8 Nisan 2017 Cumartesi

[Online] Hacı dediğin elin kadınının baldırını avuçlar mı?



İki gündür sosyal medyada “İlhan Ahmet fırtınası” kopuyor...



Milletvekilimizin, bir kadın milletvekili arkadaşının “bacağını okşadığı” 
(izlemek için tıklayın) o görüntülerin Yunan TV’lerine yansıması sonrası, azınlık içerisindeki “ahlâk bekçileri” ve “dedikoduseverler”, ortalığı velveleye verdiler...

Yok efendim, hacı adam elin kadınının baldırını avuçlar mıymış; yok evli-barklı adamın nikâhı altında olmayan bir kadına dokunması caiz miymiş; miş miş miş de, muş muş muş...

Olaya ilk başta ben de ironik boyutundan girdim, fakat bir yerden sonra olayın çığrından çıktığını görünce, oturup bu yazıyı yazmaya karar verdim...



Etik meselesi

İlhan Ahmet’in sözkonu hareketinin “okşama” mı, “avuçlama” mı, “dokunma” mı olduğuna girmeden direkt söyleyeyim:

İlhan Ahmet bu hareketi yapmışa/yapıyorsa ve karşı taraf (Katerina Marku) bundan rahatsız olmamışsa/olmuyorsa ortada bir sıkıntı yoktur.

Sıkıntı, karşı tarafın istemi dışında böyle bir hareketin yapılması durumunda olur, çünkü tacize girer ve –hukukî boyutunun dışında– etik değildir, kınanması ve mücadele edilmesi gerekir.

Bunun ötesinde milletvekilinin “evli-mutlu-çocuklu” olduğu tezini ortaya atarak bunun etik olmadığını söyleyenlerle de –üzgünüm ama– görüş ayrılığındayım.

Çünkü, Sartre’ın dediği gibi: Kimse kimseye ait değildir.

Bir erkeğin bir kadınla (veya tersi) evli oluşu, ona ait olduğu anlamına gelmez. (Detaylarına girmeyeceğim, ki konu dağılmasın).



Siyasî boyutu

Olaya bir de farklı bir boyuttan bakanlar var:

“Biz onu meclise bizi temsil etmesi, bizim hakkımızı savunması için mi gönderdik, elin kadınını avuçlaması için mi?”

Bu “frekans”ta olanları –yukarıdaki gruba kıyasla– biraz daha “mantıklı” bulduğumdan kendileriyle diyaloga girebilirim ve sorabilirim:

“Beybabacım, haklısın da, sen geçen sefer de kendisini senin hakkını savunması için meclise göndermiştin, o da gelip senin kimin arkasında namaz kılacağını belirleyen bir yasanın hazırlanmasında (240 imam yasası) başrolü oynamıştı. O zaman tepki vermedin, üstüne oy verdin de, şimdi bu hareketi mi sana battı?”

Ama elbette, beybabanın haklılık payı olduğunu bilerek “iğnelerim”. Neticede, yukarıda da belirttiğim gibi, her insanın olduğu gibi milletvekilinin de özel hayatında çapkınlık yapma, sarhoş olma, masada uyuyakalma, saçmalama, abuk subuk hareketler yapma, kendi kendine gülme gibi hakları vardır; ama bunların meclis binası içerisinde yapılması her şeyden önce kendisine/partisine oy verenlere hakarettir; kabûl edilemez.



Eken biçer

Velhasıl kelâm, İlhan Ahmet’in “özel”i olan bu meselenin bu kadar ön plana çıkarılmasını ahlâksızca buluyorum.

Fakat açıkça söyleyeyim, kendisine yapılacak en “belaltı” saldırılarda bile kendisinin yanında taraf olma gereği hissetmiyorum. Bunun da sebebi şu:

İlhan Ahmet, bu memlekette siyasetin seviyesini düşürmede baş aktördür.

2007 seçimlerinde Ahmet Hacıosman’la ilgili en belaltı saldırılar, İlhan Ahmet kanadından geldi; 2012 seçimlerinde Ayhan Karayusuf aleyhine en ağır “belaltı” vuruşlar İlhan Ahmet kanadından geldi; 2015 Eylül seçimlerinde SyRizA’cılarla birlikte şahsıma da en “belaltı vuruşlar” İlhan Ahmet kanadından geldi.

LaE kongresi için gittiğimiz Atina’da aralarında Ayhan Karayusuf’un da bulunduğu dost grubuyla yemeğe gidip o yemekten fotoğraf paylaştığımızda (fotoğrafı biz paylaştık, dikkatinizi çekerim!), o fotoğrafı cami-cami dolaştıran, konsoloslara-diplomatlara “Bakın ben cami-i şerif’te ibadet ederken diğerleri Atina’da Ramazan mübarek günde rakı içiyor” diye gösteren de yine kendisiydi.

2007’de rakibi Hacıosman iken “Bu işler cami-cami gezip namaz kılmakla olmuyor” diye dolaşan; 2012 sonrası ‘u’ dönüşüyle hacı olan ve 2015 seçimlerinde “Bunlar dinsiz, bunlara oy vermeyin” diye bizi halkın gözünde itibarsızlaştırmaya çalışan da kendisiydi.



Siyasetin geldiği nokta

Örnekleri uzatabilirim.

Ama fark ettiğiniz gibi, konumuz İlhan Ahmet’in karakteri veya siyasî duruşu değil. O sadece toplumumuzdaki yozlaşmayı göstermek adına –son olayı fırsat bilerek– kullandığım bir basamak.

Son 10 yıldır, toplumumuz içerisine yayılan “mikrobun” yansıması olduğu için kullanıyorum kendisini.

Geçmişte, MİT köpeğinden faşistine, KİP ajanından adını yazmak bilmeyen “kütüğe” kadar niceleri milletvekili seçildi/seçtirildi bu memlekette. Ama seviye, son 10 yılda olduğu kadar hiç düşmedi!

Bu “seviyesizlik”, özellikle son 15 yıldır bir eroin gibi topluma yavaş yavaş verilen kokuşmuşluğun da bir sonucudur.

Ve bu toplumda onurlu aydınlar bir araya gelip, bir çatı altında yeni bir aydınlanma hareketi girişimi başlatmadığı sürece de, bu toplumda “hacının uçkurunu”, “hatunun baldırını” konuşmaya devam edeceğiz.


Mustafa Çolak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder