21 Ocak 2017 Cumartesi

[Online] ÖLÜMLER



- Ahmet Veysel'i ve Şabanlar'ın Hasan'ı anarken



İyi bildiğim ve sevdiğim biri veya bir azınlık önde geleni öldüğünde ardından ağıt sayılabilecek bir yazı kaleme almayı adet edinmiştim. O kişiyle ilgili bildiklerimi anlatarak, ama hatır için söz etmeksizin, iyi ve iyi olmayan yanlarıyla, objektif olmaya çalışarak, özellikle azınlık önde geleni olunca. Böylece tarihe de bir damla olsun katkım olduğuna inanıyordum. Sonra, hatırlayalım ki, bizim kuşak artık Azınlığın en yaşlı kuşağının yerini aldı, ne kadar bilgi birikimi varsa, göçmeden onu "azınlık bankasına yatırması" gerek.


Son dönemde, ölümler mi sıklaştı yoksa ben mi ağırlaştım, motivasyon mu eksik, kendime yüklediğim bu görevi yerine getirmez oldum. Azınlık tarihinde yeri olup ta benim de yakından bildiğim ve kendileriyle ilgili bilgi ve eleştirileri "yatırmam" gereken birçok kişi bu fani dünyadan göçtü, bir şey yazmadım. Sonra birçok dostu yitirdim, onlarla ilgili bazı anılarım bazı durum ve olaylara ışık tutacak türdendi, aklımdan yazmak geçti, yazamadım.

Önce öğretmen Ahmet Veysel, sonra avukat ve eski milletvekili Hasan İmamoğlu öldü. Haklarında bildiklerimi anlatmadığım için hayıflanıp dururum.

Hele Ahmet Veysel konusunda. Oysa iki yıldır düşünüyordum, Ahmet abinin sağlık durumu gittikçe kötüleşmeye başladığında kendisiyle uzun bir söyleşi yapmayı, yalnız özgeçmişini ve öğretmenlik yaşamı boyunca önemli anılarını değil, aynı zamanda Azınlığın eğitim tarihini de anlatmasını isteyerek. Zira Ahmet Veysel, Türkiye Öğretmen Okulu mezunlarından ilk göreve başlayanlardan ve emekliliğine kadar görevini sürdürebilen "kısmetlilerdendi". 1960'tan itibaren azınlık eğitimini bizzat içinden yaşamıştı, birçok ilginç olaylara ve gelişmelere tanık olmuştu, zaman zaman bana da anlattığı. İlgileniyor, yorumluyor ve kaydediyordu, soğukkanlı bir gözle ve objektif olarak. Onun ısmarlama konuştuğunu hiç görmedim. Aklımdan geçen söyleşiyi gerçekleştiremeden Ahmet Veysel'i yitirdik. Ben yapamadım, meslektaşlarından biri çıkıp onu anlatır diye ümit ettim, boşuna.

Bundan iki ay önce İzmir'de oraya yerleşik büyük oğlu İbrahim'de misafirlikteyken Şabanlar'ın Hasan vefat etti ve İzmir'e defnedildi. Uzun süredir rahatsızdı. Gümülcine'nin tanınmış eski esnaflarından olan Şabanlar'ın Hasan 85 yaşlarındaydı, yanılmıyorsam, ve mahallelimdi. Gümülcineli mimar İrfan onun küçük oğludur. Geçen gün kızkardaş Hasan abiyle ilgili bir anısını anlattı bana ilk kez. Duygulandım, şimdiki konjoktürle bir benzerlik var diye belki. Duyurmaya karar verdim, bu dünyadan göçtüğü için artık kendisine bir zarar gelmez. Öbür dünyada ise, varsa öbür dünya, bu anlatacağım hareketinden dolayı nasıl olsa ödüllendirilecektir.

1982 olmalı, Gümülcine'ye Atina'dan Türkiyeli genç bir kaçak geldi yerleşti. Bir süre önce Meriç'i yüzerek geçmiş ve Yunanistan'a sığınmış. Birlikte olduğu arkadaşı Meriç'in sularında boğulmuş. "Nehirden ölüsünü çıkardım" diye anlatmıştı. Türkiyeli kaçak bir sol örgütten, hadi adını da söyliyeyim, Halkın Kuruluşu'ndan, ve teknik üniversite öğrencisi, 12 Eylülde yakalanmış, bir yıla yakın içeride kalmış, işkence görerek. İşkence gördüğüne dair elinde Türkiye'den tıbbî raporlar vardı. "Mahkeme önüne çıkarıldığımda falaka işkencesinden yaralarım daha geçmemişti, ayaklarımın üzerine basamıyor ve yürüyemiyordum. İki asker koltuklarımdan tutup sürükleyerek mahkeme heyetinin önüne getirdiler." diyordu. Davası ertelenip tahliye edilmiş. Yeniden mahkeme önüne çıkarılıncaya kadar Türkiye'den Yunanistan'a kaçmaya karar vermiş ve öyle yapmış. Önce Atina'ya gitmiş ve orada tahsiline devam etme olanakları aramış. Olacak gibi değil. 1982'lerde Yunanistan'da Türk olmak zor iş. Bizimkisi Batı Trakya'da Türk var diye Gümülcine'ye gelmiş. İşler uygun giderse buraya yerleşecek. 

Onunla böylece tanıştık. Kısa süre içinde genişçe bir çevresi oldu. Çalışmaya başladı, ev kiraladı. Gümülcine'de bir yıl kadar kaldı. Trakya'da da onun için yolların kapalı olduğunu ve en iyi durumda yerinde saymakla yetinmek zorunda kalacağını iyice anlayınca Kuzey Avrupa ülkelerinden birine gitmeye karar vermiş. Kararını buradaki dostlarına bildirdi. Kaçakçılarla anlaşmış. Buradan Bulgaristan'a, oradan Doğu Almanya'ya ve devamında Skandinav ülkelerinden birine. Oldukça bir para gerek. Bizimkisinin bir yılda biriktirdiği elinde topu topu 2 bin drahmi var. Benim de param yok. Bana borçlu bir esnafa gidip onun üstünü başını giydirmekle yetindim. Vedalaştık. Türkiyeli kaçağımız sonraki günler ortalıktan kayboldu. 

Kızkardaş, Şabanlar'ın Hasan'ın ölümünden sonra bana şimdi anlatıyor. Meğer Türkiyeli kaçak gence kızkardaş ta biraz para yardımı yapmış. Ama yolculuk ve insan kaçakçıları için daha çok para lazım. "Aklıma Şabanlar'ın Hasan abi geldi" diyor. "Bir akşam evlerine gittim. Türkiyeli kaçak gencin hikayesini ona anlattım. Yunanistan'da bütün yolların kendisi için kapalı olduğunu gördüğünden Avrupa'ya kaçmak istiyor. Ama parası yetişmiyor. Senden onun için yardım istemeye geldim." 

Hasan abi anlatılanları dikkatlice dinlemiş. Sonra yerinden kalkıp bir başka odaya geçmiş. Az sonra elinde bir zarfla çıkıp gelmiş: "Bunu ona verirsin. İnşallah yeter. Allah yolunu açık etsin." Kızkardaş eve geldiğinde, "Merak ettim" diyor, "Belki ayıp oldu, ama zarfı açıp baktım. Hasan abi içine 5 bin drahmi koymuştu. Çok para. Türkiyeli o gencin yol parasını Şabanlar'ın Hasan abi çekmiştir." Şöyle bir hesabını yaptım, 1983'ün 5 bin drahmisi, en azından bugünün 2 bin 5 yüz evrosuna tekabül ediyor. Az para değil. Muhafazakâr bir Batıtrakyalı, Türkiye'de "vatan haini" olarak aranan aşırı solcu bir gence yardım etmekten çekinmiyordu.

Türkiyeli o gencin akibetini merak edenler için. Bir Skandinav ülkesine yerleşti. Orada tahsilini tamamladı. Mesleğinde başarılı oldu ve yükseldi. O ülkenin vatandaşlığına geçti. Bir kaç kez tatilini Yunanistan'da geçirdi ve buluştuk. Bu arada yazdığı iki kitabını da gönderdi. 15 yıla yakın bir süre iletişimimiz sürdü. Sonra ilişkimiz kesildi. 


İbram Onsunoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder