7 Ekim 2017 Cumartesi

Trakya azınlığı ve Sol



GLASNOST.
GR’IN AZINLIKLA İLGİLİ “MANİFESTOSU”

Adında “Türk” sözcüğü bulunan Trakya’daki azınlık derneklerine tanınma yolunu açacak değişiklikle ilgili Meclisteki o çok ses getiren görüşmelerin ardından Solun içinde bile bir sürü tepkiler patlak verdi.

Resmî devlet anlatımının peşinden giden Solun parçaları, Trakya’daki azınlık Müslüman olup... Türk değildir ve... Lozan’la oynayamayız diye kestirip attılar.


Tarihçe

Ayrıntılara girmezden önce, tartışma konusu bu derneklerin tarihi hakkında küçük bir giriş yapalım.

İskeçe Türk Birliği 1927’de kuruldu. Gümülcine Türk Gençler Birliği 1928’de. Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği 1936’da.

Bu dernekler 1983’e dek meşru olarak ve hiçbir yasa ihlali yapmadan çalıştı (onlara Albaylar Cuntası bile dokunmadı).

Bu derneklerin binalarında çeşitli kültürel etkinlikler yapılır, toplumsal konular hakkında tartışmalar düzenlenir, azınlık mensubu faal vatandaşlar toplanıp fikir alışverişinde bulunurlardı.

1983’te dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Kapsis’in inisiyatifiyle, devlet, bu derneklerin tabelalarını indirdi ve onları yasadışı ilan etti.

Ve tek gerekçe, Türkiye ile olan ve Kıbrıs sorunu yüzünden bitmek bilmeyen sürtüşmelerdi. 


Türk azınlık var mıdır?

Şimdi tabiî biri kalkıp ta “Lozan Antlaşmasına göre Yunanistan’da Türk olmadığına göre “Türk” adlı dernekler niye olsun” diyebilir.

Ancak gel gör ki, ülkemizde Türk azınlık vardı, var ve var olacak.

Yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal seyrettiği yıllarda okul tabelalarında Türk okullarından söz ediliyordu. Aynı şekilde 1952’de TC Cumhurbaşkanı Celal Bayar, kendi adını taşıyan Gümülcine azınlık lisesinin açılışını yapmaya gelmişti. Okulun bahçesinde Millî Eğitim Bakanı ve Kral Pavlos ve Frederiki’nin İane Başkanı Fransızça birer konuşma yaparak, okulun Yunan-Türk dostluğundaki önemine vurgu yaptılar. Devamında Kral makazı Cumhurbaşkanına verdi, o da kordelayı kesti ve ardından hepsi birden okul binasını gezdiler.

Sonraki yıllar Türk okulu yazan tabelalar –hiç sebepsiz– indirilmeye ve “Μ/κο σχολείο” (Müslüman okulu, ancak Azınlık okulu olarak ta okunabilir) yazan tabelalar asılmaya başladı. 

Özetle, Trakya azınlığı, Yunan devletinin arzusuna bağlı olarak, bir Türk oluyor, bir Müslüman oluyordu. Sonunda “böl ve yönet” çözümü bulundu ve bize azınlığın üç gruptan oluştuğunu söylediler, Pomaklar, Romanlar ve Türk kökenlilerden.


Kendilerini nasıl tanımlıyorlar

Azınlık mensuplarını devletin nasıl tanımladığı bir yana, bizi ilgilendiren (ilgilendirmesi gereken) onların kendilerini nasıl tanımladıklarıdır.

Azınlık mensupları, “kimlik” konusu tartışmaya girdiğinde her defasında Türk kimliğini öne çıkaranlara oy vererek tepki göstermişlerdir.

90’lı yıllarda Rodop ve İskeçe’de bağımsız azınlık adaylarının aldıkları yüksek oy oranları unutulmamalıdır (%3’lük baraj konulmasının başlıca nedeni). 2014’teki son Avrupa seçimlerinde azınlık partisi Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi, Andreas’ı bile kıskandıran oy oranları alarak Rodop ve İskeçe’de birinci parti geldi.

Buna bir çeşit sayım gözüyle bakabiliriz.

Bir gün azınlık mensubu vatandaşlara kendilerini nasıl tanımladıkları sorulacak olursa (bir nüfus sayımında, belki?), benzeri oranlar ortaya çıkacaktır.


Reddedilme 

Etnik kimlik reddedilip tanınmadıkça, “kendi” milliyetçiliğine yönelen insanların sayısının arttığını görüyoruz.

Kimse kalkıp ta bu reddedilmenin Trakya’nın Yunanistan’dan ayrılma tehlikesi adına yapıldığını iddia etmesin; zira, bu metne imza eden bizler gibi, bölgeyi biraz olsun tanıyanlar, bilmektedirler ki böyle bir tartışma dalga geçmek için bile mevcut değildir.

Ülkeyi Alman ve İtalyan postalından kurtarmak için azınlık mensupları onlarca ölü vermiş ve birçokları Yunanistan’a demokrasiyi getirmek için Yunanistan Demokratik Ordusu saflarında savaşmıştır.

Ancak, ne yazık ki, etnik kimliklerinin Solun büyük bölümleri tarafından da tanınmaması, onları tehlikeli Türk milliyetçilerinin kucağına itmektedir –Sol, bu sorumsuz tavrı nedeniyle bir gün özeleştiri yapmak zorunda kalacaktır.


Pomaklar, Romanlar ve diğerleri

Bu noktada azınlık içindeki azınlıklardan, yani Pomaklardan, Romanlardan, ateistlerden, homoseksüelllerden ve diğer gruplardan bahsetmemezlik edemeyiz.

Kendilerini Pomak ve Roman olarak (başka daha ne istersen) tanımlamak isteyen azınlık mensubu vatandaşlar elbette mevcuttur ve bu onların hakkıdır, yanlarında yer alıyoruz. (Hatta bazıları bağımsız Pomakistan’dan söz ediyorlar, konuyla ilgili doğrusu “Pomaksever” yoldaşların görüşünü merak ediyoruz.)

Bizler Marksist-Leninist’ler olarak inanıyoruz ki, ezilen ulusun halkı özgür olmadıkça, egemen ulusun halkı da özgür ve bağımsız olamaz.

Onun için devlet baskısına karşı Türk azınlığın, Türk milliyetçiliğine karşı Pomakların, Romanların ve diğer azınlık içindeki azınlıkların yanında yer alıyoruz.


Sınıfsal sorun 

Birçok yoldaş bize bir etnik azınlığın tanınması konusunda niye ısrar ettiğimizi soruyor, uluslar suni olduklarına ve ezen ve ezilenden ibaret iki ulus bulunduğuna göre.

Önce bilmeliyiz ki, azınlık mensupları %99 oranında rençper, işçi ve küçük esnaftır. Dolayısıyla azınlık içinde bir burjuva sınıfı söz konusu değildir.

İki; azınlık Türklerinin talebi, Türk pasaportu çıkartmak değildir. Onlar bu ülkeye hizmet eden Yunan vatandaşlarıdır, bu ülkede vergilendirmeye tabi olurlar, bu ülkede çalışmaktadırlar. İstedikleri tek şey, kültürel kimliklerinin tanınmasıdır, dernek ve kurumlarında toplanabilmeleri, anadillerinde şarkı söylemeleri ve yazmalarıdır.

Türk sıfatlı derneklerin kaç üyesinin bu ülkenin bağımsızlığı için kendini feda ettiğini biliyor muyuz?


Öneriler

Son verirken, Trakya azınlığı konusunda Solun tezlerinin açık ve seçik olması gerektiğine inanıyoruz.

- Pomaklar ve Romanlarla birlikte Türkler için de kendini toplu olarak tanımlama hakkı.

- “ASEP” ve Yunanistan çapında sınavlar yoluyla ordu, polis ve itfaiyeye –ve genel olarak kamuya personel alınırken de azınlık mensupları için yasa önünde eşitlik ve eşit yurttaşlık.

- Esasında ülke içinde “konsolosluk” olan Siyasî İşler Bürosunun kapatılması, Dışişlerinin gizli ödeneklerinden gelen o paralarla doktor, öğretmen vb kadroların oluşturulması.

- Şeriatın kaldırılması ve Müftünün, hiçbir devlet erkiyle teçhiz edilmeden, “dinî lider” olarak seçimi.

- Vakıf İdare Heyetinin seçimi.

- Kaçak evlerde tapuların düzenlenmesi (ilk konut).

- 240 imam yasasının kaldırılması.

- Vatandaşlık Yasasının ırkçı 19. maddesiyle ıskat edilmişlere vatandaşlık.

- İhtiyaç olan yerlerde yeni azınlık okullarının açılması.

Bunlar, inanıyoruz ki, samimiyet ve saygıyla karşılanması gereken ilk ve temel insanî ve azınlıksal sorunlardan bazıları.

Azınlık mensuplarına, sağ veya sol Yunan ve Türk milliyetçiliklerinden öte gerçekten bir başka yolun bulunduğunu; memorandumları, troykayı, İMF’yi ve uşaklarını... kovmanın hep birlikte mücadele etmeye değer olduğunu ve özgür, demokratik bir ülkede itibarımızla yaşamımıza sahip çıkmamız gerektiğini göstermek, büyük bir adım olacaktır. 


İmzalar:

Ahmet Güner, bağımsız, Rodop. 
İnce Edanur, LAE Rodop. 
Karayannidis Grigoris, LAE İskeçe. 
Malkoç Hasan, LAE İskeçe. 
Milanos Dimitris, LAE Nikea. 
Bacyakudis Stamatis, LAE Kukaki-Petralona. 
Papadopulos Petros, LAE Arta. 
Rufihtοs Marios, bağımsız Nea İonia. 
Corcis Fotis, bağımsız, Dedeağaç. 
Çolak Mustafa, LAE Rodop. 
Hasan Onur, LAE Rodop. 
Hasan Turgay, LAE Rodop. 
Psathas Vasilis, LAE Volos.

Not: Metni onaylayan yoldaşlar, adlarını ve ait oldukları siyasî örgütü glasnost.gr@gmail.com adresine e-mail gönderip açıklayarak imza edebilirler.


(Glasnost.gr'dan Türkçe'ye İbram Onsunoğlu çevirdi)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder