10 Ocak 2017 Salı

[Online] Kapitalizmin "hap"ını yutmak



Son yıllarda dünyada ve bizi daha da yakinen ilgilendiren Batı Trakya’da antidepresan ve sakinleştirici kullanım oranı had safhaya ulaşmış durumda. Neden böyle olduğu konusunda bir sonuca varabilmemiz için bir sürü varsayımda bulunabiliriz. Ama bu yazıda bizi ilgilendirecek olan konu bazı doktorların tutumu ve buna bağlı olarak da insanımızda oluşan algılar. Maalesef ki bölgemizde günlük yaşadığımız herhangi bir sıkıntıda veya stresli bir anda bile “At bi hapcaz, bi’ şeyin kalmaz kızanım’’ kıvamına gelmiş bulunuyoruz. Ve belirtmek isterim ki bu algının oluşumunda sakinleştiricileri adeta birer şeker gibi reçeteleyip insanımıza rahatça sunan doktorlarımızın da suçu bulunmakta.



Öncelikle psikiyatrinin bir bilim olup olmadığı bile hala bir tartışma konusu iken antidepresanları öz evlatları gibi benimsemiş bazı psikiyatr veya nörolog ve hatta patolog amcalarımız, insan doğası için gayet normal olan kaygı/sıkıntı anlarında bile, çaresiz ve bilgisiz halkımıza “depresif”, “psikotik” gibi etiketler koyup, onlara “mutluluk hapları”nı dayayabiliyor. Bunun sonucu olarak toplumdaki mevcut psikolojik sorunlar kapitalizm kaynaklı olmasına rağmen bunlar kişiselleştirilerek gizleniyorlar ve bu durum bir endüstriye dönüşüyor. Bizim gariban insanımız da ona herhangi bir psikolojik teşhis konulduğunda halilye buna itiraz edemiyor. Oysa psikiyatrik hastalıklar açısından elle tutulur bilgiler yoktur ve psikiyatri geçerliliği son derece şüpheli bir bilimdir. Amma velakin psikiyatristlerin çoğunluğunun toplumda ünvanlarından dolayı güven verici olmaları insanların daha kolay uyuşmalarını sağlamaktadır ve kapitalist sistemde onların rolü yaşamın ilaçlarla algılanmasını sağlamaktır. Bir nevi ruhsal bir katliam diyebiliriz.

Şimdi bizim yapmamız gereken, toplumun tedavi edici özelliğini öne çıkararak, insanımızı bu derece bilinçsizce antidepresan ve sakinleştirici kullanımı konusunda uyarmak ve gerekirse onlara karşı yapıştırılan “etiketler” konusunda da şüphe duymalarını sağlayıp, sorgulatmaktır. Evet, uyuşuk bir toplum, toplum değildir. Bu derece yoğun psikiyatrik ilaç kullanımıyla, ilaç endüstrisinin attığı büyük bir oltaya yem olmuş gibi görünüyoruz. Unutmayalım ki bizi bilim yoluyla da kandırabilirler. Belirtmekte fayda var ki sigara 1950’lerin başlarına kadar “sağlığa yararlı” olarak tanıtılıyordu.

Hitler’in en yakın arkadaşlarından biri ve ayrıca dönemin Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olan Dr. Joseph Goebbels, psikolojik savaş yöntemlerini anlattığı bir demecinde şöyle demiştir : “Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkar.” Umulur ki biz bir bakıma aydınlatıcı olup insanımızı bu yoğun ilaç kullanımında bir nebze de olsa uzaklaştırabiliriz. Xana’ksız bir yaşam dileğiyle.



Koray Bağdatlı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder