8 Mayıs 2017 Pazartesi

[Online] CELAL ZEYBEK İLE İLGİLİ BAZI ANILARIM -3



Fethullah Gülen Cemaati


Celal Zeybek ile ilgili elbette daha anlatacaklarım var.


1990'lı yılların başları olmalı, Fethullah Gülen Cemaatinin BTT Azınlığı içinde kendini göstermeye başladığı sıralar, Celal Zeybek'le tartışıyoruz, konuyu o açtı. Tartışmaya sebep olan olay, Gülen Cemaatinin buraya gelişi, ama daha o zaman ne benim ne de Celal'ın Gülen ve Cemaati hakkında ayrıntılı bir bilgimiz var. Onun için tartışmada Cemaatin adı hiç geçmiyor, genel ve belirsiz konuşuyoruz. Celal, Türkiye'deki tarikatçılık ve cemaatçılığın Azınlığa da taşınacağı korkusunu dile getiriyor. Benim o sıralarda, dediğim gibi, bu konular hakkında hiç bilgim yok, o Türkiye'yi benden daha iyi biliyor, onun için dikkatle dinliyorum. Türkiye'deki gibi mezhepçilik ve tarikatçılık kavgalarının Azınlığa da getirilebileceğini, bu yüzden çatışmaların ve bölünmelerin başlayabileceğini söylüyor. Celal imanlı bir kişi, ama aynı zamanda susuz bir Kemalist. Ben onun endişelerine tam olarak katılmıyorum.

-Bugünkü durumdan daha kötü ne olabilir ki be Celal aga? Tersine, Azınlığın içinde resmî devleti temsil eden Konsolosluk dışında Türkiye'den devlet güdümlü olmayan sivil toplum örgütleri, demokratik kuruluşlar, ne bileyim cemaatler de faaliyet gösterse, Koca Kapı'nın baskı ve terörüne karşı daha iyi mücadele ederiz. Onlardan dayanışma ve destek isteriz. Belki bir denge sağlanır.

Ele aldığımız sorunun kaynağı bu dengesizlik olabilir. Yani, Koca Kapı resmî veya derin devlet olarak Azınlık üzerinde erk kullanıyor, ama muhalefetsiz, denetimsiz ve direnişsiz, ve her çeşit erk suistimaline kimseye hesap vermeden başvurabiliyor. Türkiye'de muhalefet var, denetim kurumları var, sivil örgütler var... Azınlıkta hiçbir şey yok. Sonra, Türkiye ile Azınlık ilişkilerini düzenleyen hiçbir kural yok. Konsolos bir azınlık esnafını tehdit ediyor, o esnafın şikayet edecek bir yeri yok. Bir süredir onlarca kişiye Türkiye'ye giriş yasağı uygulanıyor. O kişiler haksızlığa uğradıklarını söylemeye bile korkuyorlar. Dört mebusumuz var, ha olmaz olaylardı, değil Koca Kapı'ya hesap sormak veya olayı protesto etmek, yeni karalistelilerden şeytan görmüş gibi kaçıyorlar... Konu “derin”, ayrıca yazmam gerekecek.

O zaman öyle düşünüyordum. Gerçi bir Türk sivil toplum örgütünün Batı Trakya'da faaliyet göstermesi ayrıca bir sorundu, bunun bilincindeydim. Ama “karalistelilerin” tüm Türk kurumlarından dışlanmışlığının çaresizliği içinde aklıma gelen çözümlerden biri de buydu. Türk kamuoyuna erişim yasağını delmenin yolunu bulamıyorduk. “Hey, Batı Trakya'da Ana Vatanın faşizmi altında eziliyoruz!” diye haykırmak için bir kürsü bulamıyorduk. Gülen Hizmet Hareketi “derin devlet”le mücadelemizde bize destek olabilirdi, nitekim oldu da. Buna göre, şimdi bunu inadına söylüyorum, Gülen Cemaati Batı Trakya'ya kendiliğinden gelmemiş olsaydı, söz gelişi, biz gidip davet etmeliydik, onu, diğer demokratik sivil toplum örgütlerini vs. Şimdi koşullar değişti, sosyal medya var. Gerçi bugün Koca Kapı onu bile yasaklamaya çalışıyor, AZINLIKÇA ve BARİKAT'ın internet sayfalarına Türkiye'den erişim buradaki Konsolosluğun ve MİT'in önerisinden sonra mahkeme kararıyla (!) millî güvenlik (!) nedenleri ileri sürülerek yasaklandı. Besbelli bizim yeni ve bu kez başarılı bir darbe yapacağımızdan korkuyorlar (!!!). Ama bu yasağı internet'te delmenin on tane yolu var ve deliyoruz.

O zamanki derin devlet “Kemalist” ve başına buyruk idi, hükümetten bağımsız hareket ediyordu. Şimdiki, İslamcı ve “AKP'ist” ve hükümetin emri altında çalışıyor. Azınlık üyeleri cezalandırılırken şimdi, RT Erdoğan'ın hezeyanlarıyla uyumlu olarak, Fethullahçılık veya Erdoğan'a hakaret ile suçlanıyorlar, yerli hafiyelerimizin raporlarına ve keyfine bağlı olarak. Geçen dönem (1987-1996) cezalandırma nedeni çok belirsizdi, çözünceye dek çok kafa patlatmıştık, buraya sığmayacağı için onu ayrıca anlatmam gerekecek.

Sonuç olarak: Demokrasinin iyice yerleşemediği Türkiye'de faşizm zaman zaman hortlamakta ve sonuçları BTT Azınlığına da uzanmaktadır. Bize korkutmalar, tehditler, şantajlar ve cezalandırmalar şeklinde yansıyan faşizan uygulamalar ve yaptırımlar, Azınlığın ve azınlık bireylerinin yaşamlarında tarif edilmez olumsuzluklara yol açmaktadır. Ulusal, toplumsal ve kişisel yaşamda büyük sıkıntılara ve karışıklıklara meydan vermektedir. Azınlık, bu yaptırımları bertaraf etmek için önlem almak ve mücadele etmek zorundadır. Kişiler için önerilebilecek başlıca bir ilk önlem, Koca Kapı'ya olan bağımlılığını asgariye indirmek, mümkünse ortadan kaldırmak. Böylece yaptırım alanını olabildiğince daraltmak.

Son yazılarımda sık sık 1987-1996 dönemine değiniyorum, Koca Kapı'nın azınlık politikasına Azınlık üzerinde “devlet terörü” unsurlarını da kattığı döneme, 20 yıl sonra benzeri yollara yeniden başvurmaya başladığı için. Κorkumuzu yenip ve suskunluğumuzu terkedip, “bağırıp çağırarak” ve Azınlık içindeki tepkileri çoğaltarak (örgütlü bir protesto hareketi oluşturabilirsek ne mutlu) uygulamanın yaygınlaşmasını bu kez belki engelleriz umuduyla.

Celal Zeybek, Türkiye'deki irticanın tarikatçılık ve cemaatçilik yoluyla Azınlığa sızmasından, bu yüzden Azınlık içinde kavgaların ve bölünmelerin olmasından endişe ediyordu. Uzun vadeli bir endişe. Nitekim Celal'ın korkuları aradan 25 yıl geçtikten sonra ancak şimdi gerçekleşmeye başlıyor, o da AKP iktidarının tahammülü veya desteğiyle. Benim zorum kısa vadeliydi. Çünkü bir süredir “Kemalist” derin devlet, Celal'ın endişe ettiği bölünmenin en derinini bize yaşatıyordu. Buna karşı nasıl mücadele edebilirdik? Benim ivedili sorunum buydu, aslında Celal'ın da. Bu amaçla ayağımıza kadar gelmiş Fethullah Hocanın Hizmet Hareketinden yararlanabilir miydik?

Zira bizi Türkiye'den kimseyle görüştürmüyorlar, ambargo var. “Biz” dediğim karalisteliler kimiz? Türkiye'ye giriş yasağı olan kişileriz, 200 kadar (?) Batıtrakyalı, “vatan haini” ilan edilmişiz ve cezamızı çekiyoruz. Eski milletvekilleri, politikacılar, gazeteciler, esnaf, her sınıftan insan, sağcısı, solcusu, komünisti, ülkücüsü, Yunan Yönetimine yakınlığıyla bilineni, apolitik olanı. Saydığım sınıflara isimli örnekler vereyim mi? Artık ne sakıncası var? Zaten birçoğu rahmetli oldu. Ama ben bir gün Türkiye demokratikleştiğinde tam listeyi buradaki Konsolosluğun (Dışişlerinin) açıklamasını istiyorum (!). Bu “kara liste” olayı bir gün bir tarihî araştırmaya elbette konu olacaktır. Ben şimdi buradan o gelecekteki araştırmaya yardımcı olmak istiyorum.

Ambargo var, bizi kimseyle görüştürmüyorlar. En başta Konsolos, bizimle görüşmeyi kabul etmiyor. Azınlıkta neler olup bittiğini, başımıza neler geldiğini, karşı karşıya kaldığımız faşist uygulamaları Türkiye'den kimseye anlatamıyoruz. Batı Trakya'yı ziyaret eden Türk hükümet yetkililerini bizden kaçırıyorlar. Parlamento heyetleri, milletvekilleri geliyor, erişemiyoruz. Onlara erişmek için bütün çabalarımız boşa çıkarılıyor.

(Deniz Baykal dışişleri bakanı, Batı Trakya'yı ziyarete geliyor. Yıllar 1995 olmalı. Çok dolambaçlı yollardan ondan randevu alabilmek için akla karayı seçtik. Konsolosluk çevresi bizi onunla görüştürmemek için neler yapmadı ki, ne komik sahneler yaşandı. O zaman o yaşananları T.S.'de anlatmıştım. O zaman neler çektiğimizi yeni kuşağa göstermek için o trajikomik olayı ileride bir kez daha anlatmam gerekecek.)

Türk mediasından Azınlığa yoğun bir ilgi var o dönem, eşi görülmedik bir ilgi. Zira her iki tarafın medyasına göre Azınlık yüzünden Türk-Yunan savaşı çıkmak üzere (!). Türkiye'den gelen gazeteciler “bunlarla görüşeceksiniz, onlarla görüşmeyeceksiniz” direktifiyle geliyorlar, bizimle hiçbir Türk gazeteciyi görüştürmüyorlar.

Ambargoyu ilk delen CUMHURİYET'in muhabiri oldu, daha 1989'da, bir defalığına. Bizimle görüşen ilk Türk gazeteciydi, gelip bizi dinledi, gazetesine bir şeyler aktarabildi mi, neler aktardı, takip edemedim. Çok sonraları, kara liste kalktıktan sonra, Azınlık ile Türkiye ilişkileri konusunda CUMHURİYET'te bir röportajım çıktı, Leyla Tavşanoğlu kaleminden. O röportajın yayımlanacağını doğrusu beklemiyordum, sansüre uğrayacağını sanıyordum, ama hayret yayımlandı. CUMHURİYET bir kez daha gözüme girdi. Cemaat'in ZAMAN'ı daha sonra geldi ve ilgisi ve desteği uzun süreli oldu.

Pek çoğumuz konuyla uğraşmaktan çoktan vazgeçmişti. Çünkü uğraştıkça başına yeni belalar geliyor ve iyisi mi susarak ve bir şey yapmayarak durumların kendiliğinden düzelmesini bekliyordu. Kimilerinin Türkiye'ye giriş yasağını kaldırmak için çeşitli “yan yollara” başvurduklarını işitiyorduk, yalvarıp yakarmak, torpil koymak, Konsoloslukta “pişmanlık beyannamesi” imzalamak gibi. O kişileri küçümsemiyorum, ivedili bir ihtiyaç doğmuşsa ne yapsınlar? Bazılarına bir defalığına mahsus olmak üzere Türkiye'ye girişe vize ile müsaade edildiğini öğreniyorduk. Birkaçımız da faşizan önlemin uygulamadan kaldırılması için siyasî kavga vermeye devam ediyorduk.

Bu kavgada Cemaatin gazetesi ZAMAN'ın bize önemli yardımları oldu. ZAMAN'ın öyle “kara liste” aleyhinde kampanya filan başlattığını sanmayın. Mütevazi insanlardı, sorunlarımızı anlayışla dinlediler, ilgileneceklerini söylediler, bu ilginin nasıl tezahür ettiğini ayrıntılarıyla bilmiyorum. Benim açımdan: Gazetede uzun bir söyleşim yayımlandı, azınlık sorunları ve Türkiye ile Türk Azınlığı arasındaki ilişkiler konusunda. Ama en önemlisi bana gazetede haftada bir yazmak üzere bir köşe tahsis ettiler, “Yunanistan Mektupları”. Türk kamuoyuna hitap edebilecek daimî bir kürsü bulmuştuk, daha ne olabilirdi ki. Kısa bir süre ZAMAN'da köşe yazarlığı yaptım. Mahlasla da yazdım. Köşe yazarlığım kısa sürdü, benim yüzümden. Koltuğumun altında ikiden çok karpuz taşıyordum. Ve bu arada ekmeğimi kazandığım işimi ve ailemi bir kez daha boşluyordum, vicdanî sorun baş gösterdi. Derken, “kara liste” uygulamasının fonksiyonunu yitirdiği kararına varılmış ve bu çerçevede “derin devlet”in Azınlığa diktiği kişi de bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. “Kara liste” kaldırıldı. 10 yıl sonra artık Türkiye'ye serbestçe gidebilirdik. Sahi bir ömre kaç tane 10 yıl sığar? ZAMAN'la son temasım, yine bir röportaj münasebetiyle oldu. Hasan Ünal, Türk-Yunan ilişkileri uzmanı, Bilkent Üniversitesinde öğretim üyesi, ZAMAN'da yazıyor, azınlık sorunları hakkında benimle bir röportaj yaptı. Benden önce Kıbrıs konusunda Rauf Denktaş'la yaptığı röportaj yayımlanmıştı. Yıllar 1997 idi, yanılmıyorsam.

Özetle, Fethullah Gülen Cemaatinin gazetesi ZAMAN, benim yaşadığım ve gözlemlediğim kadarıyla, Azınlıktan “kara liste”nin kaldırılmasına o zaman önemli katkıda bulundu.

Bu yazıyı burada noktaladım, ama üç yeni yazı için bağımlanmış oldum. 1) Koca Kapı'nın Azınlık üzerinde kullandığı erk ve başvurduğu erk suistimalleri nasıl denetlenebilir? Bu çeçevede her azınlık aydınının yanıt vermeye çağrıldığı bir soru: Türkiye ile Azınlı ilişkileri hangi kurallarla yönetilmelidir? 2) TC Dışişleri bakanı Deniz Baykal'ın Batı Trakya ziyareti. 3) 1987-1996 dönemi Kara Liste uygulamasının derin nedeni neydi?


İbram Onsunoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder