6 Ağustos 2017 Pazar

[Online] TİŞÖRT OPERASYONU



İNGİLİZ KEMAL'DEN SONRA EN BÜYÜK TÜRK CASUSU GÂVUR ALİ'NİN AKIL ALMAZ MACERALARI

mizahî hikâye




Yaz günleri sabahleyin güneş daha yükselmezden ve sıcak bastırmazdan önce Çukur Kahve'de yaya kaldırımı üzerindeki bir masada yelin estiği köşede tek başıma sade Türk kahvesini yudumlamak eskisi kadar zevk vermiyor belki, bir süredir sigarayı bıraktığım için. Ama yine de bu zevki hiçbir şeye değişmem. Tabii, söylememe gerek yok, yine yaz akşamları Asmalı Sokak'taki tavernada kızartılmış hamsi, koyun peyniri ve Doğanca düleği eşliğinde rakı sefasının her şeyin üstünde olduğunu. Konunun özeti, emekliliğin tadını çıkarıyorum.

***

O sabah Çukur Kahve'de kahvemi içerken karşıdan gelen bir adam dikkatimi çekti. Gençler Birliği yönünden platiyaya doğru yürüyordu, sağa sola bakınarak, uzunca boylu, dolgun, tanımadığım biri. O saatte yolda kimse yok. Uzaktan beni süzdüğünü hissettim. Yanıma kadar gelip, oturduğum masanın başında durdu.

-Esselâmünaleyküm.

Mısırlı Arap telaffuzu... ama değil. Arapça dersleri almış Türk.

-Günaydın.

-Size de günaydın. Yanınıza oturabilir miyim?

-Ηay hay... Ne içersiniz, kahve mi, çay mı?

Yan gözle şöyle bir baktım zorunlu misafirime. 40-45 yaşlarında, esmer, siyah güneş gözlüklü, ala Erdogan, badem bıyıklı, kısa kollu yazlık gömleğinin yakası kalkık. Ensesini güneşten korumak için mi, yoksa başka bir alışkanlık mı diye düşündüm. Davetsiz misafirimi sırtında koyu renkli bir pardessü ve pardessünün yakasını ensesini örtecek şekilde kaldırmış haliyle hayal ettim bir an için. İvediyle şahsı hakkında birkaç sonuç çıkarmaya çalıştım. Türkiyeli bir aynasıza benziyordu, buraya özel bir görev için gönderilmiş olmalıydı. Çaylak bir aynasız, FETÖ tasfiyesinden sonra göreve yeni alınanlardan. Hangi iş için göndermişlerdi acaba? Bana soru sormak için yanıma oturmuştu besbelli, bir başlasın bakalım, anlayacaktım. Ama önce bir algı operasyonu, Batıtrakyalının kolay yutulur lokma olmadığını anlasın.

-Çay olsun efendim.

***

-Metin! Arkadaşa bir demli çay!... Türkiye'nin neresindensiniz?

Beklemediği bir soruydu anlaşılan, yutkundu. Türkiyeli olduğunu gizlemek istediği belliydi. Anladığımı görünce rahatsız olmuştu.

-Türkiyeli olduğumu nereden anladınız?

-Oh, şimdi, bana hakaret gibi bir soru bu.

-Özür dilerim. Size hakaret etmek gibi bir niyetim yoktu tabii.

-Şaka ediyorum canım. Türkiyeli olduğunuzu bizimkilerden 7 yaşındaki bir kızan bile anlar. Ben nereden mi anladım? Birçok yerden. Selamınızdan anladım. Konuşmanızdan anladım. Duruşunuzdan anladım. Ancak yine de sizi bir an için Mısırlı Arap ile karıştırır gibi oldum. Ama Arap telaffuzunu henüz tam olarak sindirememişsiniz. Arapça kurslarına biraz daha devam etmeniz gerekecek. Tam kamufle olamıyorsunuz.

Son sözüm ona iğne batırmışım gibi etki yaptı. Ama çabuk toparlandı. Çok nazik, ancak yapmacık bir sesle itiraz etti.

-Rica ederim. Benim kamuflajla ne alakam olabilir ki. Bir TIR sürücüsünün kendini kamufle etmesine ne gerek var?

-TIR sürücüsü kimliğinizin sahte olduğunu böylece itiraf etmiş oldunuz... Neyse. Çayınız soğuyacak.

Kızardı bozardı. Çayını hızlı hızlı yudumlamaya başladı. Çay bardağını tuttuğu elinin hafiften titrediğini görüyordum.

-Sözlerimden sakın alınmayınız. Βenimkisi Batı Trakya şakası... İsterseniz devam edip sizinle ilgili başka tahminler de yürütebilirim. Mesela, koyu bir AKP'lisiniz. Ve Reis hayranısınız...

Türkiyeli misafirimin hem şaşkın hem de öfkeli bakışlarına hedef oluyordum şimdi. Artık soğukkanlılığını yitirmek üzereydi.

-Anlamadım, Erdoğancı olmak suç mu?

Tahminimde yanılmamıştım. Teşkilata yeni atananların hepsi koyu AKP'li ve Erdoğancıydı.

-Fethullahçı olmak suç. Erdoğancı olmak niye suç olsun? Çıkarcılık olabilir. Fırsatçılık olabilir. Ama suç değil. Darbe teşebbüsü başarılı olsaydı o zaman belki suç olurdu. Ve belki siz de şimdi hapiste olurdunuz. Bu bir devlete sızma, yani devleti ele geçirme yarışıdır... Sizi gevezeliğimle rahatsız ediyorsam özür dilerim. Bir çay daha içer misiniz? Bırakalım bunları. Sağlam ne iş yapıyorsunuz? TIR şöförlüğü dışında. Gerçekte ne iş yapıyorsunuz? Ve Batı Trakya'ya niye geldiniz?

Davetsiz misafirim köşeye sıkıştırılmış bir kedi gibiydi, bir yolunu bulsa üzerime atlayıp beni parçalayacak. Ben tahriklere devam ediyorum.

-Madem cevap vermek istemiyorsunuz, o zaman gerçek mesleğinizin ne olduğu ve sizi buraya niye gönderdikleri konusunda tahminlerimi söyleyebilir miyim?

Daha fazla dayanamadı ve “Bana müsaade” diyerek aniden ayağa kalktı. “Ismarladığınız çay için teşekkür ederim” dedi. Gidiyordu. Ben de ayağa kalktım, elinden tuttum, “Lütfen oturunuz. O kadar kolay mı pes ediyorsunuz? Şakalarım burada bitti. Söz veriyorum... Dur bakalım, daha tanışmadık. Adınızı bile bilmiyorum. Benimkisi Ali.”... Tam o sırada aklıma bir müziplik geldi. “Benim adım Ali” dedim, “Gâvur Ali.”

***

Türkiyeli misafirim Gâvur Ali adını duyar duymaz az önce kalktığı sandalyeye yığılıverdi. Gözlerini üzerime dikmiş, beş on saniye şok olmuş gibi hareketsiz durduktan sonra “Siz sahiden Gâvur Ali misiniz?” diye haykırdı. “Yahu ben sizi gökte ararken yerde buldum.”

Ve anlatmaya başladı. Buraya gelirken Ankara'dan ona Gâvur Ali'yi bulmasını tembih etmişler, “Sana en iyi o yardım edebilir” diyerek. Ancak onu pek kolay bulamayacağını da söylemişler. “Şanslıysan karşılabilirsin.” Ne bir adres ne bir telefon numarası vermişler. Teşkilatın elinde Gâvur Ali'nin bir fotografı bile yokmuş. Daha doğrusu ona 10'dan çok fotograf göstermişler, ama her biri sanki değişik kişilerin. Bunlar sözde hep Gâvur Ali'nin fotograflarıymış, değişik kılıklarda, birinde papaz kılığındaymış, dığerinde hoca kılığında, dilenci, Yunan subayı, PKK teröristi kılığında, hatta kadın kılığında olanı bile varmış. Ama onun gerçek yüzünün nasıl olduğunu kimse bilmiyormuş. Üç gündür Batı Trakya'daymış, yüzlerce kişiye sormuş, Konsolosluğa sormuş, bu ismi duymuşlar duymasına da, kim olduğunu, nerede oturduğunu kimse bilmiyormuş. Genel kanaat, böyle bir kişinin gerçekte bulunmadığı, Gâvur Ali'nin Batı Trakya'da halkın uydurduğu bir efsaneden ibaret olduğu. Öyle olsaydı Teşkilat bilmeyecek miydi? Gâvur Ali, gizlenmesini, kendini kamufle etmesini çok iyi bilen bir kişiydi, o kadar. “Şu Allah'ın lütfuna bak, artık umudumu kesmişken pat diye onu benim karşına çıkarıyor.”

***

-Benim Gâvur Ali olduğuma inanıyor musunuz?

-Yüzde yüz!

-Ya sizi aldatıyorsam, kandırıyorsam?

-Kolay mı? O bir defa oldu, Fethullah Hoca Reisi kandırdı. Artık dersimizi aldık. Baksanıza bende kandırılacak göz var mı?

Cüzdanından bir fotograf çıkardı. “Bunu Gâvur Ali'nin fotografı olarak Teşkilattan verdiler.” dedi. “Yunanlı deniz subayı kılığında sizsiniz. Bu fotografta gizlenemiyorsunuz. Sizi görünce bu resimdeki kişi olduğunuzu hemen anladım. Bakın.”

Uzattığı fotografa baktım. Bu yakınlarda ölen aktör Andreas Barkulis, deniz subayı üniformasıyla, eski bir komedi filminden. Zaman zaman beni Barkulis'e benzetenler çıkmıştır, ama Barkulis'in kendi olduğumu iddia edene ilk defa rastlıyordum.

-Desenize bu fotoğraf yaktı beni... İyi ama bana hâlâ adınızı söylemediniz.

-Hakan Fidan.

-Memnun oldum.

El sıkıştık.

-Peki, siz bana Gâvur Ali'ymişim gibi davranacaksınız, ben de size Hakan Fidan'mışsınız gibi. Gerçek kimliklerimiz ne olursa olsun. Böylece karşılıklı olarak birbirimizi kandırmış olacağız....

Hiç oralı olmadı. Benim aradığı Gâvur Ali olduğumdan emindi.

***

-Gâvur Ali'yi niye aramıştınız?

-Biliyorsunuz, bir yıldan beri başta Reis olmak üzere tüm Türkiye FETÖ'ye karşı savaş veriyoruz.

-Allah sizi muzaffer ve gazanızı mübarek eylesin.

Alayımı anlamamazlıktan geldi.

-Teşekkür ederim. Bir ölüm kalım savaşı bu. Reis için var olmak, yok olmak savaşı. Yalnız Reis için değil, tüm Türkiye için. Zaten Reis Türkiye demek. 15 Temmuz başarılı olsaydı, Türkiye şimdi işgal altında olacak, Reis Yüce Divanda yargılanacak ve hain FETÖ vatanı parsel parsel yabancılara satacaktı. Sevr yeniden hortlayacak, Türkiye diye bir şey kalmayacaktı. Darbeyle demokrasiyi getirecektik diyenlere kanmayın. Hangi demokrasi? Demokrasi Türkiye'ye yakışmıyor. Halkımız demokrasi istemiyor. Ülkede bir demokrasi işgali tehlikesi vardı. Ancak Reis FETÖ'nün ve 7 düvelin planlarını altüst etti ve Türkiye'yi kurtardı. 15 Temmuz, Kurtuluş Savaşından daha büyük bir savaş ve daha büyük bir kurtuluştur. O zamandan beri Reis'in emri, “nerede bir FETÖ'cü görürseniz başını ezin, zira FETÖ Türkiye'nin bin yıllık tarihinde karşılaştığı en büyük tehlikedir”. Tüm Türkiye'de ve dünyada Reis'in emrine uyarak FETÖ avı başlattık. Türkiye'deki aleni FETÖ'cüleri bitirdik.

-Yalnız onları mı?

-Yalnız onları mı? Kürt politikacıları da. Kemalistleri de, solcuları da, liberalleri de. Türkiye'yi muhalefet denilen bütün bu pisliklerden temizledik ve temizlemeye devam ediyoruz. Reis, gelecek nesillere temiz bir Türkiye bırakacağız diyor. Temiz, imanlı, Osmanlı, tek sesli ve tabii Şeriatçı ve Erdoğancı. Laikliği ve Atatürk'ü isteyenler kendilerine başka bir ülke arasınlar.

-Onu Türkiyeliler düşünsün. Biz Batıtrakyalıların sorunu değil.

***

-Ne diyorduk? Aleni FETÖ'cüleri bitirdik. Ancaak, kripto FETÖ'cüler ne olacak? Onları da büyük bir itinayla arayıp buluyoruz ve layık oldukları cezayla cezalandırıyoruz. Yine de bu FETÖ hayatta kalmasını biliyor, alışılmış terör örgütlerinden değil, terör örgütlerinin anası. Hem anası hem hocası. Yeni komplolar, yeni suikastler ve yeni darbeler peşinde. Her yolu deniyor. Bir ay önce yeni bir mesajlaşma ve örgütlenme yolu denediler. Türkiye'nin her tarafında önünde HERO yazılı tişört giymiş kripto FETÖ'cüler belirdi. Bu şekilde birbirlerini tanıdıktan sonra aralarında büyük bir toplantının hazırlıklarını yapıyorlardı. Toplantının konusu ne olacaktı biliyor musunuz?

-Tabii biliyorum.

-Nereden biliyorsunuz?

-Size Gâvur Ali'nin FETÖ'ye sızmış bir MİT ajanı olduğunu söylemediler mi? Ama iki yıldır emekliye ayrıldığını da?

-Oo, tabii, Ali abi unuttum, özür dilerim... Peki, Hüseyin Gülerce ile birlikte miydiniz?

-O MİT'e benden çok sonra geldi. Ve çifte ajandı, iki taraflı çalışıyordu... Sözünü kestim, nerede kalmıştın?

Artık sohbet, samimî bir hava içine girmişti.

-Toplantının konusu yeni bir darbe girişimiydi... HERO kelimesi hangi kelimelerin başharflerinden oluşuyordu, biliyor musun Ali abi?

-Onu öğrenemedim Hakan.

-Ama Ankara'daki Teşkilat bu muammayı çözdü.

-Tebrik ederim.

-HERO kelimesi, “Haklayın Erdoğan'ı Rahatlayın Okey” cümlesini oluşturan kelimelerin ilk harflerinden meydana geliyordu.

-Vay canına!... Reis tek korktuğum kişi Fethullah Hoca derken haklı. O Fethullah Hoca var ya, korkarım Reis'i bir gün o yiyecek. Ne Kılıçdaroğlu, ne Demirtaş, ne de bir başkası. “Muhalefetin Fethullah Hoca şahsında birleşmesi en çıkar yol olarak görünüyor.” Bu son düşüncemi içimden geçirdim, ama dile getirmedim.

-Dahası da var. Bazı tişörtlerdeki yazının HERO yerine HEPO olduğunu farkettik. O “pe” harfi neyi anlatıyormuş biliyor musun Ali abi?

-Hayır be Hakan kadaşım, bilmiyorum.

-Çözümünü yaptık, “Haklayın Erdoğan Pezevengini” demekmiş.

-Hâşâ! Sümme hâşâ!... Batı Trakya'ya böyle tişörtler gelmedi!

-Dikkatimiz sayesinde kripto-FETÖ'cülerin bu yeni tuzağını keşfettikten sonra tişört komplosunu da boşa çıkardık. Bu tişörtleri giyenlerin tümü yakalandı, imal eden fabrikaya kayyum atandı. Orada artık Reis'in portrelik bir resminin ve altında “Dünya Lideri” diye bir ibarenin bulunduğu tişörtler imal ediliyor. Bu tişörtleri dünya ülkelerine ihraç etmeye başladık.

-Almanya ve Hollanda'yı sakın ihmal etmeyin.

***

Muhatabım lafı uzatmıştı. Soruyu tekrar ettim.

-Seni Batı Trakya'ya niye gönderdiler be Hakan Fidan?

-Teşkilata Batı Trakya'da üstünde HERO yazılı tişörtlerin çok giyildiği bilgisi geldi. Bunun üzerine tişört olayını bizzat takip eden Reis bana “git oraya, işin aslını öğren ve bana bir rapor halinde bildir, hem sonra bir bak bakalım bizim oradaki Konsolosluk işini tam yapıyor mu” diye emir verdi. Teşkilattan ise, “oraya gittiğinde ilk yapacağın iş eski emekli ajanımız Gâvur Ali'yi bulmak olmalıdır” dediler, “sana o yardım edecektir”. Şimdi, bize yapılan ihbarlara göre Batı Trakya Fethullah Gülen'in kalesi haline gelmiş. Örneğin, Türkçe Olimpiyatları bu yıl Gümülcine'de yapılacakmış. Türkiyeli darbeci kaçaklar burada hüsnü kabul görüyorlarmış, daha sonra Azınlıktaki kripto-FETÖ'cüler onların Avrupa ülkelerine kaçmalarına yardımcı oluyorlarmış. Futbol darbecisi Arif Erdem'i buradan Amerika'ya onlar kaçırmış. Son bir ihbara göre, FETÖ, Yunan adalarında Türkiyeli kaçaklardan oluşturduğu komando timlerine eğitim veriyormuş. Bu timler daha sonra çeşitli suikastler düzenlemek üzere Batı Trakya üzerinden Türkiye'ye sızacakmış. Batı Trakya, Ali abi, Türkiye için büyük stratejik önemi olan bir yerdir. Onu Fethullah'ın elinden ne yapıp yapıp geri almalıyız.

“Fethullah savaşı ambalajıyla fetih savaşlarına mı başlıyoruz?” diye düşündüm. Osmanlı İmparatorluğunu yeniden inşa etmek fikri uygulamaya mı konuluyordu? Reis'in niyetini daha iyi anlamak için Hakan Fidan'la sohbeti biraz yokuşa sürüyorum.

-Hakan, Batı Trakya'da üçüncü bir unsur daha var, onu unutuyorsun.

-Neymiş o?

-Yunanistan.

-Hadi be Ali abi, Yunanistan'ı kim takar? Biz büyük devletiz. Üfürsek devrilir.

Anladım, daha fazla araştırmaya ve karıştırmaya gerek yoktu. Fetih savaşları için yakında düğmeye basılacaktı. Tabii önce Doğu, Suriye ve Irak. Bu ülkeler ABD'yi kurnazca kullanarak Türk ordusunun oraya kolayca girecek bir kıvama getirilmişti. Son yıllarda Türkiye'de her şey geriye, Osmanlıya doğru gitmiş. MİT bile Teşkilat-ı Mahsusa'ya benzemişti. Şu masamda oturan kişi de sanki Hakan Fidan değildi de Kuşçubaşı Eşref'ti.

***

-Uzun vadeli planları bir tarafa bırakalım. Tişört operasyonu nasıl gidiyor? Batı Trakya'da bu konuda neler keşfettin?

-Bize gelen bilgilere göre Batı Trakya'da HERO yazılı tişört kullanımı pek yaygındı. Ama ben üç gündür buradayım, bir kişiyi bile göremedim.

-Bunun iki nedeni var. Her nasılsa HERO yazılı tişörtler burada bir ara moda oldu, neredeyse herkes bu tişörtleri giyiyordu. Teşkilata gelen bilgi doğru. Ben bile bir tane kendime aldım. Bir 10 kadarını da Türkiyeli dostlarıma hediye yolladım. Böylelikle terör propagandası yaptığımı nereden bilebilirim ki? Yani Türkiye'ye bir gitsem demek ki terörist olarak tutuklanacağım. Allah korusun. Allah korumuş ta gitmemişim. Neyse, burada bir noktaya dikkati çekmek isterim. Bu tişört olayı Fethullah Gülen'in yastığının altından çıkıyorsa, demek bu adam modayı bile etkileyecek güce sahip. O halde Reis'in işi zor, hem de çok zor. Teşkilata da çok iş düşüyor, sevgili Hakan. Bilmem farkında mısın?

-Farkındayız Ali abi, farkındayız.

-Ne diyorduk... Moda idi geçti. Yunanistan bir tüketim toplumu. Burada modalar çabuk gelip geçer. Ekonomik kriz Yunanlıların alışkanlıklarını değiştirememiştir. Üzüm üzüme baka baka kararır, bizim azınlık insanı da çoğunluk insanını taklit ediyor... Bir ikinci neden daha var. Türkiye'de HERO tişörtlerinin terörle ilgisi ortaya çıknca, bu durum Batı Trakya'daki kripto-FETÖ'cüleri ürküttü ve tişörtü açıkça giymekten vazgeçtiler. Ancak gizli gizli giymeye devam ediyorlar. Ceketlerinin altına, gömleklerinin altına gizleyip te giyiyorlar. Bu ısrarın mahiyeti nedir, öğrenemedim.

***

-Fakat dikkat ettim, Batı Trakya'da tişört modası yine de devam ediyor. Gerçi üstünde HERO yazılı FETÖ tişörtleri artık giyilmese de başka ibareler yazılı tişörtler pek giyiliyor. Ben şunları tespit ettim. Bu Yunanca kelimeler ne anlama geliyor acaba?

Gömleğinin cebinden bir kağıt parçası çıkardı, orada yazılı birkaç Yunanca kelimeyi zorlanarak okudu.

-İ KLEFTES STON KORİDALO, TİRANOS, NARKİSİSTİS, İSE MALAKAS... Tişörtlerde okuduğum bu kelimelerin Türkçe karşılıkları nedir acaba?

Kendimi Gâvur Ali olarak tanıttığım kişiye bu Yunanca kelimelerin Türkçe karşılıklarını söylüyorum: “Hırsızlar Silivri'ye, Tiran, Narsist”. Malakas'ı bıraktım, çevirmedim.

Kendini Hakan Fidan olarak tanıtan misafirimin yüzü birden sapsarı kesildi, nefes alışları sıklaştı, tansiyonunun yükseldiğini hissettim. Kekeleyerek konuşmaya başladı.

-Ali abi, bu da FETÖ'nin bir oyunu! Her tarafta FETÖ! Bu sıfatlarla Reis'i kastediyor. Görmüyor musun, hırsız diyor, tiran diyor, narsist diyor, bunlar Reis'e çamur atmak için kullanılan sıfatlar... Alçak herif, Reis'i yine sırtından bıçaklıyor hain!

-Oysa Reis ona ne kadar nazik ve dürüst davranıyor, değil mi?... Aman be Hakan Fidan! Her yerde FETÖ parmağı buluyorsunuz. Hepten paranoyak olmuşsunuz!

-Rica ederim Ali abi. Durum gayet açık. Fethullah Gülen bu tişörtlerle halka Reis aleyhinde hırsız ve tiran diye bilinçaltı mesajları vermek istiyor.

Bu paranoya karşısında dayanamıyor, patlıyorum.

-Dur yahu! Manyak mısın? Fethullah Hoca Türklere Yunanca mesaj mı verecek? Yoksa Amerika'da darbe mi yapacak? Bırak Allah aşkına! Fethullah Gülen rüyalarınıza girmiş, anladık, ama aklınızı da almış!... Ha bu sıfatları Aleksis Çipras kendine çekse anlarım, ama Reis'le ne alakası olabilir?

Hakan Fidan başını önüne eğiyor.

-Haklısın abi. Reis panik yapıyor, onun bu hali sonra hepimizi etkiliyor. Baksana, koskoca MİT tişört operasyonu üzerinde odaklandık. Yabancılar görse halimize gülecekler... Ama anlamadım, Çipras ta mı tiranik davranışlar sergiliyor dedin? Ve o da mı çalmaya başladı? Bunları mı ima ediyorsun?

Yanıt vermemeyi tercih ediyorum. İki dakikalık bir süre sessizlik oluyor. Muhatabımın nabız ve soluğunun normale döndüğünü hissediyorum.

***

-Çayları tazeleyelim mi?

Tazeliyoruz.

-Biliyorsun, Batı Trakya'daki kripto-FETÖ'cüler hakkında bir rapor hazırlamam gerek. Bana bu konuda yardım etmeni istiyorum Ali abi. Ne yapayım, nereye gideyim?

-Türkiye'nin Gümülcine Konsolosluğuna git. Buradan tam 400 metre ileride. Aradığını orada bulacaksın.

-Gittim abi, bir şey bilmiyorlar. Yardım edemiyeceklerini söylediler.

-Orasının FETÖ yuvası olduğunu görmedin mi?

-Sen ne diyorsun Ali abi? Böyle bir şey mümkün mü?

-Hakan, daha önce sen kendin Batı Trakya'nın FETÖ kalesi olduğunu söylemedin mi? Konsolosluğun katkısı olmadan bunun mümkün olabileceğini mi sanıyorsun?

-Ama orayı ziyaret ettiğimde ve Reis'in beni Batı Trakya'ya hangi misyonla gönderdiğini açıkladığımda tüm Konsolosluk çalışanları FETÖ düşmanlığı konusunda birbirleriyle yarış ettiler.

-Bak Hakan, kripto-FETÖ'cülerin birkaç çeşidi var. En yaygın olanı, FETÖ ve Fethullah Gülen aleyhinde en çok konuşanı ve en düşman görüneni. Böyle kişilere dikkat et, onlar büyük bir olasılıkla gizli Fethullahçı teröristlerdir ve kendilerini öyle kamufle etmektedirler. Konsolosluk çalışanlarının da yaptığı bu. Bir başka çeşit te Reis'i yere göğe sığdıramayanlar, onu mehdi, peygamber, dünya lideri ilan edenlerdir. Bu aşırı yalakalıkla FETÖ'cü olduklarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Gizli teröristlerin üçüncü bir çeşidi, Reis'i altından kalkamayacağı aşırı işlere ve eylemlere teşvik edenlerdir. “Suriye'ye gir, Yunanistan'a savaş aç, Almanya ile çatış, Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kur” diyenler, Reis'in bu işlerin altında kalıp ezilmesini isteyen Fethullahçı teröristlerdir. Daha 5-6 çeşit gizli FETÖ'cü sayabilirim.

-Yeter be Ali abi, sen herkesi Fethullahçı terörist yapacaksın.

-Reis te aynısını yapmıyor mu? Cumhuriyet gazetesi kripto-FETÖ'cü, Sözcü gazetesi öyle, CHP milletvekili Berberoğlu FETÖ'cü, daha kimler. Bir istihbaratçı olarak böyle düşünmek zorundasın, herkesi FETÖ'cü gibi göreceksin. Konsolosluk çalışanlarını da. Sağlam, onları sorgulamaya hakkın var mı?

-Tabiî var. Elimde Reis'ten imzalı belge var. “Görevini icra edebilmesi için gereken her çeşit yardımın yapılması ve kolaylığın gösterilmesi, her arzusunun yerine getirilmesi...” diye yazıyor.

-Güzel. Üstlerini aramaya da yetkin var nı?

-Elbet var. Çırılçıplak soymaya kadar. OHAL'le idare ediliyoruz, her çeşit aşırılık, keyfî davranış, insan hakları ihlali serbest.

-Tamam o zaman. Tüm konsolosluk çalışanlarını bir salona topla, konsoloslar da dahil, ve üstlerindeki ceket, polo bluzu ve gömlekleri çıkarmalarını söyle. Altında tüm çalışanların HERO yazılı tişört giydiklerini göreceksin.

-Bu söylediğin şey çıkarsa çok fena şeyler olur.

-Aynen dediğim gibi... Fena şeyler olur dediğin nedir ki?

-Vallahi Reis buradaki Konsolosluğu kapatır.

-Aman kapatmasın canım. Zaten kapanması için uğraşan bir sürü kişi ve örgüt var. Onların ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Daha başka bir ceza, ne olabilir?

-Konsolosluğa kayyum atanır.

-Kayyum atanırsa güzel olur.

*** 

Hakan ısrar ediyordu, aynı şeyi tekrar etti.

-Ali abi, Konsoloslukla ilgili bu ifşaat iyi ama yetmez. Azınlıktaki kripto-FETÖ'cüleri de rapor etmem gerekiyor. Senden isim istiyorum.

Tepem attı. Muhabbetin başından beri sürdürdüğüm dalga kırmak keyfim kayboluveriyor. Öfkemi gizlemeye çalışıyorum. Biliyorum, karşımda yontulmamış bir kütük var. Ona bir demokrasi dersi daha vermem gerekecek. Kürsüde ders anlatan öğretim üyesi tavrıyla konuşmaya başlıyorum.

-Bak Hakan. Batıtrakyalı özgürdür. Erdoğancı olur, Fethullahçı olur, kemalist kalır, komünist, milliyetçi, liberal olur, Sirizalı, Pasokçu, Yenidemokrasili olur, ne isterse olur, ve ne olduğu için kimseye hesap vermek zorunda değildir. Şu veya bu olduğu için kovuşturulamaz, cezalanmaya konu yapılamaz. Türkiye'deki durumların da bu düzeye erişmesini derinden temenni ederiz. Şimdi Türkiye'de siyasî koşullar uygun değilmiş, darbe girişimi olmuş, orada OHAL varmış diye Batıtrakyalının da Türkiye'deki sıradışı koşullara uyması gerekirmiş diye bir kuralı tanımıyoruz. Bu kuralı dayatmaya kalkarlarsa direniriz. Türk yönetimi Türkiyeli Fethullahçıları kovuştururmuş diye, Batıtrakyalı olup ta Fethullah hareketine sempati besleyenler de aynı muameleye tabi olacak ve cezalandırılacak kuralına şiddetle karşı çıkıyoruz. Yarın Türkiye'de belki Erdoğancılar kovuşturulmaya başladığında, Batıtrakyalı Erdoğan sempatizanlarının da cezalandırılma girişimine aynı şiddetle karşı çıkacağız.

Gâvur Ali'nin konumuna gelince, sevgili Hakancığım. Onun Batıtrakyalı bir ajan olarak misyonu azınlıkiçi konular değildir. Azınlık bireylerini karfilemek hiç değildir. Onun için Azınlıkta gizli Fethullahçıların kimler olduğu sorusunu Gâvur Ali cevaplamayacaktır. Azınlık dışından bunca resmî hafiyeleriniz var, git onlara sor. Sonra, ücret karşılığı size bu bilgileri verecek azınlık üyeleri de bulabilirsin. İzlediğiniz taktik bu değil mi? Hainler her toplumda var...

Hakan Fidan, eğer Hakan Fidan'sa, böyle bir tepki beklemiyor olmalıydı ki ne yapacağını şaşırdı. “Ali abi, galiba farkına varmadan haddimi aştım ve seni kızdırdım. Özür dilerim. Ve her şeye teşekkür ederim.” diyerek ayağa kalktı ve el bile sıkışmadan Çukur Kahve'den hızlı adımlarla uzaklaştı. Ardından, “gerçek Gâvur Ali olsaydı seni çok daha fena yapardı” diye düşündüm.

Akşama Asmalı Sokaktaki tavernaya kiminle gitsem acaba?

5.8.2017

İbram Onsunoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder