16 Ekim 2017 Pazartesi

[Online] TÜZÜK BÜZÜK



KARAÇALI


Daha önce yeri geldikçe Danışma Kurulu’nun nasıl ortaya çıktığına birkaç kez değinmiştim. Bir kez daha anımsatayım. Danışma Kurulu, tam olarak adı BTTA Danışma Kurulu, Koca Kapı ve Azınlık Mafya Takımı tarafından 1980’li yılların ikinci yarısında Yüksek Kurul’a alternatif olarak oluşturuldu. Yüksek Kurul, kendi kendini feshederek (!), yetkilerini sözüm ona Danışma Kurulu’na devretti. Danışma Kurulu’nun ilk açıklaması, yanılmıyorsam, 26 Ocak 1988 günü akşamı, 29 Ocak mitingi kararının ilan edildiği açıklamadır.



Yüksek Kurul, bir azınlık kuruluşuydu. Danışma Kurulu ise bir Koca Kapı kuruluşudur.

Yüksek Kurul, yapısı-sentezi ve işleyişi itibariyle, Koca Kapı için yönlendirilmesi ve denetlenmesi zor olan, hatta mümkün olmayan, bir oluşumdu. O dönemdeki değerlendirmelere göre üstelik “komünist icadı” gibi bir şeydi ve tehlikeliydi. (Şimdi nasıl rahatsız eden her şeye ve herkese FETÖ damgası vuruluyorsa, o zaman komünist damgası geçerliydi. Gelişmeler ve insanlar bu sıfatla gammazlanıyordu.) Yüksek Kurul, herhangi bir şekilde bertaraf edilmeliydi. Dört yıldan çok süren oldukça özgür ve bağımsız bir işleyiş ve yoğun mücadele döneminden sonra, 1984 yılının sonlarında tamamen Mafya Takımının ve Koca Kapı’nın egemenliği altına girdi. Ve o andan itibaren “ölmüştü”.

Buna gasp deyin, işgal deyin, ne derseniz deyin. Doğrusunu söylemek gerekirse, direnmedik. Takımın arkasında ona manevî ve maddî destek veren koskoca bir devlet erki duruyordu ve Takım kural tanımayan profesyonel bozguncu kalabalık bir gruptan oluşuyordu. Biz gücümüzü azınlık kamuoyundan alıyorduk ve örgütlü değildik. Ve yorulmuştuk. Sonra, en önemlisi, azınlıkçılık kuramımıza gerekirse Koca Kapı’yla da kavga etmek gibi bir başlık daha girmemişti. Nitekim neden sonra bu başlığı yine de biz değil, Koca Kapı’nın kendisi zorla soktu ve kabul ettirdi. Öz haysiyeti ve itibarı yüksek olanlar da kabul ettik.

Yüksek Kurul, Azınlık içinde popülerlik kazanmıştı, onun için pat diye feshedilmedi. Birkaç yıl daha şunda bunda göz boyamak için toplanarak yaşamını sürdürdü. Sonra yetkilerini, az önce söylediğim gibi, Danışma Kuruluna devretti.

Ama Danışma Kurulu bugünkü şeklini, eğer bir şekli var denebilecekse, 1997'de aldı, yanılmıyorsam. Tamamen Koca Kapı'nın eliyle. Bir hazır tüzük geldi, acube bir tüzük, GTGB salonunda sözüm ona tartışıldı ve onaylandı. İşin üzücü yanı, vicdanı özgür ve demokrat bildiğimiz bazı arkadaşlar, bu hazır gelmiş tüzüğün ateşli taraftarı kesildiler. Ama Koca Kapı’nın sağlam adamlarından avukat Sabahattin Emin, nasıl oldu da vicdanının sesini dinledi, tüzüğün altından girdi üstünden çıktı.

Tüzük elimde yok, ortalıkta da dolaşmıyor. Ama o tüzüğe bile uyulmuyor ki. D. Kurulu’nda her şey keyfî. Bahse girerim, D. Kurulu üyelerinden çoğu bir tüzük olduğundan haberdar bile değillerdir.

Hatırladığım bir konu, daha o zaman tüzüğün içerdiği korkunç bir çelişkiyi yazıp eleştirmiştim. İşaret ettim ya, Yüksek Kurul’un Azınlık içinde popülaritesi ve saygınlığı yüksek, ona referans yapmadan olmaz, D. Kurulu tüzüğünde bile. Dernek yapısını örnek alırsak, Yüksek Kurul genel kurula tekabül ediyor, D. Kurulu da yönetim kuruluna. Veya devlet örgütlenmesini örnek alırsak, Yüksek Kurul meclis oluyor, D. Kurulu da hükümet. Yönetim kurulu genel kurula hesap verir, hükümet meclise hesap verir. Tüzükte bunun tersi geçerli, D. Kurulu Yüksek Kurul’dan daha üstün, yani Yüksek Kurul D. Kurulu’na hesap veriyor, onun yardımcısı, danışmanı. Dünyada eşi bulunmayan bir tüzük.

Tüzükte Yüksek Kurul’un galiba yılda bir toplanması öngörülüyor. Aradan 20 yıl geçti, siz bir kez toplandığını işittiniz mi?

Kesinlikle söylüyoruz, kendini tanımladığı biçimde Danışma Kurulu diye bir kuruluş yok.

D. Kurulu tıkır tıkır işlermiş gibi yapıyor, Azınlık ta sanki böyle bir kuruluş varmış gibi yapıyor. Madem Koca Kapı’nın arzusu böyle, ha tatmin olsun bakalım.

Ben sadece bu aşağıdaki olayı anlatmak için elime kalemi almıştım. Dur bir de giriş yapayım dedim, ve söz uzadı.

Bundan bir yıl önce, Danışma Kurulu’nda sabık milletvekilleri üyelikten düşürülmüşler diye söylenti geldi kulağıma. Niçin düşürülmüşler? Kimin kararıyla? Böyle bir şeyin olması için tüzük değişikliği gerek. Değişiklik ne zaman yapılmış?... Ben de neler soruyorum. Ne zaman kurallara uyulmuş ki şimdi uyulsun?

Bir açıklama da yapılmadı bugüne kadar. Ben duymadım, siz duydunuz mu? Ve o günlerde sabık milletvekillerinden birine sordum. Onlar 7 tane, Gümülcine'den Ahmet Mehmet Muncura, Ahmet Hacıosman ve Galip Galip. İskeçe'den Orhan Hacıibram, Ahmet Faikoğlu, Birol Akifoğlu ve Çetin Mandacı.

-Sizi eski mebusları D. Kurulu’ndan atmışlar. Doğru mu?

-Allah Allah, hiç haberim yok. Nereden duydun?

-D. Kurulu’nun içinden biri söyledi.

-Olabilir. Ama benim haberim yok. Bana daha bir şey söylemediler.

-Hayret.

-Hiç hayret etme. Sen bari Azınlığın nasıl çalıştığını biliyorsun.

Sonra bıyık altından alaylı bir tebessümle devam etti:

-Haberim yok, ama ilgili kararın altında benim de imzam vardır. Tutanakları bakarsan görürsün. Danışma Kurulu böyle çalışıyor be doktor.

Tebessümü kahkahaya dönüştü.

D. Kurulu’nun Ankara ziyaretindeki fotoğraflarda sabık mebusları göremeyince bir yıl sonra haberi doğrulamış oldum.



İbram Onsunoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder