur yalnız Şu’dur
Milletin gafleti ve cehaleti!
[ehliizan: anlayış sahibi

ser: baş, başlıca]


Bakar kör olanlar görmez yalnız
Bir hal ki görünür uzaktan bile
Teamı istese de gösterir zaman
Gösterir hatta Mustafa Kemal'e
[team: görmemezlik]


Uyanıp millet havabide bir gün
Görecek şüphesiz, hem de hayretle
Dinine, diline inen darbeyi
Anacak Paşayı lanet ve nefretle
[havabi: ?]


Ne yazar o vakit şu guygucular
Yoksa fırıldak gibi dönerler mi?
Beklenir onlardan her türlü zillet (1)
Göstersin yeter ki Allah o demi
[guygucu: anlamsız ses çıkaran

zillet: alçalma, küçülme, ταπείνωση

dem: zaman]

Kurtardı şapkayı yestehlenmekten
Millete taç etti hem de bila celal
-Kanun-u mahsusayla giydirdi yani-
Âlem-i Garb’a berâyı imtisal
[yestehlenmek: pislenmek, sıçılmak

bilacelal: celalsiz, küçük düşürerek

kanun-u mahsusa: özel yasa, αναγκαστικός νόμος
Âlem-i Garb: Batı Dünyası

berâyı imtisal: boyun eğmek için]

Kırbaçla, dipçikle, cebr ve şiddetle
Fesleri attırıp şapka giydirmek
Ne giyen ve ne de giydiren için
Şerefli bir eser olmasa gerek


Peçeyi, çarşafı, fesi, sarığı
Atmakla “medenî” olmak davası
Milleti “vahşet”le ittiham etmektir
Olur mu tahkirin bundan âlâsı
[ittiham etmek: suçlamak

tahkir: hakaret, aşağılama]

“Ne mutlu Türküm diyene” diyerek
Eğlenmiş demektir göz göre göre
Milletin şu uysal halina bak ki
Katlandı bu kabil hakaretlere


“Atatürk” denilen bu hasepsizin
Müslüman Türklere nedir nispeti
Dilinden bi haber, dinine düşman
Dinen ve ırken yok münasebeti (2)
[hasepsiz: kişiliksiz, niteliksiz

nispet: ilgi, bağlantı]

İnkılap ne hale getirdi Türkü
Kör olsun bu hali görmeyenler
Şiar-ı milliyesi efsane oldu
İslam-ı ahlaktan kalmadı eser
[şiar-ı milliye: ulusal özellik, εθνικό γνώρισμα]


Bir nokta vardır ki şapka bahsinde
Şayan-ı ibrettir dikkat edersen
Hocagan denilen munafıkları
İmtihan eyledi Allah alenen
[şayan-ı ibret: ders almaya değer]


Munafık hocanın başına Kemal
Geçirdi kazurat dolu şapkayı
"Kafirdir giyenler..." diyen ağza bak
Yalanıp durmadı şimdi kakayı
[kazurat: dışkı, bok]


Semerdir giydiğin şapka değildir
Layıktın sen buna munafık yobaz
Gâvur da insandır sen hayvan oldun
Hayvanın kâfiri müslimi olmaz


5 Eylül 1936

Yazan: Kütahyalı Hüsnü Yusuf

.................................


İ. O.'nun notu: Şair, bu şiiri 5.9.1936 tarihinde yazdığını veya tamamladığını kaydetmiş. Ve bu şiir ilk kez 150'liklerin Gümülcine'de çıkardıkları Müdafa-yı İslam gazetesinde yayımlanmıştır. 16 yıl sonra 21.3.1952 tarihinde, yani Demokrat Parti iktidarı döneminde dincilere meydan verilmeye başlandığı zaman onu tekrar yayımladığında (bu kez bağımsız bir broşür olarak) aşağıdaki iki notu düşmüş:



(1) İstanbul’da çıkan “Son Posta” gazetesinin 26 Şubat 1952 tarihli nüshasında ki “Türkçeye Avdet” yazısından olan şu birkaç satırı, 16 sene evvelki tahminimin vesika-i tahkiki olarak naklediyorum:

“İlk Mektep kitapları bir acayip halde. Orta Mektep ve Lise kitapları tam manasıyla bir facia. Ruhiyat kitaplarının hali yürekler acısı. Bütün bu acayipliklere bir nihayet vermek ve dil inkilabı adı altında oynanan bu komedyaya artık tatil eylemek zamanı gelmiş olduğundan dokuzuncu Büyük Millet Meclisi nihayet bu mevzuu ele almak suretiyle çok hayırlı bir adım atmıştır.”



(2) Mustafa Kemal Sırp dönmelerinden olup ve aslen Niş’li bir aile efradındandır, yani ırken Türk değildir, Slav’dır.
[İ. O.'nun notu: Aşırı sağ ideoloji, dinci olsun olmasın, işin içine ırkçılık katmadan olamaz, ille ırkçılık ta katacak. Bugün RT Erdoğan için Laz, Gürcü, Ermeni, Rum kökenli dedikleri gibi. Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili olarak 72 değişik köken iddia edildiğine şahit olmuşumdur, Hüsnü Yusuf'un iddiası 73üncü.]

21 Mart 1952

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder