4 Ocak 2018 Perşembe

TALİMAT - Mebus İlhan Ahmet’le uğraşmaya devam ederken -II-



GÜNDEMİ YORUMLARKEN


Türkiye’de faşizm sivrildikçe, onun Azınlığa yansıması birkaç kat fazla olur. Azınlık Türkiye’nin bir mikrografisidir, ama Azınlıkta özgürlüklerin durumu Türkiye’dekinden daima daha kötüdür. Azınlık ile Türkiye arasındaki ilişkileri ve bu çerçevede Türkiye’nin azınlıksal yaşamı etkilediği alanı kastediyorum. Bu alan çok geniştir. Yunan Yönetimi ile ilişkilerimiz ayrı bir konu. Ama gariptir, özgürlükler konusunda asıl sorun çoktandır Türkiye ile yaşadıklarımızdır. Tabuları kıramayan azınlık insanının susup konuşmadığına ve tepki vermediğine bakmayın ve bu dış görünüşten bir sonuç çıkarmaya koşmayın.

RT Erdoğan’ın 8 Aralık Gümülcine ziyareti korkunç bir tantana ve şov için hazırlandı. Bilindiği gibi Reis böyle şeylere bayılır. Yunan Yönetimi de buna göz yumdu, hatta teşvik etti. Fiyaskoyu öngördüğü için mi? Örneğin, Gümülcine’deki evimin yanıbaşındaki Kırmahalle camiinde özel olarak Türkiye’den getirilen imamın Kudüs’le ilgili hutbesi, AKP ve Erdoğan’ın Kudüs politikası, minaredeki megafonlar aracılığıyla tüm Gümülcine kentine dinletildi. Şimdi Kudüs politikasının doğruluğu başka şey, bunu şov haline getirmek ve misafirliği suistimal etmek başka şey. Türkiye’den getirilen yüzlerce koruma görevlisi ve otobüsler dolusu şakşakçıları çıkaracak olursak, Azınlıktan şova katılım bin kişiden çok fazla değildi, haydi bilemedin iki bin. AKP ve yan örgütlerinin Azınlıkta bunca beslemelerine rağmen. Mebus İlhan Ahmet’in “yalnızca Yunanlılar için” (!) yaptığı yorumuna göre, “Azınlıktaki durumları kötü niyetle sorgulamaya gelen birine azınlık insanı bu hakkı vermemişti” ve onu cezalandırmıştı.

Bir başka örnek. 15 Temmuzdan ve daha eskilerden bu yana, Azınlıkta Ana Vatandan gelen cezaların en ağırlarından biri olarak kabul edilen Türkiye’ye giriş yasağı, Türkiye’deki ağırlaştırılmış müebbete eşittir, 200’leri çoktan aşmış ve 500’lere doğru yol alırken, Türkiye’deki nüfus göz önüne alınıp karşılaştırıldığında, oran olarak oradaki darbe ve terör gibi suçlama ve iftiralarıyla gerçekleşen cezalandırmaların birkaç katına ulaşmış bulunmaktadır. Azınlıkta özgürlüklerin durumu, Türkiye’dekinden daima daha kötüdür.

Mebus İlhan’ın dava ettiği iki “gazeteci”, hem Mustafa Çolak (ve BARİKAT isimli blog’u), hem de Kamil Sıcakemin (ve iki blog’u), Koca Kapı’nın istenmeyenler listesindedirler, bunu bilmeyen yok. Aleyhlerinde açılan davaları bu durumla ilişkillendirmemek mümkün değil. Bu ilişki ister aktif, isterse pasif olsun. İster gerçek olsun, ister olmasın. Siyasette “Sezar’ın karısı” misali, “namuslu olması yetmez, namuslu görünmesi de gerekir.” Koca Kapı tarafından istenmeyen, cezalandırılmak, yerle bir edilmek ve yok edilmek için fırsat kollanan kişileri dava edersen ilk karşılaşacağın soru, “talimatla mı yaptın?” olacaktır. Bundan kaçınamazsın. Bunu belki kimse korkudan yüzüne karşı söyleyemeyecektir, ama içinden herkes düşünecektir. Bir de AKP iktidarı döneminde Öte’de Azınlığın tek seçicisi olmuş ve burada konsolosların bile titrediği Halit Eren’le senin çatrafilli ilişkilerini bilenlerin söyleyecekleri var. Adama sorarlar, Halit Eren’in tetikçiliğini mi yapıyorsun diye.

Son dönemde Koca Kapı’ya bağımlı olmayan ve başınabuyruk eski gazete-dergi ve yeni haliyle blog ve haber-yorum sitesi sahibi olanların tümünün Koca Kapı’ya yakınlığıyla bilinen kişiler tarafından dava edilmiş olmasını tasadüfî bir olay mı sanmamız bekleniyor? “Azınlıkça”nın Evren’i, “Trakya'nın Sesi”nin Abdülhalim’i, “Barikat” blog’unun Mustafa Çolak’ı, iki blog’un yöneticisi Kamil Sıcakemin’i, tüm bu kişiler azınlıkiçi çelişkiler yüzünden mi mahkemelere sürükleniyorlar? Talimatla mı?

“Azınlıkça”nın sahibi Evren Dede, Konsolosluktaki MİT’ten çıkan ve azınlık toplumu içinde yayılan iftiralarla bugün FETÖ’cü damgasını yemiş bulunuyor. Tek kanıt, sahibi Evren Dede’nin kaynatasının Fethullah Hoca hareketinde yer alan Abdullah Aymaz olduğu. Ancak Türkiye’deki kollektif FETÖ hezeyanından önce, Azınlıkça önce Koca Kapı tarafından “satın alınmak” istenmiş, olmayınca kapanması için uğraşılmış, hatta kapanmasını sağlayacak konsolosa ödül bile vaadedilmiştir. Ve Evren’e Türkiye'ye giriş yasağı, 15 Temmuzdan 15 ay önce FETÖ ismi daha kullanılmaya başlamazdan önce gelmiştir, terörist sıfatıyla. Ağzımı bozacağım, Evren’i terörist diye fişlemek için “orospu çocuğu” olmak yetmez, daha aşağılık yetenekler gerek. Sonra öbür yaptırımlar gelmeye başladı, Türk vatandaşı olan karısının pasaportu iptal edildi, kadıncağız burada muhasır kaldı. Azınlıkça’ya mahkeme kararıyla internetten Türkiye’de erişim yasağı kondu ve dergi aleyhinde Konsolosluk ve adamları tarafından yürütülen savaş daha da şiddetlendi. Evren’den başka Azınlıkça’nın diğer iki çalışanına Aydın Bostancı ve Fatih Nazifoğlu’na da Türkiye’ye giriş yasağı kondu. Azınlıkça belki kendi çapında büyük ekonomik kayıplara uğradı, ama okuyucu sayısı azalmak şöyle dursun, gittikçe arttı. Bu başarıda çalışanlarının çok alınteri ve özverisi vardır. Ve son olarak, ortak paydaya gelelim, Sadık Ahmet’in oğlu Levent tarafından dava edildi. Ceza ve tazminat davaları, diğer kişilerde olduğu gibi, hep aynı kalıp.

“Azınlıkça”nın gerçek suçu bağımsız ve başınabuyruk olmasıydı, bu haliyle denetlenememesi ve “kötü örnek” olmasıydı, yılmayıp direnmesiydi, ve üstelik onu batırmak için verilen tüm savaşa rağmen hâlâ ayakta kalıp daha da başarılı olmasıydı. FETÖ’cülük metöcülük, Yunan Yönetimine satılmışlık ve diğer uyduruk şeyler işin süsü. Olayın aslı şuydu: “Koca Kapı’ya bağımlı ve onun denetimi altında olacaksın, yoksa seni yaşatmayız.” Hiç olmazsa şu ana kadar AKP faşizminin Azınlıkça’ya karşı yürüttüğü savaşta galip gelen “Azınlıkça”dır, Azınlığın verdiği destek sayesinde. Ama bu arada dergi, aleyhinde yürütülen kampanya yüzünden matbu halini terketmek ve siyasî makaleleri kesmek zorunda kaldı, son iki yıldır bir internet haber sitesine dönüştü. Faşizmin hedef tahtası olmaktan kurtuluruz umuduyla, ama boşuna. Kapatmayı hedef alan saldırılar devam etti, ama “Azınlıkça” dayandı.

Derin Devletin ve MİT’in ve onlarla birlikte Azınlık Mafyasının çaresizliğini gösteren son gelişme, Evren Dede aleyhindeki MİT raporlarından ibaret “Yeni Akit” gazetesindeki bir hafta önceki o yayındır. İtibarsızlaştırma çabasında son nokta, İlhan Tahsin ile Cengiz Ömer’in kendi blog’larında ve sosyal medyada paylaşmaya koştukları. Ve böylece ilişkilerini ifşa ettikleri. Geçmişte aynı çaresizlik içinde gemleyemedikleri için MİT ve Azınlık Mafyasının itibarsızlaştırma kampanyası doğrultusunda aleyhlerinde benzer rapor yayımlama yoluna başvurduğu kişiler arasında gazeteci Halil Haki ve yazar Aydın Ömeroğlu vardır. Daha ötesi yok. Daha ötesi infaz.

Ben “Azınlıkça”nın kurucu çekirdeği içindeyim, bir yıl sonra genç kuşak dergiyi iyice üstlenince çekilirim diye bu işe girmiştim. On yıl sonra hâlâ oradaydım. Νihayet, benim yazılarım yüzünden derginin daha çok hedef olmasını engellemek amacıyla on yıl sonra orada yazmayı bırakmaya karar verdim. Şahsen faşizmin uslanacağı gibi bir umut taşımıyor idiysem de. Νitekim aradan geçen iki yıl bunu gösterdi. Αma devrileceğine dair umutlarım daima canlıdır.

3/1/2018

son bölüm 2 gün sonra



İbram Onsunoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder