20 Ocak 2017 Cuma

[Online] Subliminal mesajlar...


Türkiye’nin en önemli yazarlarından Ahmet Altan’la kardeşi Prof. Dr. Mehmet Altan’ın tutuklanma sürecinde literatürümüze girdi, “subliminal mesaj” tanımı...


Açıklamasını da, “bilirkişi”ler, “bilinçaltına mesaj vermek” olarak yaptılar.

“Bilinçaltına mesaj” tanımı, bana karanlık güçleri çağrıştırıyor.

(Altan kardeşlerin ise, aksine, önemli demokratlar olduğuna inanıyorum.)

Son yıllarda, “kahraman” (!) Türk gençliğinin izlediği Kurtlar Vadisi, Arka Sokaklar vb dizilerde verilen “subliminal” mesajlarla, “uyuyan hücrelerin harekete geçmesi” gibi hayalî senaryolarla “psikopat”, “kindar dindar” bir nesil hazırlandı...

İnsanlar, resmen, “öküz altında buzağı” aramaya; sağda-solda komplo teorileri bulmaya çalışmaya başladılar...

Tam da böyle bir ortamda, “Hedef 2023”ün altında “Lozan Antlaşması’nın sona erdiği” mesajı olduğu efsanesi (ki böyle bir şey olmadığını Prof. Baskın Oran hocam detaylı bir şekilde yazdı) “dalgalanmaya” başlamışken, RT Erdoğan’ın Lozan çıkışları birçok kişinin “ensesini kabarttı”...

*

Bunun azınlık basınına da yansıdığını görüyoruz...

Neo-Osmanlı fantezisiyle yaşayan “dolma kalem”ler, bir yandan subliminal mesajlar veriyorlar ve diyorlar ki:

- Yıllardır Yunan istilâsı altında yaşıyoruz;
- Ortadoğu’nun Müslüman halkları Osmanlı’dan sonra sömürü, savaş ve vahşete mahkûm oldular, ama yeni doğuş (siz Sultan 1. Tayyip’in neo-Osmanlı’sı veya Tayyipli İmparatorluğu anlayın) pek yakında;
- Son Kalemiz olan Türkiye’ye zeval gelmesin, Allah Türk’ü korusun, tüm dünya Müslümanlığının hamîsi Türkiye’dir;
- Demokrasi istemiyoruz, adalet istiyoruz. (Not: Tarih bilgileri “kıt” olduğundan Osmanlı’da adalet olduğunu zannediyorlar; yıllardır kulaklarına fısıldanan palavrayı tekrar ediyorlar. Veya, kendileri de yazdıklarına inanmıyorlar ve “At yalanı, seveyim inanı” hesabı “yel” yapıyorlar.)

Tabii, bunun yanında verdikleri açık mesajlar da var...

Örneğin, yaratmak istedikleri “millet” stereotipinin dışına çıkan herkesi “hain”, “işbirlikçi”, “fitneci”, “fesatçı” ilân ediyorlar... ve önce Allah’tan, sonra da toplumdan af dilemeye ve “millet”le bütünleşmeye davet ediyorlar.

Ve –daha önce de yazdığım gibi– “aba altından sopa” göstermeyi de eksik etmeden...

*

Sizin anlayacağınız, bu “besleme”ler, Ortadoğu’daki karanlığı ve Türkiye’deki iç savaşa giden kutuplaşmayı azınlığın da içerisine sokmak, azınlık toplumunu bölmek, “bizden” ve “öteki” başlığı altında iki grup yaratmak ve “ötekiler”i ezmek, yok etmek, silindir gibi üzerinden geçmek derdinde...

Ellerinde, tarih boyunca gerizekâlı insanları yönlendirmek için kullanılmış, en etkili iki silâh var: din ve milliyetçilik. Ve bu silâhlar, nefret ve kinden başka hiçbir şey “kusmuyorlar”.

*

Bu durumda, demokrat insanların, sosyalistlerin, vicdanlı Müslümanların, emekçilerin, ne yapması gerekiyor?

Nâzım’ın dizelerini değiştirerek söyleyecek olursak, “Kupaylar bizi kavgaya davet etmiş / Davetleri kabûlümüzdür” deyip, “yangına körükle giderek”, bizi sürüklemeye çalıştıkları “çatışmaya” katılmak ve onu genişletmek mi...

... yoksa, serinkanlılığımızı koruyup, azınlığın bu kirli kumpası mümkün olduğunca az hasar görerek (çünkü hiç hasarsız mümkün değil) atlatması için çaba sarf etmek mi?

Kanımca, ikincisi.

Bunun için de, nefret kusan bu savaş çığırtkanlarının seslerini boğmak için, bir demokrasi cephesinde birleşmemiz, susmamamız, direnmemiz şart oluyor.

Barikat, bu mücadeleye katkı sağlamaya aday bir platform. Bu mücadelenin genişlemesi ve büyümesi için payına düşeni yapmaya hazır. Bizler, bugüne kadar farklı yerlerde dursak da, bu barbarca kuşatmaya karşı ortak tehdit altında olduğumuz herkesle işbirliğine gitmeye hazırız.

Safları sıklaştırmalıyız...


Mustafa Çolak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder