17 Ağustos 2017 Perşembe

[Online] “Yerli ve millî” edebiyat...






Bir olay:



Bundan yaklaşık on yıl önce, GTGB lokalinde gerçekleşen “29 Ocak Anma Etkinlikleri” (ya da daha doğrusu Dostlar Alışverişte Görsün Şenlikleri) kapsamında, Dr. Hasan Ahmet bir şiir okudu:

“Bana adam lâzım, adam; / Adam gibi adam!”

Hasan ağabeyin nâzikçe “Siz kuru gürültü yapan boş tenekelerden ibâretsiniz, sizden bi’ cacık olmaz. Toplumsal mücadeleye hiçbir katkınız olmadı, olmuyor. Bize genç, çağdaş, aydınlık, mücadele azmi ve ruhu olan insanlar lâzım” demeye getirdiği o şiir, salonda “soğuk duş etkisi” yarattı.

Ama sistem “refleks”ini ertesi yıl gösteriverdi:

Adını falan daha önce hiç duymadığımız –muhtemelen İskeçe’nin Balkan köylerinden olan– 15-16 yaşlarında genç bir kardeşimiz getirildi anma etkinliklerine ve kendisine bir şiir okutuldu:

“Bu memleket ne Sadık Ahmetler, ne Rodoplular, ne Faikoğlular doğurmuştur”.

*

Bir başka olay:

Ramazan vesilesiyle 3-4 Balkan ülkesinde hem ziyaret/iftar, hem de “Balkanlar Şiir Şöleni” düzenlemek isteyen bir heyet Gümülcine’ye geliyor. Gelmeden önce bizim Yüksek Tahsilliler Derneği’yle irtibata geçiyor ve yerel şairleri davet etmelerini, iftar sonrası bir şiir gecesi yapmak istediklerini söylüyorlar.

Adamlar geldiğinde şoka uğruyor: Memleketin şairleri yok; şair diye, önlerine hiçbir yerde şiiri çıkmamış, yazdıkları da şiir değil olsa olsa “methiye” (üstelik de en “yağdan” ve “tarihsel olarak çarpıtılmış” ve “kin” kokan şeyler) sayılabilecek, emekli bir öğretmen büyüğümüzü sunmuşlar...

Hayretler içinde soruyorlar:

“Yahu Rahmi Ali, Hakan Mümin, Mücahit Mümin, Mustafa Çolak falan nerede?”

*

Nereye bağlayacağım:

Son dönemde, memlekette, diğerlerinin yanında bir de “yerli ve millî” edebiyat kurma girişimi de var.

Ve sırf bu yüzden, ellerinde malzeme olmadığından, şiir yazmayı bırakın, şiir bile okumamış insanlara sarılıyorlar. Ve fenâ tökezliyorlar ve gülünç duruma düşüyorlar.

Sanat, özgürlüktür; özgür insanların işidir. Ismarlamayla olmaz. Yalakalıkla hiç olmaz. Omurga gerektirir. Ve hepsinden önemlisi, dünya için çarpan bir yürek, insanlık için güzellikler düşünen bir beyin, yaşama ve doğaya karşı sonsuz bir aşk oluşturur mayasını.

*

Bugün ister kabûl etsinler, ister etmesinler, bu memleketin müziğini Barış Tükeniş ve Balkanatolia’daki arkadaşlar yapıyor...

Resmini Fevzi Ali ve Füsun Suka çiziyor...

Öyküsünü, denizden çıkarılmış ve dizilmiş inciler misâli sözcüklerle Rahmi Ali, Mücahit Mümin yazıyor.

Mizahını, o kıvrak zekâsı ve keskin kalemiyle İbram Onsunoğlu yapıyor...

Şiirini Mustafa Tahsinoğlu, İlker Mehmet, Hüseyin Mazlum, Hakan Mümin, Şefaat Ahmet, Faik Hakkı Ali, Hasan Ahmet, Emre Ahmet, Ahmet M. Ahmet, Mehmet Dükkancı, Sibel Gülistan, Sevkan Tahsinoğlu yazıyor...

Ve daha da ileri gideyim:

Tüm bu saydıklarıma ek olarak, çok daha güzel işler de yapacak olan bir nesil geliyor arkadan, gümbür gümbür:

Müzikte Ceyhun Halil, şiirde Edanur İnce ve Ramadan Hacı Ahmet, öykü ve şiirde Koray Bağdatlı başta olmak üzere...

*

Şimdi tüm bu saydığım isimlere bir bakın...

Hepsinin ortak noktası, okumayı sevmek. İnsanı sevmek. Daha güzel bir dünya istemek.

İçlerinden bazılarını diğerlerine kıyasla daha da yücelten ise, baskılara karşı dik duruşları, boyun eğmeyişleri, bükülmemeleri.

*

Toplumcu şiirimizin tohumunu serpmiş olan Mehmet Çolak ve Refika Nâzım’ı bu noktada unutmamak lâzım...

Çünkü onlar “çıta”yı öyle bir yükselttiler ki, hiçbir “yerli”, “millî”, “maaşlı”, “iki büklüm”, “yalaka” şair ve yazar, onların aldığı yolun yarısına bile varamayacaklar.

*

Bu memleketi güzelleştirecek olan, Reislerin ve dikme faşistlerin yolunda kin kusarak yürümek değil; Mehmet Çolakların, Rahmi Alilerin açtığı yolda, insan sevgisine ve hoşgörüye, çoksesliliğe ve toleransa, haksızlığa karşı çıkmaya ve gerektiğinde başkaldırmaya giden yolda çoğalmaktır.

*

“Sistem”, iki şiir bile okumamışlardan şair çıkartmaya devam etsin... Biz daha güzel bir dünya istemeye devam edeceğiz...



Mustafa Çolak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder