7 Ocak 2018 Pazar

KOMOTİNİ PAPERS - 1: Kapıda kırmızı bir zarf



ÖYKÜ

Sabahın körüydü. Kız arkadaşımın şarkı söylediği bardan çıkıp, çorba içmek için paçacıya girerken cep telefonuma bir mesaj geldi: “Kapına kırmızı bir gül bıraktım”. Gönderen numarayı aramayı denedim, aranmıyor. Şu internet üzerinden gönderilen mesajlardandı belli ki. İşkembe çorbasını yarım bırakıp, hesabı ödedim. Kız arkadaşım “Ne oluyor?” der gibi baktı. “Kalk”, dedim, “eve gitmemiz lâzım”.

Eve vardığımızda kapıyı yavaşça açıp, etrafı kolaçan ettim. Işıkları yaktığımda yerde, kırmızı bir zarf buldum. Üzerinde, gümüşî renkte “Kırmızı bir gül niyetine” yazıyordu. “Acaba şu eski başbakan Lukas Papadimos’a gönderilen ‘bombalı’ zarflardan mı?” diye düşünüp panikledim. Sonra cep telefonumu kız arkadaşıma verip, “Bana bir şey olursa aldığım son mesaj bu telefonda” deyip, evden uzaklaştım. Evin az ilerisindeki Gümülcine otogarının önünde mektubu açtım. İçinden, a4 kâğıtlara aktarılmış, üzerinde “KOMOTİNİ PAPERS – ÇOK GİZLİ” ibaresi bulunan bazı evraklar çıktı. Son sayfaya vardığımda, el yazısıyla “Bunlar devede kulak. Evrakların devamını istiyorsan, Pazartesi sabahı saat 08:15’te .... adresine TEK BAŞINA gel ve şimdilik kimseye bundan bahsetme.” notunu buldum.



KOMOTİNİ PAPERS

ÇOK GİZLİ
İŞİMİZE YARAYACAK GAZETECİ KILIKLI BİR SAHTEKÂR


Rodop ilinde yaşayan ve gazeteci kılığına bürünmüş ..... ...... isimli şahsın, bu kimliğini kullanarak bölgedeki diğer –Türk ve Yunanlı– gazetecilerle, diplomatlarla, işadamlarıyla ve esnafla yakın temas kurduğu ve kendi menfaatleri doğrultusunda ilginç faaliyetlerde bulunduğu tespit edilmiştir.
Bu faaliyetler arasında:
1. Türk Azınlık mensuplarının kuruluşlarının Yunan basınına kapalı olarak gerçekleştirdiği toplantılardan, Yunan basınına bilgi sızdırma;
2. Azınlık siyasîlerinin özellikle Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretler esnasında yaptığı görüşmelerin detaylarını, fotoğraf ve ses kaydı gibi belgelerle Yunan istihbaratına ve Yunan medyasına paslama;
3. Özellikle Türk konsolosluğundaki yetkililerle ve diplomatlarla kurduğu yakın temaslar vesilesiyle, buradan aldığı bilgileri Yunan Dışişleri yetkililerine aktarma (ve yine aynı şekilde tam tersi);
4. Postayla gönderilmesi sakıncalı olan bazı resmî devlet evraklarını alıp Atina, Selânik, İstanbul, Ankara gibi şehirlerdeki devlet dairelerine elden götürme;
5. Gece yarısı in-cin top oynarken, bölgede yaşayan iki toplumun huzurunu bozacak sloganları duvarlara yazma ve ertesi gün bunları basına paslayarak bölgede gerginlik yaratma;
(...)
Yukarıda verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere, bu şahıs, gerek konumu, gerekse yetenekleri bakımından arayıp da bulamayacağımız cinsten biridir. Üstelik edindiğimiz bilgilere göre, çok da cüzi miktarlar karşılığında bu işleri zevkle yapmaktadır.
Genel Merkez’e önerimiz, bu şahsı bölgemizdeki kendi faaliyetlerimizde kullanmak üzere safımıza kazanmaktır. Fakat bunun aşağıda anlatacağımız gibi bazı sakıncaları vardır.
Bu kişi, çalıştığı kurum ve örgütleri gizlemek yerine bunlarla çalıştığını açıkça söylemekte, hatta aldığı miktarı bile –genellikle abartarak– kenarda köşede anlatmaktadır. Bu bizim devletimizin geleneğine aykırıdır. Bu sebeple bunun için ayrıca önlemler almamız gerekmektedir.
Yaptığı patavatsızlıkların bir örneğini, Dimitrov arkadaşın raporundan aktarıyorum.
“Gümülcine’nin meşhur tavernalarından ‘Çukur Meyhane’ Salı akşamı, söz konusu şahsın doğum günü vesilesiyle komple kapatılmıştır. Gecede Türk azınlık mensubu saygın esnaf, işadamı, gazetecilerin ötesinde, Türk konsolosluğu çalışanları ve Başkonsolos da davetliler arasındadır. Gece boyunca çeşitli içkiler içilmiş, Türkçe ve Yunanca şarkılar eşliğinde danslar edilmiş, ilerleyen saatlerde dev turta kesilmiş ve doğum günü kutlanmıştır.
Herkes dağıldıktan sonra alınan bilgi 1200 €’luk hesabın ödenmediği ve söz konusu şahsın, işletme sahibine ‘Kim buradaydı, görmedin mi? Başkonsolos. Hesabı yarın gidip Başkonsolosluktan alacaksın’ dediği kaydedilmiştir.
Elde ettiğimiz bilgilere göre, işletme sahibi ertesi gün Konsolosluğa gidip ödemenin yapılmasını istemiştir. Fakat kendilerine böyle bir ödeme emri gelmediğini öğrenince şok olmuştur. O sırada Konoslosluk çalışanı ....... Bey, söz konusu şahsı telefonla aramış, telefonda ‘Yok abi, ben bu sabah hesabı orada çalışan Hasan isimli çocuğa ödedim’ cevabını almıştır. Bu cevap karşısında işletme sahibi, ‘Bizim hiçbir zaman Müslüman çalışanımız olmadı’ diyerek sinirli bir şekilde Konsolosluktan ayrılmıştır.
Daha sonra Konsolosluğun bu miktarı ödediği yönünde söylentiler dolaşsa da, bunu onaylatamadık”.
Tabii, söz konusu şahsın sahtekârlığına dair raporlar bununla sınırlı değil. Örneğin Nikolay arkadaşın raporu şöyle:
“Söz konusu şahıs evine ısınma yakıtı almış ve yaklaşık 700 € tutarındaki hesabı aylarca ödememiştir. Bunun üzerine Akaryakıt Bayii Sahibi kapısına dayanmış ve bağırıp çağırmaya başlamıştır. Mahalleli n’oluyor diye ayağa kalkışınca, söz konusu şahsın kayınvalidesi ‘Bir şey yok canım, Konsolosluğa gaz almışlar da ödememişler, onun parasını bizim damattan istemeye gelmişler’ demiştir. Oysa Konsoloslukta akaryakıt değil de klima kullanıldığını bilmeyen yoktur bölgede.”
Yani sayın Başkanım, bu tür olası patavatsılıkları karşında rezil olmanın ötesinde ortaya çıkma durumumuz da söz konusudur. Ama yine de bize getireceği bilgileri, bölgedeki faaliyetlerimizde bize sağlayacağı katkıları göz önünde bulundurursak, bu şahsın değerlendirilmesinin ülkemiz ve merkezimiz adına faydalı olacağını düşünüyoruz.

Lyuda


Tam da o sırada kız arkadaşım gelip ne olduğunu sordu. “Yok bir şey” deyip geçiştirmeye çalıştıysam da, kıskançlık nöbetlerine girdi. Rusça bilmediğinden, bu zarfın içinden çıkanları bana yazılmış bir aşk mektubu sanıyordu. Onu yatıştırmam uzun sürdü.

Şimdi kafamda tek soru vardı. Bu bir tuzak olabilir miydi? O adrese gitmeli miydim? Yatakta bir sağa bir sola kıvranıyordum. Kız arkadaşım uyuduğunda, onu uyandırmamak için yavaşça yataktan kalktım ve bilgisayarımın başına geçtim. Önce tüm bu olan-biteni not ederek, “Başıma bir şey gelirse” başlıklı bir dosya oluşturdum. Bilgisayarımın şifresini benim dışımda kız arkadaşım ve gazeteden arkadaşım Miço biliyorlardı. Açıp bakabilirlerdi. Anlatımı bitirdiğimde kız arkadaşımın yanına gidip, uzandım. Öyle güzel uyuyordu ki!


Mustafa Çolakali

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder