10 Nisan 2017 Pazartesi

[Online] ÖLÜMLER, AKAN SU GİBİ, DURMUYOR -2



ALİ BAĞDATLI

Ali abiyi de kaybettik geçen ay, Ali Bağdatlı’yı.



Ali Bağdatlı, Gümülcine azınlık toplumu içinde, “kahramanlık” yıllarında Gümülcine Türk Gençler Birliği yönetiminde yaptığı başkanlık görevi ve Gümülcine belediyesinde birkaç kez seçildiği meclis azalığı ile tanınır.

Gerek GTGB’ndeki gerekse belediyedeki görevlerinde kendisine refakat eden biri vardır, Ahmet Taşkın. Bu ikili, kendilerini bildim bileli hep birlikteydiler. Akşamcılıkta ayrıca birlikteydiler. Ali abi azınlık siyasetçilerinden Sabahattin Galip’in yanında yer alıyordu, Ahmet abi ise Hasan Hatipoğlu’na daha yakın idi. “Mezhebi daha geniş olan” Ahmet Taşkın’ın Sabahattin abiyle de arası iyiydi, Ali Bağdatlı ise Hatipoğlu’na hep mesafeli idi. Sözü geçen dört kişi de, artık rahmetli oldular, akşamcılık geleneğinin sürdürücülerindendi.

Bir Gümülcine azınlık geleneği olan akşamcılık nedir? Her akşam veya çoğu akşamları iki üç veya en çok dört beş arkadaşın bir meyhanede yaptıkları içkili sohbet alışkanlığıdır. İçki, genellikle rakıdır ve evde değil, meyhanede içilir. Çakır keyif oluncaya dek, daha öteye geçilmez, kontrol dışına çıkılmaz. Kişi başına tüketilen rakı ortalama 50 dirhemdir ve bol mezeyle içilir. Sohbet genellikle siyasîdir veya Azınlıktaki güncel konular tartışılır ve dedikodu yapılır. Rakının verdiği gevşemeyle ateşli tartışmalar olur, ama bunlar kavgaya dönüşmez. Akşamcı alkolizmin yanından geçer, ama alkolik değildir. Akşamcılık bu adap çerçevesinde yapılır. Bu çerçevenin dışına çıklırsa alşamcılık sayılmaz.

Ali Bağdatlı – Ahmet Taşkın ikilisiyle ilk temasım, dolaylı, 1970 yılında oldu. Cunta dönemi, Selanik Üniversitesinde öğrenciyiz. GTGB’nde seçimler olacakmış. Yönetime bir kez daha talip olan Bağdatlı – Taşkın ikilisi. Biri daha çıkmış, grubunu oluşturmuş, o da seçimlere inecekmiş, Hasan Urgancı. Urgancı, Celal Bayar’ın ilk mezunlarından, İstanbul Teknik Üniversitesinde tahsilini tamamlayıp inşaat mühendisi olarak memlekete dönen öncülerden. 1970’te Selanik Üniversitesine aktarma yaparak geçen 15 kadar azınlık öğrencisi varız, neredeyse tümü Celal Bayar mezunu. Agalarımız, Mehmet Müftüoğlu, Sabahattin Emin, Hasan İmamoğlu ve Hikmet Cemiloğlu, Hasan Urgancı’yla Celal Bayar’dan okul arkadaşları. Urgancı, onlardan destek istemiş. Toplandık ve oybirliğiyle destek kararı aldık. Bir metin hazırlayıp gönderdik. Selanik Üniversitesinde okuyan azınlık öğrencileri olarak eski yönetimi (Bağdatlı ve Taşkın’ı) eleştiriyor, Urgancı’yı desteklediğimizi ilan ediyorduk. Metni yazmayı Mehmet Süleyman Bilge ile ben üstlenmiştik. Yıllar sonra Bağdatlı ve Taşkın’la pareya yapmağa başladığımda o yazının ikiliye ne kadar çok dokunduğunu gördükten sonra kendimi suçlu hissettim.

1981’in başı ile 1984’ün sonuna dek, bir de 1989 ve 90 yıllarında memleketteyim. Bağdatlı – Taşkın ikilisinin akşamcı çıkışlarına arada bir ben de katılıyordum. Böylelikle aramızda samimî bir yakınlaşma sağlandı.

Ahmet Taşkın aramızdan erken ayrıldı, vefat edeli 15 yıldan çok oldu sanırım. İstanbul’a yerleşen ve orada yeni evlenen biricik kızıyla ilgili olarak “Yahu doktor, damatla oturup ta şöyle bir karşılıklı rakı içemedik” diye hayıflanıyordu, iyileşmeyeceğini anladığında. Ahmet Taşkın’ın ölümüyle Hasan Hatipoğlu daha yalnız kaldı, ama daha çok yalnız kalan Ali Bağdatlı idi.

Ali Bağdatlı’yı artık Selanik’ten her gelişimde Gençler Birliği’nin yanıbaşındaki Süreyya’nın kahvesinde otururken görürdüm, yıllar boyu, hep aynı yerde. Genellikle tek başınaydı, yoldan gelip geçenleri seyrederdi, bazılarıyla selamlaşarak. Oradan geçerken ayaküstü bir çift laf ederdik. Bazen yanına oturup karşılıklı kahve içtiğimiz de olurdu.

Ayda bir veya daha seyrek Gümülcine ziyaretlerimde yıllar boyu Ali Bağdatlı’nın orada Süreyya’nın kahvesinde hep aynı yerde otururken görerek, yavaş yavaş nasıl ihtiyarladığını ve nasıl ihtiyarlığın getirdiği değişikliklere uğradığını da izledim.

Önceleri beni her görüşünde tekrarlardı: “-Doktor, birlikte bir rakı içmeye gidelim. Eskisi gibi, Ahmet Taşkın’ın sağlığında olduğu gibi.” “-Olur Ali abi. Bir akşam sözleşiriz, seni alıp gideriz.” “-Bakıyorum, bir zamanlar sana selam vermeyenlerle, seni görünce yol değiştirenlerle çıkıyorsun hep. Ali abini unuttun.” “-Hiç unutur muyum. Dedim ya, bir akşam seni gelip alayım. İstediğin bir taverna varsa oraya gidelim.” ”-Hatırlıyor musun, o zor günlerde herkes senden kaçarken Ahmet abinle ben seninle birlikte olmaktan korkmazdık, üçümüz Kozluköy’e rakı içmeye giderdik. Biz hiç korkar mıydık bak? Hatırlıyor musun?” “-Hatırlamaz olur muyum? Onun için ben de sizi çok severim.” Yanımızda başkaları varsa, onlara dönüp, “Onsunoğlu’na bir zamanlar herkes selam vermeye bile korkarken, biz Ahmet Taşkın’la birlikte onunla Kozluköy’e rakı içmeye giderdik” diye ekliyordu.

Elim ermedi, biliyorum bu gerekçe değil, Ali abiyi bir akşam bir meyhaneye götüremedim.

Aynı diyalog Gümülcine’de Ali Bağdatlı’yla karşılaştığım her defasında tekrar etti, yıllarca. 1988’lerden sonra benimle birlikte görünmek, Ali abinin Koca Kapı’nın terörüne karşı direnişiydi, bununla gurur duyuyordu. Hiç küçümsemeyin. Koca Kapı’dan fırça yemekten, Türkiye’ye giriş yasağına ve daha etkili yaptırımlara kadar uzayan sonuçlar doğurabilirdi.

Onun birçok kez yaşanmış olarak hatırladığı ve anlattığı Kozluköy hikayesi, aslında topu topu bir kez gerçekleşmişti. Bu olay onu o kadar meşgul etmiş olmalı ki ve belleğine öylesine yer etmiş ki, defalarca olmuş gibi hatırlıyordu. Ahmet Taşkın yeni araba almıştı, bir beyaz Fiat 128, bizi o götürmüştü, bir kez. Gümülcine dışında bir Hıristiyan köyü olan Kozluköy, niye? Korkudan, kem gözlerden uzak olmak için.

(Azınlık isanını bu hale düşüren uygulamaların ilk uyandıracağı duygu tiksintiden başka ne olabilir ki? Artık son buldu dediğimizin üzerinden 20 yıl geçtikten sonra bugün yine aynı uygulamalar, bu kez tiksinti duygusu daha güçlü.)

Derken, bir süre sonra Ali abi bana “bir akşam birlikte çıkalım” demekten vazgeçti. Bakışları belirsizleşmiş, yüzünün ifadecilği azalmıştı. Süreyya’nın kahvesinde hep aynı köşedeydi ama beni görünce o eski sevincini yaşamıyordu artık. Kendisine ben hatırlattım. “Rakı içmeye çıkmıyorum” dedi. “Yengen bırakmıyor.”

Davranışında değişmeler olduğunu söylediler. Çabuk alınıyormuş, sesini gereksiz yere yükseltiyormuş, öfke patlamaları gösteriyormuş.

2016 yazında Gençler Birliği bahçesine gelmeye başladı. Orada birkaç kez sohbet ettik. Bana kayın biraderinin halini anlattı. “Kahveye kadar gidebiliyormuş. Ama kahveden evin yolunu bulduramıyomuş. Onun için kahveye damadı İbrahim götürüp getiriyormuş.” Birkaç hafta sonra kayınbiraderi Mehmet öldü. Bir gün “Mehmet ne yapıyor” diye sorduğumda, “A Mehmet mi,” dedi, “o öldü.”

Son olarak Ali Bağdatlı’yla geçen yaz Gençler Birliği’nin bahçesinde karşılaştık. Selam vedim, “Ali abi nasılsın?” Başını kaldırıp baktı, “Ben seni tanıyamadıma” dedi, “söyler misin, sen kimlerden oluyorsun?”

Allah rahmet eylesin.



İbram Onsunoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder