11 Nisan 2017 Salı

[Online] Müezzinoğlu ve Erdoğan’a sırt çeviren Bulgaristan Türkleri...




Anne tarafım Bulgaristan Türkleri’nden olduğundan mı, 90’lı yıllarda Jivkov rejiminin ağır zulmüne uğramalarına rağmen direnmelerinden mi, içlerinden tek bir tane bile “yamuk” insan tanımamış olmamdan mı (muhakkak vardır, ama ben tanımadım) bilmem; Bulgaristan Türkleri’ne karşı özel bir sempatim var...

Bu sempatim, 5 aydır göçmen işçi olarak çalıştığım (ve iki gün önce ayrıldığım) Hollanda’da tanıdığım ve birlikte çalıştığım Bulgaristan Türkleri sayesinde, daha da arttı.

(Azınlık olarak yaşamanın, dahası azınlık olma psikolojisinin ne demek olduğunu bilmeyenler, bu sözlerimi yadırgayabilir. Doğaldır.)

Ama hepsinden çok, sanırım “bizim” azınlıkta (Batı Trakya Türk Azınlığı) eksik olan bir şey kendilerine sempatimi pekiştirdi: Karşı koyma!

*

Bildiğiniz gibi, tarihte Türklerin ve Osmanlı’nın ayağının değdiği her yer, Reis’in gönül sınırlarının dahilinde.

Doğal olarak Batı Trakya Türkleri ve Bulgaristan Türkleri de, bu sınırlara dahil olduğumuzdan, istesek de ensemizde duran “Demokles’in kılıcı”nın gölgesinden kurtulamıyoruz.

Ama biz Batı Trakya Türkleri’ni Bulgaristan Türkleri’nden ayıran bir özelliğimiz var:

Bizler, Türkiye’de kemalizm iktidarda olduğunda, kemalist oluyoruz; darbeciler iktidarda olduğunda, darbeci; neo-Osmanlı’cı bir iktidar geldiğinde, neo-Osmanlı’cı. (Aksine Yunanistan siyasetini o kadar yakından takip etmiyor, bir partiyi desteklesek bile TC’deki bir partiyi desteklediğimiz kadar içten desteklemiyoruz).

Özellikle son 10 yıldır (TC’deki iktidar yanlısı işadamlarından fonlu olarak) Batı Trakya Türkleri’nin damarlarına bir “eroin” gibi verilen “islâmcılık/neo-Osmanlı’cılık”, son zamanlarda öyle bir etkisini göstermeye başladı ki; TC’deki –iktidarca iç savaşa götürülmek istenen– kutuplaşma, Batı Trakya Türkleri’ni de “ortadan ikiye” böldü.

Bunda hiç kuşkusuz, Batı Trakya Türkleri’nin uğradığı zulüm ve haksızlıkları “fırsata çevirerek” TC’de kendisine siyasî kariyer yapmış olan hemşehrimiz Mehmet Müezzinoğlu’nun (ve yine hemşehrimiz olan İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi–IRCICA Genel Direktörü Halit Eren’in) öncü rolünü var.

Fakat Reis’lerinin “gönlünü hoş” ve erk koltuklarını sağlam tutmak isteyen bu “mübarek”ler; azınlığı bir yandan kendi içerisinde “iç çatışmaya” sokarken, diğer yandan Yunan devletinin önüne “yem” olarak attıklarını göremeyecek kadar “körleşmiş” durumlar – ya da bunu bile bile yapacak ve kolay onarılmayacak yaralar açacak kadar sadist!

*

Tabii, Müezzinoğlu ve tayfasının Erdoğan’ın “gönül sınırları”ndaki “neo-Osmanlıcılık” faaliyetleri sadece Batı Trakya Türkleri’yle sınırlı değil; Kosova’dan Makedonya’ya, Romanya’dan Bulgaristan’a tüm Balkanlar’da etkin...

Sadece Balkanlar da değil; en son Almanya’da öğretmen sendikası, okullarda Türk asıllı çocuklara TC tarafından gönderilen müfredat kitaplarında Erdoğan propagandası yapıldığından duyduğu endişeyi belirtti.

*

Ama Müezzinoğlu ve tayfasının, özellikle Batı Trakya Türkleri’ne kıyasla, güdümüne sokmakta müthiş şekilde “çuvalladığı” bir azınlık var: Bulgaristan Türkleri.

En son Bulgaristan seçimlerinde, bu tayfa, “islamcılık/neo-Osmanlıcık”a sıcak bakmayan; “kemalist aydınlanma”, “Jivkov komünizmi” ve “ithal demokrasi” terbiyesi almış olan Bulgaristan Türkleri’nin partisi HÖH’ü “bölerek”, kendi kurdurdukları DOST partisine oy istedi...

TC’deki Bulgaristan Türkleri derneklerine bu konuda “masaj” yapıldı, Bulgaristan’a AKP’ye yakın nice “sanatçı” DOST adına konser vermeye gönderildi, nice kalem kiralandı; ama neticede HÖH %8 oy oranıyla 4. parti olarak parlamentoya girerken, DOST meclis dışında kaldı. Ve DOST’un HÖH’den böldüğü oylar, faşist partinin 3. parti olmasının önünü açtı.

*

Bağlayalım:

Tek Adam olma hayalleri kuran Reis ve –başta Müezzinoğlu olmak üzere– tayfasının Balkanlar’da azınlıklar üzerinde oynadığı politika iflâs etmenin ötesinde, sözkonusu azınlıkları kendi ülkerindeki faşistlere karşı yem etmekten başka bir şeye yaramıyor.

Tıpkı TC haklarına kan kusturma politikalarının iflâs ettiği gibi.

Kendilerine ilk silleyi Bulgaristan Türkleri attı.

16 Nisan’da, Türkiye halkları tam bir “Osmanlı” tokatıyla kendilerine gelmelerini sağlayacak.

Dilerim bu tokatın sesi Batı Trakya’dan da duyulur...


Mustafa Çolak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder