25 Nisan 2017 Salı

[Online] Türkiye: Şimdi ne olacak?



Görüldüğü gibi iktidarın bir parti diktası şekline evrildiğine hep birlikte tanık oluyoruz. Bir parti devleti olarak OHAL’li-KHK’li AKP rejimi, devletin tüm yüksek, özerk, bağımsız kurumlarınının kendisine hizmet eder bir hale geldiği bir biçeme dönüştü. Böyle bir parti-devlet rejiminden demokrasi bekleme tahayyülü sadece boş bir hülyadan ibaret.



AKP, parti-devlet rejimi, etkisi altına aldığı YSK’sıyla, seçimleri hali hazırda resmiyete bağlamış görünmekte. CHP’nin tüm itirazlarına ve Hayır oyu vermiş olan tüm muhalif katmanların baskısına rağmen bir parti-devlet olarak AKP rejimi, bildiğimiz aygıtlarıyla, bilinen bir tiyatroyu sergilemektedir.

Uluslararası raporlara verilen tepkinin ise, içerideki muhalefete verilen tepkiden çok daha pervasızca oluşu, AKP’nin parti-devlet rejiminin itibar sıkıntısını ve uluslararası saygınlığı sorununu yüzümüze vurmaktadır. Atı sahibinden izinsız ve haksız bir biçimde alanların, “Üsküdar’ı geçti” argümanının AGİT’in bulunduğu Viyana’dan geçememesi yani. Dahası, Üsküdar’ı kaybetmiş olmları da mevzubahisken.

Bundan sonra düşünülmesi gereken olgu, Hayır cephesini ören muhalifler için hiç vakit kaybetmeden, referandumda varılan sonucu iyi okumak olmalıdır. Tablo bize çok net şeyler söylese de, tablonun verdiği tek geçerli şeyin şu anda da mevcut olan, gelecekte de yaşanacak olan belirsizlikler olduğunu söyleyebiliriz. Bu belirsizlikler adeta bir yazgı gibi ülkenin üstüne yapışmış kalmıştır. Bu “bıçak sırtı” sonuçların varacağı nokta ise bıçak sırtı bir Türkiye atmosferi olacağı gerçeğidir.

Birbirinden koparılmış bir toplum yapısı, Türkiye için belirsiz bir geleceği inşaa etmektedir. Bu da hastalıklı bir organizmanın kendi içindeki hücrelerinin birbiriyle mücadelesi gibidir. AKP açısından ele alırsak şayet, tablo tam anlamıyla hezimettir ve AKP’nin hayallerinin sallantısıdır. AKP’nin 2023 ekonomik hayalleri gibi, 2019’da başlayacağı umulan Başkanlık hayalleri de şimdiden suya düşmüştür. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye 2019’a kadar sürecek belirsiz bir atmosferin içine girmiştir. Bu siyasal belirsizlik daha şimdiden hangi anayasaya tabi olacağımızın hukukî karmaşıklığını da içinde bulundurmaktadır. Karşımızda ise şaibeli, hukuksuz referandum sonuçlarunun üzerinde oturan, bu vesile ile kendi anayasasını kuracak olan ve ulusal ve uluslararası çapta meşruiyetini yitirmiş bir siyasal akıl vardır. Bu siyasal akıl da, KHK’li, OHAL’li AKP sulta rejimidir ve 2019’a kadar sürecek olan belirsizliktir.

Şunu net olarak söylemek gerekirse; referandum sonucundan sonra varılan olgu, toplumun 2019’a kadar kimliği ve astarı belli olmayan keyfi bir rejimle yaşayacağı gerçeğidir.

Bu durum Hayır cephesini ören muhalifler tarafından bilinmelidir. Daha doğrusu, zaten bir anayasa sorunumuz varken, şimdiyse şaibeli, hukuksuz bir referandumla nur topu gibi doğan, 2 sene sonrasında konuşmayı, yürümeyi, kucağa alınmayı bekleyen yeni bir anayasa sorunsalımız olduğu açıktır. Mamafih bu sürecin adı ise bir ara rejimdir, bir sistemsizlik ve belirsizlik sürecidir. Bu süreç, şaibeli referandum sonuçlarıyla birlikte daha şimdiden toplumsal katmanları rahatsız eden bir hal almıştır. Karşışıklı zıtlaşan ve zıtlaştırılan politize olmuş bir toplumsal yapı, AKP tarafından bilinçli olarak oluşturulan ve sahaya sürülen bir politikanın sonucudur. Zaten var olan şaibeli referandum sonucu ise bu gittikçe katmerleşen durumun, karşılıklı toplumsal güvensizliğin ve huzursuzluğun derinleşeceği olgusunu pekiştirmekten başka işe yaramamıştır.

Önümüzdeki süreç bu karşılıklı kutuplaşmanın hakim olacağı bir siyasî atmosferi daha şimdiden belli etmektedir. Referandumun mevcut sonucuyla AKP’nin bitişini izlerken, korkarım AKP’nin yazgısıyla ülkenin yazgısı da özdeş hale gelecek. Çünkü mevcut haliyle OHAL’li, KHK’li AKP rejiminin bir parti devletine evrildiği çok açıktır. Bu açıdan, tarihsel perspektiflerden hareket edersek şayet, diktatoryel eğilimlerin eninde sonunda örgütlü bir parti öncülüğünde parti devletine dönüştüğü gerçeği, önümüzde mıh gibi durmaktadır. Açıkça söylemek gerekirse, şartlar ve koşullar karanlık bir atmosferi göstermektedir.


AKP’nin karakışı


1994 seçimlerinde Erdoğan önderliğinde, bir şarkıda belirtildiği gibi metaforik manada, “ilkbahar yağmurlarında yürürken” başlayan, 2002’de aynı şarkı nâmeleriyle devam eden AKP’nin Türkiye’yi yönetme macerası, bir kar fırtınasına yakalanmıştır. Aslına bakarsanız, bu fırtına Türkiye’nin değil, tam manasıyla AKP’nin fırtınasıdır. Burada sorulması gereken esaslı soru ise, AKP’nin bu referandum sonucunda girdiği zamansız kar fırtınasının karakışı olup olmayacağıdır. Bu durum ise bunu kabul edip etmememizde saklıdır. Doğrudan bununla ilişkilidir. Önümüzde duran asıl gerçek, AKP biterken ülkemizi de bitirmesi gerçeğidir. Tam da bu hususta doğada var olan ve insanın makus yazgısı olduğu kadar da maddi her şeyin akıbeti olan doğum-yaşam-ölüm üçlemesindeki yaşanan doğal akış; AKP’nin karşılaşmaktan kaçamayacağı bir gerçektir.

Bu şaibeli referandum sonuçlarıyla AKP’nin son aşamaya girdiği açıktır. AKP, tabiri caizse bitme aşamasına, ölüm döşeğine gelmiştir. Daha maddesel bir şekilde konuşacak olursak, yaşadığı metal yorgunluğu nedeniyle son kullanma tarihi gelmiş bir beyaz eşya halini almıştır. Ve bunu kendileri de bilmektedir. AKP’nin son 3 yılda toplum üzerindeki artan baskısı ve referandum sonucu oluşturulan ötekileştirici söylemler ve uygulamalar, yaşayacağımız gelecek 2 yılın geride bıraktığımız 3 yıldan daha çetin geçeceğinin bir belirtisidir. Bu partinin söylemleri “onlar” öznesi ile başlayan cümleleri korkunç bir ötekileştirme ve nefret kültürü ile benzemektedir. Bu süreç salt hukuk zemininde kalmamakta, her parti devletinde olduğu gibi AKP’nin tabanında da vücut bulmaktadır ve o tabanı daha militan hale getirmektedir.

Tam da bu saatten sonra AKP’den en ufak bir demokrasi ve hukuk beklemek, tekeden süt beklemekle eşdeğerdir. AKP referandum başarısızlığını ve usulsüzlüğünü örtmek için iktidar olmaktan kaynaklanan tüm gücünü toplum üzerinde daha sert politikalar uygulayarak, kendinden olmayanları topyekün bertaraf ederek şaibeli iktidarını sürdürecektir. Bunu da yürürlükte olmayan anayasanın meşruiyetinin tartışılacağı belirsiz bir ortamda sürdürecektir. Ve bizim gibi Ortadoğu kültürel atmosferinden beslenen Asya kültürel kodlarına sahip toplumsal yapıda var olan uzun süreli belirsizlik hali pek olumlu bir sonuç yaratmayacaktır. Bu belirsizlik hem AKP için hem de AKP’ye muhalif kesimler için de geçerlidir. Zaten karşılıklı yarılmanın olduğu bir toplumda böylesi belirsiz atmosfer, Türkiye halkları için cevapsız soruları da beraberinde getirecektir.

Asıl sorulması gereken bir başka soru ise, taraf olduğu bilinen, kendisinden olmayanları, kendisine biat etmeyenleri bertaraf etme gayreti içerisindeki AKP parti-devletinin bu toplumsal tabloyu nasıl yöneteceğidir. Bütün mesele AKP’nin bu şaibeli referandum sonucuyla yakalandığı kar fırtınasının içerisine ülkeyi sürükleyip sürüklemeyeceğinde gizlidir. Ve bu fırtınadan ülkeyi kurtaracak olan ise, Hayır oyu verenler kadar, sandığa hiç uğramayan, “küskün” diye tabir edebileceğimiz kesimi de kapsayan bir kitlesel muhalefet olacaktır. Özelinde ise “Hayır”cı muhalefetin başarısını belirleyecek olan, kendi içerisinde yaşadığı anlaşmazlıkları çözmesi olacaktır. Bu başarının sırrı da Kürt illerindeki Hayır oyu ile Batı illerindeki ve AKP’nin elindeki büyükşehirlerdeki Hayır oyunun güç birleşimi olacaktır.


AKP’nin parti-devleti


Son tahlilde, özetlersek, önümüzdeki süreç AKP’nin parti-devleti halinde topluma yön vermeye çalıştığı örneği totaliter ülkelerde çokça rastladığımız sürece işaret etmektedir. Bu süreç, gerek toplumsal ayrımların derinleştiği, gerekse ekonomik sorunların yükseldiği belirsiz bir süreçte cereyan edecektir. Gelecek AKP’li yıllar, geçmiş AKP’li yıllardan daha zorlu ve çetin koşullları ortaya koymaktadır. Bunun emareleri daha şimdiden görülmektedir.

AKP bürokrasiye, devlete hakim olmasıyla, dahası medya sahipliği baskısıyla ve sokaktaki militan tutucu tabanıyla, her türlü saldırganlığı yapabilme hareket kabiliyetine sahiptir. Bu vesileyle AKP felsefi zihinsel yapısıyla her daim hipnotize ettiği militan tabanıyla, Türkiye halkları için toplumsal barış ve uzlaşı iklimi için potansiyel bir tehdittir. Tüm bu sürecin az hasarlı ve daha kısa sürmesi için AKP’ye muhalif, demokrat Hayrıcı yapıya bağlıdır. Ve bu, bu yapının kendi içinde bütünlüğü kurmasıyla ve bu bütünlüğü doğru politik bir zemine oturtmasıyla olacaktır.



Hakan Güngör

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder