29 Kasım 2017 Çarşamba

[Online] Koca Halil’in Halibram’ı kaybettik



DAĞINIK GÖZLEMLER



Koca Halil’in Halibram abiyi kaybetmişiz. F/b’tan yeğeni Füsun haber verdi, bu sabaha karşı okudum ve kaleme sarılıp bu satırları yazıyorum. Almanya’daydı sanıyorum, Füsun belirtmemiş, ve 80 yaşlarındaydı. Allah rahmet eylesin.



Gümülcine Kırmahalle’de dip komşumuzdu Halibram (Halilibrahim) abi. Mahallenin uzun boylu yakışıklı delikanlısı. Yaşlandı, hastalandı, ama kocamadı ve çökmedi, hep dimdik ve yakışıklı kaldı. Son olarak bu yaz GTGB bahçesinde görüştük. Hastalığının takibi için yakında Almanya’ya gideceğini söylemişti, hastanede randevusu varmış. Bir de yakın dostu ve meslektaşı Keçicilerin terzi Raif abinin cenazesinde karşılaşmıştık.

Mahallemizin aydın gençlerindendi. Asıl mesleği terzilik, daha terzi çıraklığı döneminde Kırmahalle gettosundan kendini kurtarmış ve piyasa adamı olmuştu o yıllarda. Ben onu terzi Raif’le ortak çalıştırdıkları dükkanda terzilik yaparken hatırlıyorum, kostüm dikerken veya ütü yaparken. O dükkan, İroon caddesinde emekli avukat Murikis’in büyük gül bahçesinin köşesindeydi, yoldan yarım metre kadar aşağıda, eski Agrotiki şimdiki Pireos’un arsasında. Belleğimde kalan sahneler 1960’lı yılların başından ve ortalarından.

O terzi dükkanı aynı zamanda bir sohbet yeriydi. Salahattin Galip’in o yıllarda bir istida bürosu vardı, karşı tarafta, avukatlar sokağında, “Azınlık Postası” gazetesini çıkarıncaya kadar. Salahattin abiyi sık sık o terzi dükkanında görürdüm, terzi Raif, Halibram ve daha başka kişilerle sohbet ederken.

Halibram abi daha sonra Almanya’ya çalışmaya gitti, pek çok Batıtrakyalı gibi. Almanya’dan kopuşamadı, oradan emekli oldu, orada öldü. Ama her yaz tatilde Gümülcine’ye geliyor ve karısının köyü Bulduklu’da kalıyordu.

Halibram abinin benim yaşamımı nasıl etkilediğini ve nasıl yönlendirdiğini bildiğini sanmıyorum, benim de bunu sağlığında kendisine anlatma fırsatım olmadı. Bir minnet, bir teşekkür borcu söz konusu. Olayı ölümünden sonra anlatayım, orada gittiği yerde sesimi duyar umuduyla.

İlkokulu bitirirken ve bitirdikten sonra anacığıma dayatıyorum, ben okuyacağım diye. Anam kararsız, o zaman anlamıyorum kararsızlığının nedenini ve isyan ediyorum. İki çocuk anası, dul, ailede bir de ayağı sakat anneanne var, ve servet sıfır, başımızı koyacak bir evin dışında. İcarla alıp anamın tek başına işlediği 3 dönüm tütün tek gelir kaynağı. Bakkaldan borç defteriyle tütün satımına veresiye alışveriş yapıyoruz. Anam tez elden bir baltaya sap olmamın yollarını araştırıyor ve böylece çalışmaya ve para kazanmaya başlamamın. Okursam, kafasında meslek okulu var. O sıralar Gümülcine’deki meslek okulu Edison pek meşhur. İlgili bilgilere erişim ve bilgili kişilere danışma olanağı yok. Anacığım benim durumumu en çok komşumuz olan ve piyasayı bilen Koca Halil’in Halibram ile tartışıyor.

Ben Türkiye’de okumak istiyorum. O sıralar Türkiye’deki ortaokul-liselere 3-5 kişilik parasız yatılı kontenjan var. O öğrenciler Gümülcine’de yapılan sınavlarla belirleniyor. Daha çok öğrenci alınan öğretmen okullrı için sınavlar oluyor. Anam beni Türkiye’ye salmak istemiyor, sınavlara yazdırmıyor. Kendimi artık Edison meslek okulunun öğrencisi olarak hayal ediyorum. Mübarek okul pek te uzak, ta Kulaklı Yolu’nda. Bilgi topluyorum, elektrikçi mi olacağım, araba tamircisi mi. Bir de Celal Bayar var, ama her nedense o önceleri pek tartışılmıyor. Türkiye fırsatı kaçınca ben Celal Bayar’ı düşünmeye başlıyorum. Anam da Edison üzerinde ısrar etmekten vazgeçiyor. Sonra anlatmıştı, kendisini Halibram abi ikna etmiş. Edison’la Celal Bayar’ı karşılaştırmış, anama Celal Bayar’ın avantajlarını sıralamış. Anam anlatırdı Halibram abinin saydığı ve kendisinin fikir değiştirmesine neden olan bu avantajları, aklımda değil şimdi. Özetle Halibram abi Celal Bayar’ın önü açık bir yol sunduğunu söylemiş. Gayet doğru ve yerinde bir gözlem. Böylece Halibram abi sayesinde Celal Bayar’a karar çıktı.

Karar çıktı ama... Ortaokullara sınavla giriliyor o zamanlar. Sınavlara yazılmak gerek. Sınavlara herkes yazılmış diye duyuyorum, biz ise tarlada tütün ekiyoruz. Anam pek oralı değil, gidip beni yazdırmıyor. Bir sabah bu konuda anamla kavga ediyorum tütün tarlasında, git Celal Bayar’a beni sınavlara yazdır, mühlet doluyor, bu sınavları da kaçıracağım diye. Elimde su tenekesi, anamın ektiği fideleri suluyorum, tenekeyi şöyle bir yere çaldığımı hatırlıyorum öfkeyle, ya beni yazdırmaya gidersin, ya da ben tarlada çalışmayı bırakıyorum.

Bu tepkim üzerine anam tütün ekmeyi bıraktı. Elini yüzünü kuyu suyuyla yıkadı, beline doladığı feracesini çözüp saldı ve ayağının çamuruyla Orta Yol’daki tarladan kasabanın yolunu tuttu.

Celal Bayar’a gidip beni yazdırmış. Sınavlara yazılma mühleti bir gün önce dolmuş ve müdür Kalifatidis önce dilekçeyi kabul etmek istememiş. Onunla nasıl çatıştığını anlattı, sonunda müdür süredışı olmasına rağmen benim dilekçemi kabul etmiş. Giriş sınavları bir hafta sonra yapıldı, kazananların listesinde benim de adım vardı. Mutluydum.

Artık Celalbayarlıydım ve mutluydum. Sonra 28 Ekim yortusu ve resmî geçit için hazırlıklar başladı. Bizim 1. sınıftan beni bayrak altına koydular. Niye beni? Giriş sınavlarında en yüksek notu sen aldın dediler. Mutlu oldum.

Bu okul beni her nedense çok mutlu ediyordu.

29/11/2017



İbram Onsunoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder